Reklam
Reklam
34
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

EMEKLİYİ ASLA ENFLASYONA EZDİRMEDİK, SADECE ÜZERİNDEN SİLİNDİRLE GEÇTİK !

Türkiye, gelir dağılımı adaletsizliğinde Avrupa’da 1. sırada yer almakta. Ülke genelindeki bu derin eşitsizlikte en alt seviyede; sayıları 17 milyona dayanan emekliler ile sayıları 11.2 milyon olan asgari ücretliler yer alıyor. Yani ülkenin üçte biri sefaletin, yokluğun en dibini yaşıyor.

Emeklilerle çalışan kesim arasındaki makas hiç bu kadar, açılmamıştı.

Her ay sonu açıklanan açlık sınırı rakamı sürekli yükselirken, emeklilerin aldıkları ücret geriliyor. En düşük emekli aylığının açlık sınırının yarısına düşmesine çok az kaldı. Korkarım ki, yakın bir gelecekte çeyreğine ve daha da altına düşecek.

Emeklilerin feryadına ülkeyi yönetenler 3 maymunu oynuyor. Sosyal Güvenlik Sisteminin ayarları bilerek ve isteyerek bozuldu. Prim ödeme gün sayısının ve prim miktarının fazla olmasının hiç bir önemi kalmadı.

Emekliler ile çalışanlar arasındaki maaş makasının açılmasının ve yaşanan mağduriyetin temel nedeni, 1999 ve 2008 yıllarında yapılan yasal değişikliklerle emekli aylığı bağlama sisteminin (ABO) kökten değiştirilmesidir. Geçmiş yıllarda emekli bir vatandaş asgari ücretin ya da aktif bir çalışanın üzerinde gelir elde edebilirken, günümüzde en düşük emekli aylığının Temmuz 2026 itibarıyla 23 bin 552 TL’ye çıkarılmasına rağmen çalışan ücretlerinin çok gerisinde kalmıştır.
Bu makasın bu denli açılmasının arkasındaki temel faktörler şunlardır:

1. Aylık Bağlama Oranlarının (ABO) Düşürülmesi
Eski Sistem: 2000 yılı öncesinde prim ödeyen bir çalışanın aylık bağlama oranı %70 ile %75 bandındaydı. Yani kişi çalışırken aldığı maaşın büyük kısmını emeklilikte de koruyordu.
Yeni Sistem: 2008 yılındaki reformla(!) birlikte bu oran %30 ile %40 seviyelerine kadar düşürüldü. Bu durum, daha uzun süre çalışıp prim ödeyenlerin bile daha düşük emekli maaşı almasına yol açan sistemi doğurdu.

2. Büyümeden Alınan Payın Azaltılması
Eski dönemlerde emekli maaşları hesaplanırken ülkenin yıllık ekonomik büyüme oranının (refah payı) %100’ü hesaba katılırken, 2008 sonrasında bu pay %30’a düşürüldü.
Ülke ekonomisi büyüse dahi emeklilerin bu büyümeden aldığı pay azaldığı için çalışanların gerisinde kaldılar.

3. Seyyanen Zamların ve Ek Ödemelerin Emekliliğe Yansıtılmaması
Aktif çalışanlara (özellikle memurlara ve kamu işçilerine) yapılan seyyanen artışlar, ek ödemeler, tazminatlar ve primler “taban maaşa” dahil edilmedi.
Çalışanlar bu ödemelerle enflasyona karşı bir nebze korunurken, ödemeler kök maaşa işlenmediği için emekli olduklarında maaşları yarı yarıya düşmektedir.

4. “Kök Maaş” ve “Taban Maaş” Çelişkisi
Sistemdeki en büyük tıkanıklık kök aylık sorunudur. Pek çok emeklinin gerçek (kök) maaşı, yasal alt sınırın çok altındadır.
Devlet sosyal destek amacıyla en düşük aylığı yukarı çekse bile (Temmuz 2026’da yürürlüğe giren kanunla 23.552 TL yapılması gibi), enflasyon zamları gerçek kök maaşa yapıldığı için milyonlarca emekli aslında uzun süre gerçek bir maaş artışı alamamaktadır.

5. Enflasyon Hesaplamaları ve Alım Gücü Kaybı
Maaş zamları TÜİK’in açıkladığı 6 aylık geriye dönük enflasyon verilerine göre belirlenmektedir.
Ancak piyasadaki gerçek yaşam maliyeti (kira, gıda, enerji) bu oranların çok üzerinde seyrettiği için emeklilerin alım gücü her geçen dönem daha da erimiştir.
Özetle; çalışanların maaşları asgari ücret zamları ve sendikal haklarla bir nebze güncellenirken, emekliler katsayıları düşürülmüş, büyümeden payı kesilmiş ve seyyanen zamlardan mahrum bırakılmış eski bir mevzuatın kurbanı olmuşlardır.

İş gücü piyasasını canlı tutmak ve asgari ücretliyi enflasyona ezdirmemek için çalışan maaşlarına agresif artışlar yapmıştır. Ancak aynı hassasiyet, oy potansiyeli yüksek olsa da üretim mekanizmasının dışında kalan emeklilere gösterilmemiştir.

Kayıt dışı istihdam: Prim ödeyen çalışan sayısının kayıt dışılık nedeniyle artırılamaması, sosyal güvenlik sisteminin gelirlerini vurmuş ve faturanın emekliye kesilmesine yol açmıştır.

Ekonomideki kötü gidişat, artan dış borç ve cari açık, faize ödenen anormal rakamlar tabloyu onarılmaz bir hale getirmiştir. O yüzden yakın bir gelecekte emeklilerin durumu çok daha kötüleştirecektir.

24 yılda nerdeeen nereye !
Ülkeyi yönetenlere en kalbi duygularımla.

İlyas Erbay

Diğer Yazılar