İn Divanı Mağarası
Bu aralar gündemde olan Kelemen Mağrası ile ilgili Yenice’nin de hafızası Araştırmacı Hasan Karakırık Sosyal medyasında bir yazı kaleme aldı.
Biz Bilgilendik.
Okurlarımızın da konuya vakıf olmaları için işte o yazı;
“700 yıllık “İn Divanı” Mağarası ne ara “Kelemen Mağarası” oldu(!)?
Karabük ili ve ilçelerinde yürütülen Roma ve Bizans Dönemi Yüzey Araştırmaları kapsamında, 2019 yılında Yenice’de yer alan “İn Divanı Mağarası”nda gerçekleştirilen çalışmaların sonuçları dikkat çekicidir. F. Gülden Ekmen, Y. Serkan Yıldırım, Hamza Ekmen ve Pakize Küsmez Dumaner imzasıyla Arkeoloji ve Sanat Dergisi’nin Ağustos 2021 sayısında yayımlanan “Batı Karadeniz Bölgesi’nde Yapılan Yeni Araştırmalar Hakkında Bir Rapor: Karabük Kelemen Mağarası” başlıklı makale sayesinde Yenice’nin antik dönem kültürleriyle tanışmak gerçekten heyecan verici.
Geçtiğimiz günlerde mağarada başlayan arkeolojik kazıların, Yenice’nin ve bölgemizin antik tarihini aydınlatacak somut bulgulara ulaştırmasını temenni ediyor; Kazı Başkanı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamza Ekmen ve ekibine başarılar diliyorum.
Gelelim yazının başlığına ve dikkat çekmek istediğim ana konuya…
Söz konusu araştırma makalesinde, “Bu çalışma sırasında araştırılan Kelemen Mağarası’nda elde edilen bulgular, bölgenin kültür tarihinin anlaşılmasının yanında, özellikle erken dönem kültürleri konusunda önemli bilgiler…” sunmaktadır denilmektedir. Bu tespit kuşkusuz doğrudur ve zaten araştırmanın temel amacı da budur. Ancak Antik, Roma ve Bizans dönemleri kadar, bölgenin yaklaşık 1000 yıllık Türk-İslam kültürü ve birikimi de bir o kadar hayati önem taşımaktadır.
Türkler Anadolu’ya yerleşirken geldikleri coğrafyanın kültürünü, geleneklerini ve isim verme birikimini de beraberlerinde getirmişlerdir. Tarih boyunca yaşadıkları tüm coğrafyalarda, bugün literatürde ‘mağara’ olarak tanımlanan doğal boşluklara ‘İn’ demişlerdir. Araştırma makalesinde “Kelemen Mağarası” adıyla literatüre sokulmaya çalışılan yerin yöredeki tarihsel ve özgün adı da işte bu ‘İn’ kelimesidir.
Bu ‘İn’, Osmanlı Devleti’nin kuruluş çağında kırsal idari ünitelerden biri olan ve etrafındaki yerleşimlerin bağlı bulunduğu “Divan”a da adını vermiştir. Nitekim Sultan I. Murad (Hüdavendigâr) Dönemi’ne ait arşiv kayıtlarında burası “Karye-i İn Divanı” olarak geçmektedir (Ö. Kara, 547 Numaralı Bolu Evkâf Defteri).
Yazılı arşiv belgeleri incelendiğinde bu durum net bir şekilde görülür:
- 1530 tarihli ve 438 Numaralı Muhasebe-i Vilâyet-i Anadolu Defteri (s. 97): İn Divanı ve bu divana bağlı İn Viran Karyesi kayıtlıdır.
- 1831, 1838 ve 1840 tarihli Nüfus Defterleri: İn Divanı kaydı açıkça mevcuttur.
- 1845 tarihli Temettüat Defterleri: Bölge yine İn Divanı olarak anılmaktadır.
“İn Divanı” isminin, idari bir birim olarak Divan teşkilatının kurulmaya başlandığı Selçuklu Dönemi’nden itibaren kesintisiz devam ettiği anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak; yer isimleri ve mezar kitabeleri hem birer kültürel değerdir, hem de aynı zamanda o coğrafyanın hangi millete ait olduğunu gösteren sarsılmaz tapu senetleridir. Yazılı belgelerin diliyle konuşacak olursak: 700 yıldan beri ‘İn Divanı’ olarak bilinen bir mağaranın adını ‘Kelemen Mağarası’ şeklinde literatüre geçirmek, bu topraklardaki 1000 yıllık Türk-İslam kültürünün mirasını, çoktan tarihten silinmiş Antik Çağ toplumlarının gölgesinde bırakmak demek değil midir?
En azından adlandırma safhasında, 28.08.2015 tarih ve 2458 sayılı Karabük Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tescil kararına bakılmış olsaydı, böylesi bir literatür hatasına düşülmezdi. Nitekim Koruma Kurulu, söz konusu alanı resmî olarak ‘İn Ağzı Mağarası’ adıyla tescil etmiştir.
Bu bakımdan, Sayın Kazı Başkanının şu anda yürütülen arkeolojik kazı çalışmalarının ardından hazırlayacağı makale, rapor ve akademik yayınlarda söz konusu alanı tarihsel silsilesine uygun olarak ‘İn Divanı Mağarası’ ya da resmi tescil adı olan ‘İn Ağzı Mağarası’ şeklinde değerlendirmesi hem bilimsel etik hem de yerel tarihsel hafızanın korunması adına en isabetli yaklaşım olacaktır.”
Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp demiş atalarımız.
Bölge ile ilgili ciddi araştırmalar yapan Karakırık’ ı kutluyoruz.
Yoldaşın melekler olsun dostum
Hayata vedan eden bir dostun ardından neler yazılabilir ki?
Hele O Vedat Yenerer gibi birisi ise.
Katıksız bir Türk Milliyetçisi, usta bir gazeteci, savaş muhabiri, yazar.
Dünyanın 70’ yakın ülkesinde savaş ve çatışmaları izledi.
Kerkük, Doğu Türkistan, Balkanlar kırmızı noktaları idi.
Sözde Ergenekon davasında tutuklandı.
Vedat Yenerer’in 2000 yılında Kuzey Irak Erbil’de bir antikacıdan 75 dolara satın aldığı antika bir tüfek iddianamede vahim suikast silahı sayılmış, dur sus diyesiye kadar 11 ay hapis yatmıştı.
Tutuklandığında kendisine “-Bu tevkif müzekkeresini sakla. İleride senin için İstiklal Madalyası Beratı olacak.” Demiştim.
Duruşmalardan birisinde dönemin kudretli, zırhlı makam araçlı savcısı, şimdilerde vatansız kaçak Zekeriya Öz’e “Ben bu ülkede yaşayacağım. Ama sen bu ilkeden kaçacaksın.” Demişti.
Bundan da ayrı bir ceza aldı.
Vedat Yenerer gibi bir aydını, toplumcu, katıksız bir dostu, meslektaşı anlatmak zor dedik ya.
61 yıllık ömrüne 14 kitap sığdırdı. Türkiye’nin en büyük TV kanallarında çalıştı, gazetelerde yazılar yazdı.
Hep Türk’ü ve Türk Dünyası’nı savundu.
Mücadelesinden hiç vaz geçmedi.
Filmler yaptı.
Ödüller aldı.
Yenice’nin bir orman köyünden ev almayı çok istemişti.
Kerkük’ün yeni Türk Valisine ziyarete gidecektik birlikte.
Olmadı.
Ben uzun yıllardır aynı yolda yürüdüğüm dostumu kaybettim.
Mekânı cennet olsun.
Yattığı yer nurla dolsun.
Bizler, dostları, dava arkadaşları ideallerini yaşatmak için çabalayacağız.
Rahmetle dostum. Rahmetle.
Şehit ve gazilerin yüzüne bakın
Bu hafta TBMM’ye sözde terörsüz Türkiye masalı ile başlayan ve terör örgütü üyelerine tarih boyunca verilmeyen tavizler silsilesini oluşturacak bir kanun teklifi gelecek.
Meclis çatısı altında meclisin teamüllerine aykırı olarak kurulan komisyonun da katkısı, MHP, AKP ve bölücü örgüt sempatizanı DEM’in, hatta vatana ihanetten aldığı idam cezası ömür boyu hapse çevrilen bölücü örgüt elebaşının bildiği detayları meclis çatısı altındaki bazı parti yetkilileri bilmiyor.
Suça karışmamış örgüt üyeleri af edilecekmiş.
Yahu bunlar insanın akıl sağlığı ile oynuyor.
Ne demek suça karışmamış?
Alınlarında mı yazıyor?
Hem Örgüt üyeliği TCK’ya göre bir suç değil mi?
Bu arada şehitlerimiz ve şehit ailelerimiz ne yapacağız?
Hatta;
8 yıl önce annesi ile birlikte babasını ziyaretten dönerken EYP ile parçalanarak daha 11 aylıkken şehit olan Bedirhan Bebek’in kanı bu kanunla yerde mi Kalacak?
Binlerce insanı çoluk çocuk demeden katleden, on binlerce insanın sakat kalmasına neden olan katiller sürüsü bir kanun ile affedilecek ha?
Günlerdir meclise 500 metre mesafede hak mücadelesi veren gazi erlerimizin fotoğraflarına bir bakın.
Bakmıyorsunuz ya?
Bakmayacaksınız ya?
Okullara, Karakollara, meydanlara, caddeler, karakollara verilen şehit adları da mı gönül telinizi titretmez?
Pardon.
Sahi size göre şehit kelle idi.
Biz ne anlatmaya çalışıyoruz ki?
Esnaf kan ağlıyor
Karabük esnafı kan ağlıyor.
Özellikle 100. Yıl Mahallesindekiler.
Yeme içme ve eğlence sektörü bitti gibi bir şey.
- Yıl’daki işletmelerin çoğu ya kapandı, ya devren satılık.
Günün ekonomik zorluklarının üzerine bir de denetimler sonrası karşılaşılan ciddi yaptırımlar eklenince yanıyor gülüm keten helva.
Çoğu esnaf işletmesini değerinin çok çok altında devretmek zorunda kalıyor.
Karabük Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Yıldıray Yıldırım zaman zaman yaptığı çıkışlarla esnafın sıkıntılarını gündeme getiriyor.
Yaptırımı olmadığı için sadece gündeme getiriyor.
Çünkü her şeyde olduğu gibi dinleyen yok.
Karabük Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Yıldıray Yıldırım, esnaf kefalet kredilerinin üst limitlerinin artırılmasını memnuniyetle karşıladıklarını ancak esnafın finansmana erişimini zorlaştıran temel sorunların devam ettiğini söylüyor.
Hatta;
Sigortalı çalışan esnafın kredi kullanamaması, seyyar esnafın düşük kredi limitleriyle karşı karşıya kalması, vergi, SGK ve Bağ-Kur borcu bulunan esnafın kredilerden yararlanamaması ile kefalet kooperatifi kredilerinde temerrüde düşen esnafın yeniden finansmana erişememesi gibi sorunların çözüm beklediğini, özellikle temerrüde düşmüş esnaf kefalet kredilerinin gecikme faizlerinin silinerek yeniden yapılandırılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Yıldırım, bu düzenlemenin üretim ve ticaretini sürdürmek isteyen esnaf için hayati bir adım olacağını söylüyor.
İnşallah bu sefer sözünü duyan olur.
Sıra dev görünümlü cücelere de gelir mi?
Her devrin soytarıları olmuştur.
Şakşakçıları.
Yalakaları.
Kiralık kalemleri.
Günümüzde de sık sık karşılaştığımız gibi.
Tv ekranlarında söyledikleri ve yazdıkları tak-şakçılar tarafından emir gibi algılananların da son zamanlarda hazin sonlarına şahit olduk.
Amanın.
Neler yapmışlar öyle.
“Götürüyorlar” Diye bağırsaklarına kadar böğürenler asıl götürücü imiş de bizim tahmin ettiklerimizi yağdanlıklar anlamak istememiş.
Bizi bilenler lafı Cem Küçük’e getireceğimizi anlamış olmalı.
Neydi?
Şimdi hapis.
Aynı vuvuzella Rasim gibi.
Yıkama yalamada sınır tanımayan sapık Mehmet Akif Ersoy gibi.
Veyis Ateş gibi.
Her şeyin bir miadı olduğunu unuttular.
Tek kullanımlık mendillerin sonunun çöp olduğunu göz ardı ettiler.
Gelecek de bir gün geldi işte.
Darısı şehrimizdeki kopyalarının başına.
Cuma alaylarında padişaha ne diye bağırılıyordu?
Bilenler bilmeyenlere söylesin lütfen.
Kum saati çalışıyor.
Sıra dev görünümlü cücelere de gelir mi?
Karabük’e de gelir mi.
Bunca silah ruhsatı, işe adam yerleştirme, tehdit, şantaj.
Dosyalardan tapeler yok edilir mi?
Bir sayın bakan, bir büyük ayağına işler yine tıkır-tıkır yürür mü?
Müsaade edildiği kadar diyelim.
Devletin hard diski kayıt ediyor.
Bazı şeyler yarına kalır amma, edenin yanına kalmaz.
Kalmaz.
