Onlar bu milletin görünmeyenler ordusunun çelik yürekli neferleriydi…
Adları çoğu zaman bilinmedi. Yaptıkları operasyonlar anlatılmadı. Nerede, nasıl ve hangi şartlarda görev yaptıkları kamuoyuna açıklanmadı.
Ama onlar, ömürlerini Türk devletinin bekasına, ülkenin güvenliğine ve sınır ötesindeki operasyonlara adadılar.
İstihbaratçı ve özel harp subayı Kaşif Kozinoğlu da bu isimlerden biriydi.
Bosna’da “Fedai”, Azerbaycan’da “Köroğlu”, Afganistan’da “Türk General”, Türkistan coğrafyasında ise “Hayalet” olarak anıldığı aktarıldı.
Görev yaptığı coğrafyalarda Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda operasyonlarda yer alan Kozinoğlu, hayatının son döneminde ise Silivri Cezaevi’nde tutukluydu.
12 Kasım 2011’de cezaevinde hayatını kaybetti.
Aradan tam 15 yıl geçti.
Ve bugün dosya yeniden açıldı.
Asıl dikkat çekici olan ise soruşturmanın yalnızca Kozinoğlu’nun cezaevindeki ölüm koşullarına değil, aynı dönemde ekrana gelen Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin bazı sahnelerine de uzanmış olması.
Çünkü tarihler arasında insanın ister istemez dikkatini çeken bir yakınlık var.
İKİ TARİH ARASINDAKİ İKİ GÜN
10 Kasım 2011…
Kurtlar Vadisi Pusu’nun 136. bölümü yayınlanıyor.
Bölümde “Kazım Kaşifoğlu” adlı karakter bir hücrede tutuluyor, ardından Yaşar Ağa’ya teslim ediliyor ve ölümle tehdit ediliyor.
İki gün sonra…
12 Kasım 2011.
Gerçek hayattaki Kaşif Kozinoğlu, Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybediyor.
İşte bugün yeniden açılan soruşturmada savcılığın dikkatini çeken noktalardan biri tam olarak bu zamanlama.
Üstelik konu bununla da sınırlı değil.
8 Aralık 2011’de yayınlanan 139. bölümde Kazım Kaşifoğlu’nun ölüm sahnesi ekrana geliyor. Karakter spor yaptıktan sonra nabzının yükseldiğini söylüyor, duş alıyor ve ardından koluna şırıngayla hava enjekte edilerek öldürülüyor. Ölüm, kalp krizi görüntüsüyle ilişkilendiriliyor.
Burada çok önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor:
136. bölüm ile 139. bölüm aynı şey değil.
bölümde ölüm tehdidi var.
Gerçek Kozinoğlu’nun ölümü ise iki gün sonra gerçekleşiyor.
bölümde ise Kaşifoğlu’nun gerçek ölüm sahnesi, Kozinoğlu’nun ölümünden haftalar sonra yayınlanıyor.
İşte bütün bu kronoloji, bugün soruşturmanın yeniden gündeme taşıdığı soruların başında geliyor.
“TESADÜF” DEMEK DE “CİNAYET” DEMEK DE YETMEZ
Şimdi asıl meseleye gelelim.
Bu zamanlama çok dikkat çekici mi?
Evet.
Soruşturulmaya değer mi?
Kesinlikle.
Peki buradan “Kurtlar Vadisi ekibi Kozinoğlu’nun öldürüleceğini önceden biliyordu” sonucuna ulaşabilir miyiz?
Henüz hayır.
Çünkü böyle bir iddia için çok daha somut delillere ihtiyaç var.
Senaryo ne zaman yazıldı?
Kaşifoğlu karakterinin hikâyesi ne zaman oluşturuldu?
Senaristlere bu konuda herhangi bir bilgi ulaştı mı?
Ulaştıysa kim ulaştırdı?
Kozinoğlu’nun cezaevindeki gerçek durumu hakkında kimlerin bilgisi vardı?
Dizideki kurgu ile cezaevindeki gerçek olaylar arasında doğrudan bir bilgi aktarımı oldu mu?
İşte soruşturmanın cevaplaması gereken sorular bunlar.
Nitekim savcılık, dizinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’ın ifadelerine “bilgi sahibi” sıfatıyla başvurdu. Raci Şaşmaz ise ifadesinde dizinin açık kaynaklardan yararlanılarak kurgulandığını ve Kaşifoğlu karakterinin Kozinoğlu’nun ölümüne bağlı olmadığını savundu.
Dolayısıyla bugün için hüküm vermek değil, soruları doğru sormak gerekiyor.
SORUŞTURMA SADECE DİZİYE BAKMIYOR
Dosyanın önemli taraflarından biri de bu.
Soruşturmanın odağında yalnızca “Kurtlar Vadisi bunu nasıl biliyordu?” sorusu yok.
Kozinoğlu’nun ölümünden önceki son saatleri de yeniden inceleniyor.
Cezaevindeki kamera kayıtları…
112 kayıtları…
Hastane belgeleri…
Acil müdahalenin zamanlaması…
Ölümün kesin nedeni…
Üçüncü kişilerin müdahalesi olup olmadığı…
Ve olası başka deliller…
Kozinoğlu’nun mezarı da yeniden açıldı. Mezardan alınan kemik, toprak ve diğer örneklerin Adli Tıp Kurumu tarafından incelenmesi ve sonuçların cezaevi kamera görüntüleri, 112 kayıtları ve hastane belgeleriyle birlikte değerlendirilmesi bekleniyor.
Yani artık mesele yalnızca bir televizyon dizisindeki sahne değildir.
Mesele, 2011 yılında Silivri Cezaevi’nde bir devlet görevlisinin nasıl öldüğünün bütün yönleriyle aydınlatılmasıdır.
GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARACAK OLAN SENARYO DEĞİL, DELİLDİR
Benim açımdan en önemli nokta budur.
Kozinoğlu’nun ölümünü çevreleyen şüpheler varsa bunların cevabı komplo teorilerinde değil, delillerde aranmalıdır.
Dizideki sahneler elbette incelenmelidir.
Zamanlamalar karşılaştırılmalıdır.
Senaryonun yazım tarihi araştırılmalıdır.
Kimlerin hangi bilgilere eriştiği ortaya çıkarılmalıdır.
Ama nihai hükmü bir televizyon dizisinin sahnesi değil, hukuk ve somut deliller vermelidir.
Çünkü aksi halde gerçek ile kurgu birbirine karışır.
Ve bundan en fazla zarar gören yine gerçek olur.
BU VATANIN SERDEN GEÇENLERİ
Kaşif Kozinoğlu’nun hayatı ve görevleri hakkında anlatılanlar, onu Türkiye’nin görünmeyen cephelerinde görev yapmış isimlerden biri olarak hatırlatıyor.
Bu insanlar, devletin güvenliği için yaptıkları işlerin önemli bölümünü kamuoyuna anlatamadan yaşadılar.
Kiminin adı hiç duyulmadı.
Kiminin yaptığı görev yıllarca gizli kaldı.
Kiminin hayatı ise ancak ölümünden sonra tartışılmaya başlandı.
Kaşif Kozinoğlu da onlardan biriydi.
Bugün yapılması gereken, onun hakkında efsaneler üretmek değil; ölümünün üzerindeki bütün soru işaretlerini hukuk içinde ortadan kaldırmaktır.
Eğer ölümünde suç varsa, kim işlemiş olursa olsun ortaya çıkarılmalıdır.
Eğer üçüncü kişilerin müdahalesi varsa delilleriyle ortaya konulmalıdır.
Eğer yoksa, bu da yine bağımsız ve ikna edici bir soruşturmayla ortaya konulmalıdır.
Çünkü adaletin görevi bir senaryoyu doğrulamak ya da bir komployu kanıtlamak değildir.
Adaletin görevi gerçeği bulmaktır.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünün üzerinden 15 yıl geçti.
Şimdi dosya yeniden açılmış durumda.
Belki yıllardır cevapsız kalan soruların cevabı bulunacak.
Belki de yıllardır konuşulan bazı iddiaların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkacak.
Ama her iki durumda da Türkiye’nin ihtiyacı olan şey aynı:
Gerçek.
Ve gerçek ortaya çıkmadan bu dosya kapanmamalıdır.
Başta Kaşif Kozinoğlu olmak üzere, vatan ve devlet uğruna hayatını ortaya koyan bütün isimsiz kahramanlarımızı rahmet, saygı ve minnetle anıyorum.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Çünkü bazı insanlar bir ömür yaşar…
Bazıları ise bir ömrü vatan için feda eder.
İlyas Erbay
