Türkiye’nin sermaye piyasalarında son günlerde yaşananlar, sıradan bir borsa dalgalanması olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi.
Ortada yüzlerce milyar liralık fon büyüklüğü, yüz binlerce yatırımcı, sert hisse hareketleri, tasfiye edilen fonlar, gözaltılar, tutuklamalar ve piyasa manipülasyonu iddiaları var.
Ve şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
Borsada ne oldu?
Daha önemlisi:
Bu sistem nasıl bu noktaya geldi?
BAZI HİSSELERDE 100 KATA VARAN ARTIŞ!
21 Eylül’de ortaya çıkan 19 Ağustos tarihli savcılık yazısı, meselenin boyutunu daha da büyüttü.
Savcılık yazısında bazı hisselerde yaklaşık 100 kata ulaşan fiyat artışlarına ilişkin tespit ve iddiaların yer aldığı ve SPK’dan şirketler, fonlar ve işlemler hakkında kapsamlı inceleme istendiği bildirildi.
Şimdi durup düşünelim.
Bir şirketin hissesi birkaç yılda ekonomik büyümenin, kârlılığın ve şirket değerinin çok üzerinde katlanıyorsa, bunun arkasında ne vardır?
Gerçek bir değer artışı mı?
Yoksa piyasadaki işlemlerle oluşturulan yapay bir fiyat hareketi mi?
İşte soruşturmanın cevaplaması gereken en önemli soru budur.
Çünkü borsada fiyat yükselirken herkes kendisini zenginleşiyor zannedebilir.
Ama fiyatı yükselten mekanizma bozulduğunda, son giren yatırımcı çoğu zaman en ağır faturayla karşı karşıya kalır.
SPK’NIN AÇIKLAMASI DA ÇOK ÇARPICI
SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklamasında, 2025 yılının son çeyreğinde özellikle bazı serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları aracılığıyla, fiili dolaşım oranı düşük hisselerde ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerinin gözlemlendiği belirtildi.
Yani bu mesele dün ortaya çıkmış değil.
SPK’nın kendi açıklamasına göre sorun 2025’in son çeyreğinde görülmeye başlanmış.
Üstelik konu 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında da gündeme gelmiş.
O halde sorulması gereken soru çok basit:
Madem olağandışı hareketler daha önce görülüyordu, neden daha erken ve daha güçlü tedbir alınmadı?
Bu sorunun cevabı, en az soruşturmanın kendisi kadar önemlidir.
130 FON NEDEN TASFİYEYE GİRDİ?
17 Eylül’de SPK çok ağır bir karar aldı.
Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy olmak üzere 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarının işlemleri kapatıldı.
Toplam 130 yatırım fonunun tasfiye edilmesine karar verildi.
Tasfiye süreci için İş Bankası ve Ziraat Bankası görevlendirildi. SPK da 21 Eylül’de tasfiye için öngörülen üç aylık süreyi altı aya çıkardı.
Bu rakamlar küçük rakamlar değil.
Bu, birkaç yatırımcının zarar ettiği sıradan bir borsa hikâyesi hiç değil.
Bu, sermaye piyasasına duyulan güveni ilgilendiren büyük bir olaydır.
ASIL TEHLİKE: PARANIN GERÇEK DEĞERİ
Borsada manipülasyon iddialarının en tehlikeli tarafı, fiyatın gerçek değerinden kopmasıdır.
Bir hisse yükselir.
İnsanlar bakar:
“Demek ki bu şirket çok değerli.”
Bir başkası alır.
Fiyat biraz daha yükselir.
Sonra başkaları gelir.
“Bakın herkes kazanıyor.”
Bu defa daha fazla para girer.
Fiyat daha da yükselir.
Ve bir noktada fiyat artık şirketin gerçek ekonomik durumunu değil, piyasadaki beklentiyi ve birbirini takip eden yatırımcı davranışını yansıtmaya başlayabilir.
İşte o noktada balon büyür.
Ama balonun özelliği şudur:
Şişerken zenginlik hissi verir, patladığında gerçek ortaya çıkar.
PİYASA DÜŞERKEN KİM KAZANDI?
Bence soruşturmanın merkezine konulması gereken soru budur.
Sadece:
“Kim hisse aldı?”
“Kim sattı?”
soruları yetmez.
Şunların da ortaya çıkarılması gerekir:
Hangi yatırımcı hangi fiyattan aldı?
Kim hangi fiyattan sattı?
Fiyat yükselmeden önce kim pozisyon aldı?
Fiyat düşmeden önce kim pozisyonunu boşalttı?
Fonların portföyleri hangi tarihlerde değiştirildi?
Fon yöneticileri ile işlem yapılan şirketler arasında bağlantılar var mıydı?
Para hangi hesaplara aktı?
Kim ne kadar kazandı?
Ve en önemlisi:
Zarar kimin üzerinde kaldı?
Bunların tamamı hukuk içinde ve delillere dayalı olarak ortaya çıkarılmalıdır.
Çünkü burada mesele yalnızca borsadaki birkaç hissenin fiyatı değildir.
Mesele, insanların alın teriyle biriktirdiği paranın güvenidir.
KÜÇÜK YATIRIMCI YİNE Mİ FATURAYI ÖDEYECEK?
Türkiye’de borsa denildiğinde akla çoğu zaman küçük yatırımcı geliyor.
Emekli parasını koyuyor.
İşçi birikimini koyuyor.
Esnaf tasarrufunu koyuyor.
Vatandaş çocuğunun geleceği için parasını değerlendiriyor.
Bunların büyük bölümü piyasadaki karmaşık ilişkileri, fonların portföy dağılımlarını veya düşük dolaşımlı hisselerdeki işlem mekanizmalarını takip edemez.
Vatandaş şuna güveniyor:
“Bu piyasa denetleniyor.”
İşte bu güven sarsılırsa asıl zarar burada başlar.
Çünkü yatırımcı bir kez:
“Borsada fiyatı gerçek değer değil, bazı güçler belirliyor.”
diye düşünmeye başlarsa, sermaye piyasasının geleceği bundan zarar görür.
İŞİN BİR DE MANİPÜLASYON TARAFI VAR
SPK 17 Eylül’de üç şirketin hisselerinde piyasa manipülasyonu iddiasıyla 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu ve iki yıl işlem yasağı uyguladı. Bu şirketler Katılımevim, Gündoğdu Gıda ve Destek Finans Faktoring olarak açıklandı.
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Suçlama başka, suçun kesinleşmesi başkadır.
Soruşturma sonucunu beklemek gerekir.
Ancak iddialar ciddi olduğu için kamuoyunun da ciddi sorular sorması gerekir.
Çünkü sermaye piyasasında manipülasyon gerçekleşmişse bunun mağduru yalnızca bir şirket veya birkaç yatırımcı değildir.
Piyasanın tamamı zarar görür.
DENETİM MEKANİZMASI NEREDEYDİ?
Bence meselenin en kritik noktası burası.
SPK, sorunun 2025’in son çeyreğinde gözlemlendiğini söylüyor.
Finansal İstikrar Komitesi konuyu Aralık 2025’te gündemine alıyor.
Temmuz 2026’da yeni düzenlemeler yapılıyor.
Ağustos ayında rehber değiştiriliyor.
Eylül ayında ise fonların kapatılması ve tasfiye süreci başlıyor.
Öyleyse şu sorunun cevabı mutlaka verilmelidir:
Bu mekanizma neden daha erken durdurulamadı?
Burada kimseyi peşinen suçlamak doğru değildir.
Ama denetim sisteminin nasıl çalıştığını sorgulamak da vatandaşın en doğal hakkıdır.
Çünkü iyi denetim, yalnızca suç ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değildir.
Asıl iyi denetim, tehlikeyi büyümeden görmektir.
BİRİLERİ ÇOK KAZANDIYSA, BİRİLERİ DE ÇOK KAYBETTİ
Borsada matematik acımasızdır.
Birileri olağanüstü kazanç elde ettiyse, bunun karşı tarafında çoğu zaman o fiyattan alıp daha düşük fiyattan satanlar vardır.
Bu nedenle soruşturmanın sadece:
“Kim suç işledi?”
sorusuna değil,
“Paranın yönü neydi?”
sorusuna da cevap vermesi gerekiyor.
Para nereye gitti?
Kim kazandı?
Kim kaybetti?
Kim önceden pozisyon aldı?
Kim sonradan piyasaya girdi?
Kim ne zaman çıktı?
İşte gerçek hikâye burada.
BORSANIN EN BÜYÜK SERMAYESİ PARA DEĞİL, GÜVENDİR
Türkiye’nin güçlü bir borsaya ihtiyacı var.
Şirketler sermaye bulmalı.
Vatandaş yatırım yapmalı.
Tasarruflar ekonomiye kazandırılmalı.
Ama bunun şartı çok açık:
Şeffaflık.
Denetim.
Hukuk.
Eşitlik.
Bir vatandaşın parasını yatırdığı piyasada, bazı kişilerin diğerlerinden daha fazla bilgiye, bağlantıya veya piyasa gücüne sahip olduğu düşüncesi yaygınlaşırsa, güven erir.
Güven erirse yatırımcı çekilir.
Yatırımcı çekilirse piyasa sığlaşır.
Piyasa sığlaşırsa fiyat hareketleri daha sert hale gelir.
Ve sonunda yine küçük yatırımcı zarar görür.
ŞİMDİ SORUMLULAR KADAR SİSTEM DE SORGULANMALI
Kim suçluysa hukuk önünde hesabını vermelidir.
Kim suçsuzsa da zan altında bırakılmamalıdır.
Ama mesele burada bitmemeli.
Çünkü birkaç kişinin cezalandırılması, sistemdeki açıkları otomatik olarak kapatmaz.
Asıl yapılması gereken:
Borsadaki olağandışı fiyat hareketlerini daha erken tespit edecek mekanizmaları güçlendirmek, fonların risklerini daha şeffaf hale getirmek ve yatırımcının parasını koruyacak denetimi etkinleştirmektir.
Çünkü vatandaşın devlete, SPK’ya, Borsa İstanbul’a ve sermaye piyasalarına güvenmeye hakkı vardır.
Bu güveni sarsacak her olayın hesabı da en ince ayrıntısına kadar sorulmalıdır.
Son söz:
Borsada kaybedilen para yeniden kazanılabilir.
Ama kaybedilen güvenin geri kazanılması çok daha zordur.
Bugün Türkiye’nin sermaye piyasalarında cevap bekleyen asıl soru da budur
PARA NEREYE GİTTİ?
İlyas Erbay
