25 Eylül 2026
2007 yılının ilk günü hem yılbaşı hem de Kurban Bayramının ilk günüydü. Ben de Ankara’dan Karabük’e bayramlaşmak için gelmiştim. O gün İlimizin çok sevilen, unutulmayan valisi Sayın Can DİREKÇİ beraberindeki heyetle Yücel Huzurevi’ndeki yaşlılarımızı ziyaret ediyordu. Kardemir ve Çelik-İş Sendikası yöneticileri ile birlikte ben de oradaydım. Bayramlaşma ve büyüklerimize armağanlar sunulması sırasında yanımda oturan Yüksek Fırınlar Müdürü Abdülvahap Bey ile sohbet ederken bana; “Çinlilerle 400 bin ton kapasiteli 4’üncü yüksek fırını yapmayı planlıyoruz. Daha sonra diğer fırınlarında kapasitesini artırıp yıllık üretimimizi 2 milyon tona çıkaracağız. Bu arada Fatma ile Zeynep’i sökerek Çelikhane’de hurda olarak eriteceğiz ” deyince çok şaşırdım. Büyük bir borç yükünün altından kurtularak özellikle son yıllarda atak üstüne atak yapan, neredeyse bütün üniteleri modernize ederek verimliliği ve üretimi artıran KARDEMİR’in şimdi de 2 milyon ton/yıl hedefine yönelmesi son derece sevindiriciydi. Ancak 60-70 yıldır Karabük’le özdeşleşen Demir-Çelik kültürünün en önemli sembollerinden biri olan Fatma ile Zeynep’i yok etmek nedendi ? Bu sohbet sırasında tarihe çok ilgi duyduğunu söyleyen mesleğinde uzmanlığı tartışma götürmeyen sayın müdürün Karabük’ün geçmişi ve sosyolojik yapısı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını hissettim ve Ona sordum; “ Siz Mardinliymişsiniz Sayın Müdür, MÖ 4500 yılına kadar tarihi geçmişi olan, tamamen taş yapılardan oluşan memleketiniz Mardin’i neden koruyor, neden beton yapılaşmaya dönüştürmüyorsunuz ?
Bayram sonrası Ankara’ya döndükten sonra KARABÜK’ÜN İKİ KIZINA TÖRE CİNAYETİ başlıklı bir yazı yazdım. O yıllarda özellikle Güneydoğu illerimizde TÖRE CİNAYETLERİ çok gündemdeydi. Bazı aileler ve aşiretler rızaları dışında gerçekleşen evlilikleri kabul etmiyor ve bu insanlık dışı yöntemi uyguluyordu. FATMA ve ZEYNEP için düşünülen böyle bir sonu bu olaya benzetmiştim. Yazım başta Karabük Postası ile bazı gazetelerde yayımlandı. Birkaç gün sonra Kardemir Yönetiminden Sayın Kamil GÜLEÇ aradı ve “ Fikret neden böyle bir yazı yazdın? “ diye sorunca; “ bu yaptığınız FATMA’ya reva mı, Türkiye’nin sanayileşmesi, kalkınması hedefinin Karabük’teki sembolü olan FATMA’yı uygun bir yerde neden sanayi müzesi olarak kurmayı düşünmediniz, bunun dünyada örnekleri var “ demiştim. Karabük’te yer mi yoktu ?
Bu tepkim üzerine Kardemir’den sevdiğim bir yetkili birkaç yıl sonra , “Fatma söküldü, hurda olarak Çelikhanede eritildi ama onun iki taşıyıcı ayağını hurdalıkta bulduk, onları saklayacağız” demişti.
FATMA ve ZEYNEP’i koruyamadık ama şimdi son günlerde ÜLKÜ’nün de aynı akıbetle karşı karşıya kalacağı konuşuluyor.
Yüksek fırınlar bir çok ülkede sanayi ve kalkınmanın anıtı olarak korunmakta ve müze olarak hizmet vermektedir,.Bunlardan bazıları şunlardır.
Völklingen Demir Fabrikası (Almanya): UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu devasa tesis, 19. ve 20. yüzyıl Avrupa sanayi tarihinin en görkemli yüksek fırın komplekslerinden biridir.
U4 Yüksek Fırın Parkı (Uckange, Fransa): Fensch Vadisi’nin çelik üretim geçmişini simgeleyen, 20. yüzyıldan kalma nadir endüstriyel anıtlar arasındadır ve resmi tarihi anıt statüsündedir.
Belval Yüksek Fırınları (Esch-sur-Alzette, Lüksemburg): Ülkenin demir-çelik geçmişini yaşatmak için korunan, üzerine çıkılarak şehir manzarası izlenebilen devasa fırın kuleleridir.
Sagunto 2 No’lu Yüksek Fırın (Valensiya, İspanya): Akdeniz havzasının en önemli demir-çelik miraslarından biri olarak restore edilmiş ve Avrupa Birliği kültürel miras ödülü almıştır.
ÜLKÜ’YE KIYMAYIN,,,
Yıllarca T. Demir-Çelik İşletmelerinde özel kalem müdürlüğü yapan sevgili ablamız Ülkü AYYILDIZ üzülmesin ama basında yer alan haberlere göre; adaşı yüksek fırınımız ÜLKÜ’de son yıllarda Karabük’te geçmişe ait ne varsa “yıkan, yok eden zihniyetin” hedefi olmuş. Söküp, hurda olarak eriteceklermiş.
ÜLKÜ 12 Aralık 1962’de ateşlendiğinde ben Karabük Demir-Çelik’te 45 günlük işçiydim. Karabük o gün adeta bir bayram gününü yaşıyordu. Ankara’dan, Almanya’dan gelen yetkililer, DÇ çalışanları ve halk büyük bir sevinç ve coşku içindeydi. Genel Müdür Ali ULUBAY’dan sonra Almanya Büyükelçisi Von WALTER ve ÜLKÜ ile 2 nci Kok Fabrikasını kuran SALZGİTTER Şirketinin Genel Müdürü Dr. LEİTHE’ de birer konuşma yapmışlardı. Konuşmalarda, 93 milyon TL, iç ve 65.1 milyon TL dış yatırımla toplam 158.1 milyon TL’ya mal olan 3 ncü Yüksek Fırınımız ÜLKÜ’nün günde 900 ton, yılda 325 bin ton ham demir üreteceği, FATMA ve ZEYNEP’in yıllık toplam üretimi olan 275 bin tonla Karabük’ün 600 bin ton/yıla ulaşacağı anlatılmıştı. 7 metre çapındaki ÜLKÜ’nün gövde zırhı hariç bütün yardımcı tesis ve ekipmanları atölyelerimizde yapılmış, çelik zırhı kaynağının her santimetresi röntgenle kontrol edilmişti. (x)
10 ay kadar sonra 1963 yılında sıvı ham demir üretmeye başlayan ÜLKÜ’nün ülkemiz sanayi ve ekonomisine katılması nedeniyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında tüm çalışanlara ikramiye verilmişti.
Yıllar sonra 1978 yılı Nisan ayında Almanya’daydım. Dünyanın en büyük sanayi fuarı olarak bilinen Hannover’de orada yaşayan bir arkadaşımla fuarı geziyordum. Görevli iki genç kız bize yaklaştı ve bana Almanca, İtalyan mı sonra İspanyol musunuz diye sorunca hayır Türküm yanıtını vermiştim. Sonra mesleğimi ve nerede çalıştığımı sorduklarında Karabük Demir-Çelik deyince birden “KARABUK, KARABUK” diyerek bizi SALZGITTER Firmasının pavyonuna davet ettiler. O zamanlar biraz Almancam vardı. Direktörleri çok yakın ilgi gösterdi ve Karabük’le, fabrikamızla ilgili sorular sormaya başladılar. Bu arada oturduğum koltuğun önüne orta boy buzdolabı büyüklüğünde bir cihaz geldi. Bir görevli fotoğrafımı çekerken cihazdan dıt-dıt şeklinde sesler geliyordu. Pasta ve meyve suyu ikramları sırasında direktör elinde 30X30 cm. boyutlarında bir levha ile geldi ve bana uzattı, SALZGITTER’in ürettiği paslanmaz çelik bir saç olduğunu söyledi. Üzerinde bilgisayar harfleriyle işlenmiş anlık portrem bulunuyordu. Şaşırdım, meğer o cihaz bir bilgisayarmış. Direktör levhanın arkasına firmanın mühürünü basıp günün tarihini yazarak imzaladı. Demek ki; Karabük Almanlar için hala çok önemliydi.,Benim için çok özel ve anlamlı bu armağanı özenle saklıyorum.
Karabük’e döndükten bir süre sonra Genel Müdürlükten çağırdılar. Gittiğimde ellerinde SALZGITTER’in hem bana hem de yetkililere gönderdikleri mektup vardı. Bana geleni Tercüme Bürosu Şefi rahmetli Halit YAVUZ ağabey tercüme emişti.
ARADAN BUNCA YIL GEÇTİĞİ HALDE SALZGITTER’İN BENDEKİ ANILARINI HALA KORUYOR VE MUHAFAZA EDİYORUM.
SAYIN KARDEMİR YETKİLİLERİ, NE OLUR SİZ DE 1939 YILINDAN 2023 YILINA KADAR KARABÜK’TE ÜRETİLEN 60.5 MİLYON TON SIVI HAMDEMİRİN 22 MİLYON TONUNU TEK BAŞINA ÜRETEREK REKOR KIRAN SALZGITTER’İN KURDUĞU ÜLKÜ’YÜ KORUYUN, SÖKÜP, HURDALIĞA ATIP SONRA DA ERİTMEYİN. ONU BİR MÜZE OLARAK, SANAYİLEŞMENİN BİR ANITI OLARAK YAŞATIN. BU SİZE DE KARABÜK’E DE ÇOK YAKIŞIR.
(x) Türkiye’nin Endüstrileşme Yoluyla Kalkınmasına Dair Düşünceler, Ahmet Şevket ELMAN.
MKE Kurumu Matbaası Ankara 1966
Fikret GÖKÇE
Kıbrıs Gazisi – Mak. Müh.
Eski bir Demir-Çelik Emekçisi
