Eğitim ve kariyer geçmişine bakıldığında, çok disiplinli ve sıra dışı bir akademik yol görülüyor.
Akademik tarafı gerçekten dikkat çekici.
Kimden söz ettiğimi anlamış olmalısınız. Anlamayanlar için biraz daha ip ucu vereyim.
Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünü burslu okuyup şeref derecesiyle tamamlamış.
Ardından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirerek tıp doktoru olmuş.
New York Üniversitesi’nde meme kanserinin termal görüntülenmesi konusunda lisansüstü çalışma yapmış.
Mühendislik ile tıp gibi birbirinden oldukça farklı iki ağır akademik alanı birleştiren bir eğitim geçmişine sahip.
İngilizce ve Almancası çok iyi düzeyde
BU OLAĞAN ÜSTÜ PARLAK KARİYERİ DİKKAT ÇEKİYOR VE DOĞAL OLARAK ÖDÜLLENDİRİLİYOR.
Siyasette yükselişi de oldukça hızlı.
2009’da Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu’na giriyor. Daha sonra parti yönetiminde Tanıtım-Medya, AR-GE ve Dış İlişkiler gibi alanlarda görev alıyor. 2015’te İstanbul milletvekili seçiliyor ve 2016’da, 35 yaşındayken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı oluyor.
Dönemin kabinesindeki en genç bakan.
2018’de yeniden İstanbul milletvekili seçiliyor. Parti’nin resmi biyografisinde bugün Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal Politikalar Başkanı olarak yer alıyor.
Bence en dikkat çekici tarafı
kariyerindeki asıl sıra dışılık. Tek tek diplomalardan ziyade alan değiştirme ve farklı alanları bir araya getirme kapasitesinde görülüyor:
Mühendislik → biyomedikal araştırma → tıp → parti yönetimi → milletvekilliği → bakanlık → üst düzey parti yönetimi
Bu, güçlü akademik çalışma kapasitesi, disiplinler arası hareketlilik ve siyasi organizasyon becerilerinin birlikte kullanıldığı bir kariyer çizgisi olarak tanımlanabilir.
Fakat burada önemli bir ayrım var:
Diploma sayısı zekâyı kanıtlamaz; fakat zor ve farklı alanlarda sürdürülen başarılı eğitim, yüksek öğrenme kapasitesinin güçlü bir göstergesi olabilir.
Dolayısıyla, bu hanım kızımız için daha ölçülü ve nesnel bir ifade şu olur:
“Akademik olarak çok yönlü, mühendislik ve tıp gibi iki zor disiplini tamamlamış; genç yaşta üst düzey siyasi sorumluluklar üstlenmiş bir siyasetçidir.”
Kariyeri ilginç bir inceleme konusu oluşturuyor: akademik zekâ/öğrenme kapasitesi ile siyasi akıl ve karar alma becerisi aynı şey değil. Bu ikisini birbirinden ayırarak değerlendirmek daha sağlıklı olur.
Zekâ, bir problemi çözme gücüdür; akıl ise hangi problemi çözmeye değer olduğunu ve çözdüğün şeyin seni nereye götüreceğini görebilmektir.
Bunu birkaç güçlü örnekle anlatalım:
1. Zekâ yolu bulur, akıl doğru yolu seçer
Çok zeki bir insan, bir labirentten çıkmanın en kısa yolunu bulabilir.
Ama akıllı insan önce şunu sorar:
“Ben bu labirentten neden çıkmaya çalışıyorum?”
Çünkü yanlış yere gidiyorsan, en hızlı yol bile seni doğru yere götürmez.
2. Zeki insan tartışmayı kazanır, akıllı insan gereksiz tartışmaya girmez
Zeki biri karşısındakinin açığını saniyeler içinde bulabilir ve tartışmada onu susturabilir.
Akıllı biri ise şunu bilir:
“Haklı olmak her zaman tartışmayı kazanmayı gerektirmez.”
Bazen susmak, zekânın yapamadığını aklın yapmasıdır.
3. Zekâ fırsatı görür, akıl bedelini hesaplar
Bir insan önüne çıkan çok kârlı bir fırsatı hemen görebilir.
Zekâ ona:
“Bunu nasıl elde ederim?”
diye sordurur.
Akıl ise:
“Bunun bana ve çevreme maliyeti ne olacak?”
diye sorar.
İşte aradaki fark burada ortaya çıkar.
4. Çok zeki bir insan çok para kazanabilir; ama akıllı insan parasını kaybetmemeyi bilir
Zekâ para kazanmanın yollarını bulabilir.
Akıl ise:
ne zaman risk alınacağını,
ne zaman durulacağını,
ne zaman “hayır” denileceğini,
kazanılanın nasıl korunacağını
bilir.
Bu nedenle çok para kazanmış olmak, mutlaka akıllı olmak anlamına gelmez.
5. Zekâ cevap üretir, akıl doğru soruyu sorar
Bir sınavda çok zeki öğrenci bütün soruları çözebilir.
Ama hayatta asıl farkı yaratan bazen şudur:
“Ben hangi soruyu çözmeliyim?”
Çünkü yanlış sorunun doğru cevabı da insanı yanlış yere götürebilir.
6. Zekâ silah gibidir, akıl onu ne zaman kullanacağını bilmektir
Çok güçlü bir zekâyı, çok keskin bir bıçağa benzetebiliriz.
Bıçak keser.
Ama onu ekmek kesmek için mi, birine zarar vermek için mi, yoksa hiç kullanmamak için mi seçeceğinizi belirleyen şey zekâ değil, akıldır.
Bu yüzden:
Zekâ bir güçtür. Akıl ise o gücün direksiyonudur.
7. Tarihten çok çarpıcı bir örnek
Bir bilim insanı son derece zeki olabilir ve insanlığın kullanabileceği olağanüstü bir teknoloji geliştirebilir.
Ama o teknolojinin nasıl kullanılacağının insanlığa zarar verebileceğini hesaba katmıyorsa, zekâ vardır; fakat aklın rehberliği eksiktir.
Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Zekâ “yapabilir miyim?” diye sorar.
Akıl “yapmalı mıyım?” diye sorar.
8. En çarpıcı örnek: Satranç
Zeki bir oyuncu birkaç hamle sonrasını hesaplayabilir.
Akıllı oyuncu ise yalnızca hamleyi değil, oyunun tamamını düşünür.
Bazen rakibin taşını almak çok cazip görünür.
Zekâ:
“Bu taşı alabilirim.”
der.
Akıl:
“Alırsam beş hamle sonra ne olur?”
diye sorar.
Sonuç
Bence akıl ile zekâ arasındaki farkı tek cümlede şöyle özetlemek mümkün:
Zekâ, insanın ne kadar hızlı düşünebildiğidir; akıl ise düşündüklerinin nereye varacağını görebilmesidir.
Hatta daha sert söyleyelim:
Zekâ sizi başarıya götürebilir; ama akıl, başarının sizi felakete götürmesini engeller.
Her zeki insan akıllı değildir. Çünkü zekâ insana kapıyı açtırabilir; akıl ise hangi kapıdan girmemesi gerektiğini öğretir.”
İlyas Erbay
