Her gece TV lerde boy gösteren “Küçük” yandaşın biri fazla zıpladığı için tutuklandı.
“İktidar değişirse başımıza neler gelir” diyordu. İktidar değişmeden başına gelene bak. Geçmiş olsun, Allah kurtarsın ! Darısı diğerlerinin başına !
Hiç bir dönemde olmadığı kadar Yandaşlık ve Yalakalığın arttığına, hatta iyi prim yaptığına tanık oluyoruz.
Bunun en uç örneklerini siyasette görüyoruz. Gücü elinde bulunduranlar kendi yandaşlarını yaratıyor. İktidarın da muhalefetin de bu konuda birbirinden farkı yok.
“Yandaşlık” ve “yalakalık” gibi kavramlar, toplumsal yapılarda ve siyaset tarihinde güç, çıkar ilişkileri ve liyakat eksikliği devam ettiği sürece varlığını sürdüren sosyolojik olgulardır. Toplumsal muhalefette ve edebi eleştirilerde sıkça yer bulan bu durum, ünlü şair Can Yücel’e atfedilen “Ülke bölünsün istiyorum; yandaş, yalaka ve yavşaklar bir tarafta, onurlu, şerefli, üreten emekçi insanlar bir tarafta…” sözüyle de halk dilinde sembolleşmiştir. Can üstat ne güzel söylemiş. Yandaş ve yalakaların yanına yavşakları da eklemiş.
Bu tür davranışların ve sistemlerin sınırını belirleyen temel dinamikler; güç dengelerinin değişimi, siyasi ve ekonomik dönüşümlerle doğrudan bağlantılıdır.
Yalakalık ve yandaşlık genellikle gücü elinde bulunduran odaklara göre şekillenir. Güç merkezi değiştiğinde veya ekonomik kaynaklar tükendiğinde bu döngü kırılır ya da yeni aktörlerle yön değiştirir. Çıkar odaklı hareket eden figürlerin, güç kaybeden yapıyı ilk terk edenler olduğu sıkça vurgulanır. Bir toplumda adalet, liyakat ve denetim mekanizmaları ne kadar güçlü olursa, kişisel yakınlıklara dayalı kayırmacılık (nepotizm) o kadar azalır. Kurumların kişilerden bağımsız, kurallarla yönetildiği sistemlerde dalkavukluk bir yükselme aracı olmaktan çıkar. Suni övgüler ve manipülasyonlar, toplumun yaşadığı somut ekonomik ve sosyal gerçekler karşısında zamanla inandırıcılığını yitirir. Eğitim düzeyi, eleştirel düşünce yapısı ve toplumsal ahlak normları yükseldikçe, güce dalkavukluk yapan figürler toplum nezdinde itibar görmemeye ve dışlanmaya başlar.
Türkiye’de yandaşlık ve yalakalık kavramlarının prim yapması, liyakat sistemindeki aşınma, ekonomik bağımlılıklar, kamusal kaynakların adaletsiz dağıtımı ve güce endeksli siyasi kültürün bir sonucudur. Siyasi ve toplumsal yapıda gücü elinde bulunduran odaklara kayıtsız şartsız destek vermek, bireyler ve kurumlar için kısa vadeli bir koruma ve yükselme mekanizması işlevi görmektedir.
Yandaş ve yalakaların her mecrada seslerinin çok duyulmasının temel nedeni güç odaklarının desteği, medya kontrolü ve çıkara dayalı ilişkilerdir. Bu durum, onların fikirlerinin doğruluğundan değil, imkanlara kolayca ulaşmalarından kaynaklanır.
YANDAŞIN KÜÇÜĞÜ BÜYÜĞÜ OLMAZ
Ana akım televizyonlar, gazeteler ve dijital mecralar genellikle gücü elinde bulunduranların kontrolündedir. Bu çevreler, kendi destekçilerine sürekli yer ve ekran süresi verir.
Bu tipler TV lerin kadrolu elemanı gibiler. İyi çalışırlar , ağızları iyi laf yapar. Tartışma programlarında nasıl can hıraş bir mücadele verdiklerini görüyorsunuz. Nemalanmasalar bu kadar kendilerini parçalamazlar.
İktidar veya güç sahiplerinden görülen maddi destekler, ilanlar ve fonlar bu kişilerin seslerini duyuracak imkanları kolayca satın almasını sağlıyor.
Sürekli aynı söylemleri tekrarlayarak gündemde kalma ve algı yaratma stratejisi izliyorlar. Arpaları az geldiğinde yada hırsa kapıldıklarında farklı yollara meylediyorlar, Küçük gibi..
Bu kişilerin varlığı karşılıklı menfaat ortaklığına dayanır. Güç sürdükçe onların da sesleri gür çıkmaya devam eder.
Muhalif veya farklı seslerin engellendiği ya da sansürlendiği ortamlarda, geriye sadece bu grupların sesleri kalır ve her yerde onlar duyulur.
Ne yazık ki, Yandaşlık, Yalakalık ve Trollük ülkemizin gerçeğidir.
Eğitim ve bilinç seviyesi yüksek toplumlarda bunlara yer yoktur.
İlyas Erbay
