Bir ülkede adalete olan güven azalmışsa, gelir dağılımı bozulmuşsa, enflasyon yüksekse
Ve bu üç sorun aynı anda ve uzun süre devam ediyorsa; toplumsal bütünlük ve kalıcı toplumsal barış ciddi biçimde zayıflar.
Çünkü üçü birbirini besleyen bir zincir oluşturur.
Adalete olan güven düşükse: İnsanlar haklarının mahkemeler ve kurumlar tarafından korunacağına inanmaz. Haksızlığa uğradığını düşünen vatandaşın sisteme bağlılığı zayıflar.
Gelir dağılımı çok bozuksa: Toplumda “bazıları ne yaparsa yapsın kazanıyor, bazıları ne kadar çalışırsa çalışsın geçinemiyor” duygusu oluşur. Bu, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda adalet ve aidiyet sorunu yaratır.
Enflasyon yüksekse: Özellikle dar ve sabit gelirli kesimlerin satın alma gücü aşınır. Geleceğe ilişkin güven ve umut azalır.
Asıl tehlike, bunların birbirinden bağımsız olmamasıdır. Örneğin yüksek enflasyon gelir dağılımını bozabilir; gelir dağılımındaki bozulma adaletsizlik duygusunu artırabilir; adalete güvenin düşük olması da insanların sorunlarını hukuk ve kurumlar üzerinden çözebileceklerine dair inancını azaltabilir.
Dolayısıyla toplumsal barış sadece “kavga ve çatışma olmaması” değildir. İnsanların, “Bu ülkede hakkım yenirse hakkımı arayabilirim; çalışırsam karşılığını alabilirim; ekonomik olarak yarın ne olacağını aşağı yukarı öngörebilirim” diyebilmesi gerekir.
Adalet duygusu zayıflamış, gelir uçurumu büyümüş ve vatandaşın alım gücü sürekli eriyorsa, toplumun huzurlu görünmesi toplumsal barışın gerçekten güçlü olduğu anlamına gelmez.
Dünya ülkelerinin aynı dönemdeki gerçekleşen enflasyonları karşılaştırıldığında; Trading Economics listesinde Türkiye, Arjantin’in (%33,8) hemen arkasında, yaklaşık 5. sırada görünüyor; Venezuela, İran ve Güney Sudan Türkiye’nin üzerinde.
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliğini dünya ülkeleriyle karşılaştırırken en yaygın ölçüt Gini katsayısıdır. Katsayı yükseldikçe gelir dağılımı daha adaletsizdir.
En güncel TÜİK verisine göre:
Türkiye’nin Gini katsayısı: 0,410 (2025 araştırması; gelirler 2024 yılını referans alıyor).
En zengin %20’lik kesim toplam gelirin %48,0’ını alırken, en düşük %20’lik kesim %6,4’ünü alıyor.
En zengin %20’nin geliri, en yoksul %20’nin gelirinin 7,5 katı
SODEV in adalete güven endeksine göre; adalete güvenenlerin oranı %38
Adalete güvenmeyenlerin oranı ise %62
Nitekim Dünya Adalet Projesi’nin 2025 endeksinde Türkiye 143 ülke içinde 118. sırada yer alıyor; endeks özellikle yargı bağımsızlığı ve sivil/ceza adaletindeki sorunlara dikkat çekiyor.
Ne yazık ki bu 3 ünde tablo her geçen gün daha da kötüye gidiyor.
Bence çözüm, bu üç sorunu ayrı ayrı değil, aynı anda ele almak. Çünkü biri düzelmeden diğer ikisinin kalıcı biçimde düzelmesi zor.
1. Önce adalete güven yeniden kurulmalı
Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı güçlendirilmeli.
Hâkim ve savcıların atama, terfi ve disiplin süreçlerinde liyakat ve objektiflik esas olmalı.
Davalar makul sürede sonuçlandırılmalı.
Mahkeme kararlarının uygulanması güvence altına alınmalı.
Vatandaş, güçlü veya güçsüz olduğuna bakılmaksızın hukuk önünde eşit olduğuna inanmalı.
Çünkü vatandaş hakkını hukuk yoluyla arayabileceğine inanmazsa, toplumsal huzurun en önemli sigortalarından biri ortadan kalkar.
2. Enflasyon kalıcı biçimde düşürülmeli
Enflasyonla mücadele yalnızca faiz veya para politikası meselesi değildir. Kamu harcamalarında disiplin, öngörülebilir ekonomi politikası, üretim ve rekabet gücü, piyasaların etkin denetimi ve güvenilir ekonomi yönetimi birlikte gerekir.
Özellikle dar ve sabit gelirli insanların satın alma gücünün korunması çok önemli.
3. Gelir dağılımı düzeltilmeli
Ekonomik büyümenin nimetleri toplumun geniş kesimlerine ulaşmalı.
Vergi sistemi daha adil hale getirilmeli.
Düşük gelir gruplarının üzerindeki yük azaltılmalı.
Kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilmeli.
Eğitim ve fırsat eşitliği güçlendirilmeli.
Çalışanların ve emeklilerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek gelir düzeyine ulaşması sağlanmalı.
4. En önemlisi: Öngörülebilirlik
Vatandaşın şu üç cümleyi söyleyebilmesi gerekiyor:
“Hakkım yenirse hukuk beni korur.”
“Çalışırsam emeğimin karşılığını alabilirim.”
“Yarın ekonomik olarak neyle karşılaşacağımı aşağı yukarı biliyorum.”
Bu üç güven duygusu yeniden oluşursa, toplumsal barış da güçlenir.
Ve bence sizin yazınız açısından en önemli sonuç şu:
Toplumsal barış yalnızca insanların birbirleriyle kavga etmemesi değildir. Toplumsal barış; adalet duygusunun, ekonomik güvenin ve geleceğe ilişkin umudun birlikte ayakta tutulmasıdır.
Bu nedenle çözümün adı bence “güvenin yeniden inşası”dır. Adalette güven, ekonomide güven ve toplumda gelecek umudu aynı anda güçlendirilmelidir.
İlyas Erbay
