Reklam
Reklam
36
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Manisa’dan sonra asıl sormamız gereken soru

Bugün bir okulun önünde yaşananlar, yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Bu, çocuklarımızın ruh dünyasına bakmamız gereken bir aynadır. Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lise yakınında yaşanan silahlı saldırı hepimizi bir kez daha aynı sorunun karşısında bıraktı. Gençler neden öfkelerini giderek daha yıkıcı biçimlerde ifade ediyor?

Bugün haberlerde yaralanan öğrencileri, okul çevresindeki paniği ve olayın ardından başlatılan soruşturmayı konuşuyoruz. Elbette güvenlik tedbirleri alınmalı, olay tüm yönleriyle araştırılmalı ve sorumluluklar hukuk çerçevesinde belirlenmelidir. Ama bir pedagog ve psikolog olarak benim bugün başka bir sorum var: Biz bu çocukları şiddete başvurmadan önce ne kadar görebiliyoruz?Çünkü şiddet çoğu zaman bir anda ortaya çıkan tek bir davranış değildir. Arkasında biriken öfke olabilir. Reddedilme duygusu olabilir. Akran çatışmaları olabilir. Zorbalık deneyimleri olabilir. Aile içindeki iletişim biçimleri olabilir. Duyguları ifade edememe olabilir. Kendini değersiz hissetme olabilir. Bunların hiçbiri şiddeti mazur göstermez. Ama şiddeti önlemek istiyorsak, yalnızca ortaya çıktığı ana değil, o ana kadar biriken sürece bakmak zorundayız. Çocuk öfkeyi nasıl öğreniyor? Çocuk dünyaya şiddet davranışını bilerek gelmez. Çocuk, çatışmanın nasıl çözüldüğünü gözlemleyerek öğrenir. Evde sorunlar nasıl konuşuluyor? Kaybedince ne oluyor? Reddedilince ne oluyor? Bir çocuk “hayır” cevabıyla karşılaştığında nasıl başa çıkıyor?

Öfkelendiğinde ona “Sus!” mu deniyor, yoksa “Öfkelisin, gel bunu konuşalım” mı? Çocuk için bütün bunlar yalnızca anlık deneyimler değildir. Bunlar aynı zamanda ilişki kurma modelleridir. Bir çocuğa yıllarca duygularını bastırması öğretilip, sonra ergenlik döneminde ondan mükemmel bir duygu kontrolü beklemek gerçekçi değildir. Çünkü duygu düzenleme bir karakter özelliği değil, öğrenilen bir beceridir. Ergenlik: Beynin ve kimliğin yeniden kurulduğu dönemdir. Ergenlik dönemini yalnızca “asi gençlik” olarak tanımlamak büyük bir haksızlıktır. Ergen; kim olduğunu, nerede durduğunu, kim tarafından kabul edildiğini ve toplumdaki yerini yeniden anlamlandırmaya çalışır. Akranlarının düşünceleri önem kazanır. Reddedilmek daha ağır hissedilebilir. Kabul edilme ihtiyacı artabilir. Dürtüler ile sonuçları değerlendirme becerileri arasındaki denge hâlâ gelişmektedir. Bu nedenle ergenin yanında yalnızca otorite olarak değil, rehber olarak durmak gerekir. “Ben senin yaşındayken…” “Biz de ergen olduk…” “Bunlar geçer…” demek yerine bazen sadece şunu söylemek gerekir: “Seni anlamaya çalışıyorum. Anlat.” Çünkü dinlenmeyen duygu yok olmaz. Bazen davranışa dönüşür. Okul sadece ders anlatılan yer değildir. Bir okulda çocuk yalnızca matematik öğrenmez.

İnsan ilişkilerini de öğrenir.

Kaybetmeyi öğrenir.

Arkadaşlık kurmayı öğrenir.

Sınır koymayı öğrenir.

Reddedilmeyi öğrenir.

Farklılıklarla yaşamayı öğrenir.

Ve çatışma çözmeyi öğrenir.

Bu nedenle okullarda psikolojik danışmanlık hizmetleri yalnızca kriz çıktığında hatırlanan bir birim olmamalıdır.

Ruh sağlığı, eğitim sisteminin kenarında duran bir konu değil; eğitimin kendisinin bir parçasıdır.

Bir öğrencinin davranışındaki ani değişiklik…

Sosyal çevresinden kopması…

Sürekli çatışmaya girmesi…

Yoğun öfke…

Zorbalık…

Tehditkâr ifadeler…

Ya da yardım çağrısı niteliğindeki davranışlar…

Bunların hepsi yetişkinler tarafından dikkatle ele alınmalıdır.

Her zor davranış şiddete dönüşmez.

Her öfkeli genç tehlikeli değildir.

Fakat hiçbir yardım çağrısı da küçümsenmemelidir.

“Çocuğum böyle bir şey yapmaz” demek yetmez

Belki de aileler olarak en çok burada yanılıyoruz.

Çocuğumuzu tanıdığımızı düşünüyoruz.

Ama bazen çocuğumuzun evdeki haliyle okulda, arkadaş grubunda veya dijital dünyadaki hali birbirinden tamamen farklı olabilir.

Bu nedenle ebeveynlik yalnızca “Derslerin nasıl?” sorusundan ibaret olmamalı.

Bazen şu sorular daha değerlidir:

“Bugün seni ne öfkelendirdi?”

“Bugün kendini dışlanmış hissettiğin bir an oldu mu?”

“Bir arkadaşınla sorun yaşadığında ne yaptın?”

“Son zamanlarda seni çok üzen bir şey var mı?”

“Bana anlatamadığın bir şey olduğunu düşünüyor musun?”

Ve belki en önemlisi:

“Bir gün çok öfkelendiğinde bana gelebileceğini biliyor musun?”

Çünkü çocuk, yalnızca iyi olduğunda değil, zorlandığında da ailesine gelebileceğini bilmelidir.

Şiddeti konuşmak, çocuğu suçlamak değildir

Toplum olarak bazen iki uç arasında gidip geliyoruz.

Ya çocuğu tamamen suçluyoruz:

“Bu çocuklar bozuldu.”

Ya da davranışın nedenlerini anlamaya çalışırken davranışın sorumluluğunu gözden kaçırıyoruz.

Oysa ikisi aynı anda mümkün.

Bir davranışı anlamak, onu onaylamak değildir.

Bir gencin neden şiddete yöneldiğini araştırmak, yaptığı davranışın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, aynı davranışın başka çocuklarda tekrar etmesini önleyebilmek için bize yol gösterir.

Bugün Manisa, yarın başka bir şehir…

Bugün Manisa’da bir okulun önünde yaşanan olay hepimize şunu hatırlatmalı:

Çocuklarımızın yalnızca akademik başarısını takip etmek yetmez.

Onların duygusal dayanıklılığını, sosyal ilişkilerini ve yardım isteme becerilerini de güçlendirmeliyiz.

Çocuğa sınır koyacağız.

Ama sınırın yanında ilişki de kuracağız.

Kural koyacağız.

Ama nedenini de anlatacağız.

Davranışın sorumluluğunu vereceğiz.

Ama çocuğu davranışından ibaret görmeyeceğiz.

Gerektiğinde aile, okul, rehberlik servisi ve ruh sağlığı uzmanları birlikte çalışacak.

Çünkü bazı sorunlar yalnızca disiplinle çözülemez.

Bazı yaralar yalnızca nasihatle iyileşmez.

Bazı davranışların arkasında profesyonel değerlendirme ve uzun soluklu destek gerekir.

Ve artık şu cümleyi daha sık kurmamız gerekiyor:

“Çocuğum ne yaptı?” kadar, “Çocuğum neler yaşıyor?” da önemli.

Bugün bir okulun önünde yaşanan şiddetin ardından yalnızca güvenliği konuşursak eksik kalırız.

Çünkü güvenli okul, yalnızca kapısından tehlikenin girmediği okul değildir.

Çocuğun öfkesini şiddete dönüşmeden anlatabildiği okuldur.

Çocuğun zorbalığa uğradığında yardım isteyebildiği okuldur.

Öğretmenin öğrencideki değişimi fark ettiği okuldur.

Ailenin çocuğuyla konuşabildiği evdir.

Ve toplumun, gençleri yalnızca hata yaptıklarında değil, yardıma ihtiyaç duyduklarında da görebildiği bir dünyadır.

Manisa’dan sonra soracağımız soru yalnızca:

“Bunu kim yaptı?”

olmamalı.

Bir soru daha sormalıyız:

“Bir çocuğun öfkesi şiddete dönüşmeden önce biz nerede olmalıydık?”

Çünkü çocukları kaybetmeden önce onları görmenin yolu,

davranışın arkasındaki çocuğa bakabilmekten geçiyor.

Diğer Yazılar