Geçtiğimiz aylarda bir yazı kaleme almıştım.
Yazımda, HÜDA-PAR Genel Başkanı’nın Eylül 2024’te Anayasa’nın 4. maddesiyle ilgili bir programda kullandığı, “Ahmağa anlatır gibi tek tek söyledim, buna rağmen anlamamakta ısrar ediyorlar” sözünden hareketle bir değerlendirme yapmıştım.
O yazıda, KARDEMİR’in 17. Toplu İş Sözleşmesi imza töreninde KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’in yaptığı konuşmaya da atıfta bulunmuştum.
Demir, törende; “Bütün kem gözlere, kem sözlere, dışarıdan gazel okuyanlara inat bizler bu adımın ülkemiz için, Kardemir için, Karabük için ne kadar hayırlı olduğunu, el ele ispat edeceğiz.” demişti.
O dönem KARDEMİR’le ilgili çeşitli spekülasyonlar vardı ve konunun muhatapları da törende hazır bulunuyordu.
Ben de o gün bu sözleri, kabaca;
“Ahmağa anlatır gibi tek tek söyledim, anlamak istemeyenler anlamamakta ısrar eder mi bilmem.” mesajı olarak değerlendirmiştim.
Çünkü bazen söylenen sözden çok, neden söylendiği önemlidir.
Bir şeyi bir kez anlatırsınız, anlaşılmaz.
İki kez anlatırsınız, başka yere çekilir.
Üç kez anlatırsınız, farklı anlamlar yüklenir.
Sonunda insan ister istemez;
“Acaba ben mi anlatamıyorum, yoksa karşı taraf anlamamakta mı ısrar ediyor?”
diye düşünür.
İşte bugün yine aynı noktadayız.
Yine anlatacağız.
Hem de mümkün olduğunca açık, sade ve anlaşılır biçimde.
Yine ahmağa anlatır gibi anlatalım.
Ama bu kez konu KARDEMİR değil.
Bu kez konu Karabük Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri.
ODA SEÇİMİ Mİ, SİYASİ SEÇİM Mİ?
Önümüzde bir Ticaret ve Sanayi Odası seçimi var.
Normal şartlarda ne olması gerekir?
İş dünyasının kendi içerisinde bir yarış…
Sanayicinin, tüccarın, esnafın ve iş insanlarının kendilerini kimin daha iyi temsil edeceğine karar vermesi…
Projelerin, yatırımların, istihdamın ve Karabük ekonomisinin geleceğinin konuşulması…
Yeni yatırımlar nasıl gelecek?
Sanayi nasıl büyüyecek?
KOBİ’lerin sorunları nasıl çözülecek?
Organize sanayi bölgeleri nasıl geliştirilecek?
Lojistik imkanlar nasıl artırılacak?
Yeni pazarlar nasıl bulunacak?
Kısacası proje ve vizyon konuşulacak.
Fakat bugün kamuoyunda konuşulanlara baktığımızda, meselenin başka bir boyutu da öne çıkıyor.
Siyasetin oda seçimlerine müdahil olduğu yönündeki iddialar.
Kamuoyunda, AK Parti Karabük eski İl Başkanı Ömer Ayar’ın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığına aday olacağı ve bazı siyasi isimler tarafından desteklendiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Burada özellikle altını çizelim.
Bunlar kamuoyunda konuşulan ve değerlendirilen iddialardır.
Kim, kimi destekliyor?
Kim, kimin yanında?
Kim, hangi adayın arkasında?
Bunların gerçek boyutunu süreç içerisinde kamuoyu görecektir.
Benim üzerinde durduğum asıl mesele ise bundan biraz daha farklı.
SİYASETİN DE, ODANIN DA KENDİ İŞİ VAR
Siyaset kurumunun görevi belli.
Şehrin sorunlarını çözmek.
Yatırım getirmek.
İstihdam oluşturmak.
Sağlık hizmetlerini geliştirmek.
Ulaşım sorunlarına çözüm bulmak.
Sanayicinin ve esnafın önünü açmak.
Karabük’ün Ankara’daki sesi olmak.
Kısacası;
“Bugün Karabük için ne yaptım, yarın ne yapabilirim?”
diye düşünmek.
Ticaret ve Sanayi Odası’nın görevi ise başka.
İş dünyasını temsil etmek.
Üyelerinin sorunlarını gündeme taşımak.
Ticaretin ve sanayinin gelişmesine katkı sağlamak.
Yeni yatırımların önünü açmak.
Karabük ekonomisinin büyümesi için çalışmak.
İşte tam da burada sınırın net olması gerektiğini düşünüyorum.
Elbette siyasetçilerin kişisel tercihleri olabilir.
Bir adayı beğenebilirler.
Bir adaya destek verebilirler.
Bunda demokratik açıdan tartışılabilecek farklı boyutlar elbette vardır.
Ancak Ticaret ve Sanayi Odası bir siyasi partinin yan kuruluşu değildir.
Bir siyasi partinin teşkilatı hiç değildir.
Oda, Karabük iş dünyasının ortak çatısıdır.
Bu nedenle oda seçimlerinin mümkün olduğunca iş dünyasının kendi iradesiyle şekillenmesi, hem oda açısından hem de şehir açısından daha sağlıklı bir görüntü oluşturur.
KARABÜK’ÜN GERÇEK GÜNDEMİ
Şimdi bir de şu soruyu soralım:
Karabük’ün gerçekten en önemli gündemi Ticaret ve Sanayi Odası seçimi mi?
Yoksa siyaset kurumunun önünde çözülmeyi bekleyen çok daha büyük meseleler mi var?
Mesela Eskipazar Devlet Hastanesi…
Önce bir alana yapılan, ardından heyelan riski nedeniyle kullanılamaz hale gelen ve daha sonra başka bir alanda yeniden yapılmaya başlanan hastane konusunda kamuoyunun zihninde hâlâ soru işaretleri bulunuyor.
Ortaya çıkan kamu zararı iddiaları varsa bunun hesabı sorulmayacak mı?
Ne kadar kaynak harcandı?
Neden ilk yatırım kullanılamadan kaldı?
Sorumluluğu bulunanlar varsa bunun hesabı kamuoyuna açıklanmayacak mı?
Bir diğer konu Yenice-Karabük yolu.
Yıllardır konuşulan, vatandaşın, taşımacının, sanayicinin ve bölge insanının çözüm beklediği bir mesele.
Bu yolun durumu Karabük’ün ekonomisini ilgilendirmiyor mu?
Elbette ilgilendiriyor.
Eskipazar OSB ve Lojistik Merkez de aynı şekilde Karabük’ün geleceği açısından kritik başlıklar.
Yatırımcıların önünün açılması, altyapının geliştirilmesi, lojistik imkanların güçlendirilmesi ve yeni yatırımların Karabük’e kazandırılması için siyaset kurumunun daha fazla çaba göstermesi gerekmiyor mu?
Elbette gerekiyor.
Bunun yanında;
Karabük’ün istihdama ihtiyacı var.
Gençlerin kentte kalabilmesi için yeni iş alanlarına ihtiyacı var.
Sağlık yatırımlarının güçlendirilmesine ihtiyaç var.
Ek hastane hizmet binası konusunda beklentiler var.
Milletvekili sayısının yeniden üçe çıkarılması konusunda beklentiler var.
Yeni yatırımlara ve üretim alanlarına ihtiyaç var.
İşte siyaset kurumunun enerjisini asıl bu başlıklara yoğunlaştırması gerektiğini düşünüyorum.
Bütün bunlar dururken Ticaret ve Sanayi Odası seçiminde kimin yanında durulduğu üzerinden yürüyen bir siyasi tartışmanın şehrin ana gündemine dönüşmesi bana göre doğru değil.
ODA BAŞKANINI KİM BELİRLEMELİ?
Benim meselem herhangi bir adayın kişiliğiyle, siyasi geçmişiyle veya aday olup olmamasıyla ilgili değil.
Kim aday olur?
Ömer Ayar olur.
Fatih Çapraz olur.
Bir başkası olur.
Birden fazla aday çıkar.
Hepsi demokratik hakkıdır.
Kim seçilir?
O da sandıktan çıkar.
Benim itirazım başka.
Oda seçimlerinin siyasi bir yarış görüntüsüne dönüşmesine itirazım var.
Çünkü Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı sadece bir siyasi grubun değil, Karabük’teki bütün iş dünyasının temsilcisidir.
Farklı siyasi görüşlerden iş insanları vardır.
AK Partili olan vardır.
CHP’li olan vardır.
MHP’li olan vardır.
İYİ Partili olan vardır.
Hiçbir partiyle bağı olmayan vardır.
Siyasetten özellikle uzak duran vardır.
Ama hepsinin ortak noktası bellidir:
Ticaret yapmak, üretmek, istihdam sağlamak ve Karabük ekonomisine katkıda bulunmak.
O halde oda başkanını da mümkün olduğunca iş dünyasının kendi iradesi belirlemelidir.
YİNE AHMAĞA ANLATIR GİBİ…
Şimdi meseleyi bir kez daha, en sade haliyle anlatalım.
Ticaret ve Sanayi Odası seçimi yapılacak.
Adaylar çıkacak.
Projelerini anlatacak.
İş dünyası dinleyecek.
Üyeler oy verecek.
Sandık kurulacak.
Sonuç çıkacak.
Kazanan göreve gelecek.
Bundan daha doğal ne olabilir?
Ama işin içine siyasi güç, siyasi destek, siyasi hesap ve siyasi kamplaşma girdiği görüntüsü oluşursa, işte o zaman mesele değişir.
Çünkü oda artık yalnızca bir seçim yaşamıyor gibi görünür.
Siyasi bir mücadelenin alanına dönüşüyor algısı oluşur.
Bunun da Karabük iş dünyasına faydası yoktur.
İş insanı siyasi kavga değil, istikrar ister.
Yatırımcı siyasi hesap değil, öngörülebilirlik ister.
Sanayici siyasi tartışma değil, üretimin önünün açılmasını ister.
Esnaf siyasi slogan değil, işlerinin büyümesini ister.
Karabük ise daha fazla yatırım, daha fazla üretim ve daha fazla istihdam ister.
Birileri; “Ne var bunda?” diyebilir.
Olabilir. Ben yine anlatırım.
Birileri; “Siyaset herkesin hakkıdır.” diyebilir.
Elbette birileri; “Adayı desteklemek suç mu?” diye sorabilir.
Hayır.
Ben zaten bunun suç olup olmadığını tartışmıyorum.
Ben başka bir şey soruyorum:
Her yapılabilen şey, yapılması gereken şey midir?
Asıl mesele budur.
Siyasetçinin bir adayı desteklemesi kendi tercihidir.
İş dünyasının kendi başkanını seçmesi ise kendi iradesidir.
Ancak bu iradenin siyasi baskı altında kaldığına dair bir algının dahi oluşması, Karabük adına sağlıklı değildir.
Çünkü Ticaret ve Sanayi Odası’nın kapısından içeri girerken siyasi parti rozeti değil, Karabük’ün ticareti ve sanayisi girmelidir.
Orada konuşulması gereken parti değil, proje olmalıdır.
Kişiler değil, vizyon tartışılmalıdır.
Siyasi hesaplar değil, Karabük’ün ekonomik geleceği konuşulmalıdır.
O yüzden bir kez daha söyleyelim.
Yine ahmağa anlatır gibi anlatalım.
Karabük’ün siyasetçiye ihtiyacı var.
Ama oda seçimini dizayn eden siyasetçiye değil; Karabük’ün sorunlarını çözen siyasetçiye ihtiyacı var.
Karabük’ün iş dünyasının da bir oda başkanına ihtiyacı var.
Ama siyasi destekle güçlenen bir başkana değil; iş dünyasının desteğiyle seçilen, Karabük’ün ticaretini ve sanayisini büyütmeye odaklanan bir başkana ihtiyacı var.
Çünkü oda seçimlerinin sahibi siyaset değil, iş dünyasıdır.
Sandık kurulduğunda sözü söyleyecek olan da yine üyeleridir.
Gerisi sandığın işi.
Ve sandık…
Kimin ne olduğunu herkese anlatır.
