Reklam
Reklam
136
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

 İşittik Söylüyoruz 13 Temmuz 2026

Lamı Cimi mi var? Elbette Kurtuluş Savaşı

 

Garip işler oluyor memlekette.

Öyle böyle değil.

İki bakan.

İki ayrı açıklama aslında beyinlerinin arka lopunda her zaman açık olan ve fakat toplumdan zamanı gelinceye dek gizlemeye çalıştıkları fikirlerini ortaya koydular.

Millisiz eğitim bakanı müfredattan “Kurtuluş Savaşı” teriminin kaldırılacağını açıklayıverdi.

“Neyi kimden kurtarmışız.” Gibi bir söz saçmalayıverdi.

Sanki;

İngiliz, Fransız, Yunan ülkemizi işgal etmemiş, insanlarımızı katletmemiş, milletimize zulmetmemiş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları İngiliz zırhlısı ile kaçan padişahtan arta kalan topraklarda Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmamış gibi.

Sonra İçişleri Bakanlığının 15 Temmuz genelgesi geldi.

Sanki FETÖ’yü kendileri büyütmemiş gibi.

Sanki; “Ne istediler de vermedik?” Dememişler gibi.

Devlet kadrolarına özellikle güvenlik ve adliye bürokrasisine bu millet düşmanı vatan hainlerini monte etmemişler gibi.

Bakanlık 81 ilin valisine gönderdiği genelgede 15 Temmuz kutlamalarının nasıl gerçekleştirileceğini anlatırken, Resmi yazının ilk paragrafında “Tanklara, uçaklara ve silahlara karşı göğsünü siper eden Türk milletinin bu eşsiz kenetlenmesi, sadece bir darbe girişiminin püskürtülmesi olarak kalmamış; devlet ve millet bütünleşmesini en üst düzeyde tahkim ederek dünya demokrasi tarihine kurucu ve sarsılmaz bir dönüm noktası olarak kazınmıştır” dedi.

Bu ülkede bir tek kurucu irade vardır o da Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ona Kurtuluş Savaşı ile yol açan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıdır.

Ne kadar enemeye çalışırsanız çalışın.

Ne kadar unutturmaya çalışırsanız çalışın.

Bu değişmeyecek.

Haa;

Bir de paketlenip yurda getirilirken “Türk Devletine hizmet etmek isterim.” Diyen bebek katiline kurucu önder deme saçmalığında bulunanları da tarih not etti bir kere.

Hepsine bir bakın.

Allah akıl-mantık vermiş.

Fakatsız, lakinsiz değerlendirin.

 

 

Neyin kafasındasınız?

 

Son zamanlarda şehrimiz sıklıkla bakan ağırlamaya başladı.

Bu yaklaşmakta olan bir baskın seçimin ayak sesleri gibi görünse de, heybelerinde ufak tefek hediyelerle geliyorlar.

Baktıklarını görmeleri en büyük dileğimiz tabi ki.

Son ziyaret Sağlık Bakanındandı.

Çok çok beklentilerimiz vardı.

Şehrin sağlık bürokrasisinin vizyonsuz ve suyuna tirit yaklaşımı asıl sorunların gölgelenmesine neden oldu.

Şehirdeki sağlık sorunun bizzat kendisi olan adamlar hastane değil ek bina istiyor.

En güzelini Atilla Karaarslan yaptı.

Bakan Karabük’e gelmeden O’na hitaben bir mektup yazdı.

Bununla yetinmedi.

Bizzat mektubu bakana verdi.

Böylelikle bakan görmüş oldu diyelim, çünkü okuduğunu söyledi.

Saatlerce acilde bekleyenleri, tetkik ve tahlilleri, ped çekimlerini anlatabilmişlerdir inşallah.

Yılların gazetecisiyiz.

Yıllarca Bakan, başbakan, cumhurbaşkanı takip ettik.

Bakanlıklarda görevli olarak resmi gezilerde bulunduk.

Bu güne kadar basına uygulanan yassah uygulamaları ile karşılaşmadık.

İstediğimiz gibi yaklaşır, sorulması gerekenleri sorardı.

Şimdi öyle mi ya?

Neyse;

Karabük’ün sorunu en sağlık.

Sağlık bürokrasisi neyin kafasında?

 

 

Toz Kızılcaören’in kaderi mi?

 

Aşağı Kızılcaören köylülerinin çilesi de sıkıntısı da bitmiyor bir türlü.

Köy üzerindeki vahşi çöp depolama alanının ardından uzunca bir zamandan bu yana Kardemir’den kaynaklanan çevre sorunları köylülerin dertlerine dert ekledi.

Kardemir’in cevher ve kömür depo alanlarından yükselen toz bulutları köyün günlük hayatını ciddi derecede etkiliyor.

120 haneli köyde yaklaşık 700 kişi yaşıyor.

Başvurdukları hiçbir yerden dertlerine çare bulamamışlar.

İzlediğimiz görüntüler dehşet verici.

Bu insanların bu kadar yakında bu tozları solumaları ciddi risk taşıyor.

Kardemir bu işe basit önlemlerle çare olabilir.

Fıskiye ile sulama sıklığı artırılarak en azından toz yoğunluğu azaltılabilir.

Bu insanların sağlığı önemli değil mi?

Niye görmezden gelinir?

Aşağı Kızılcaören köylülerinin sesini duyun artık.

 

 

Şairin Ölümü

 

Eskipazarlı şair Ahmet Telli hayatını kaybetti.

Haberi Sevgili ağabeyim Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu’nun sosyal medya hesabından aldık.

Sonra değerli ağabeyim Yaşar Ateşsoy paylaştı.

Yangın Yılları (1979)

Hüznün İsyan Olur (1979)

Dövüşen Anlatsın (1980)

Saklı Kalan (1981)

Su Çürüdü (1982)

Belki Yine Gelirim (1984)

Çocuksun Sen (1994)

Barbar ve Şehlâ (2003)

Nidâ (2010)

Bakışın Senin (2016)

Toplu Şiirler ve Seçkiler:

Kalbim Unut Bu Şiiri (Seçmeler, 1994)

Vedâ Divânı (Toplu Şiirler 1966-2016, 2018)

Gidersen Yıkılır Bu Kent (Seçmeler, 2022)

Diğer Eserleri:

Ben Hiçbir Şey Söylemedim (Yazılar, 2001)

Sulara mı Yazıldı (Yazılar, 2001)

Arkadaşlık Günleriydi (Öykü, 2023) şairin eserleri.

Kendilerini pazarlamaktan başka uğraşları olamayan Karabüklü sanatçı kırıntılarından hiç duymadık Ahmet Telli ismini.

Üzülmedik, hayıflanmadık desek yalan olur.

“Elimizde acının kehribar tesbihi

ki kayıp durmakta parmaklarımızdan

Ey şair

yine bölük pörçük anlattın

yine eksik bıraktın bir şeyleri

gün devrilmekte ama sen

tutmamışsın acımızın çetelesini

 

Sen sus artık, bize bundan sonrasını

dövüşen anlatsın.”

Mekânı cennet olsun.

 

 

 

Aladağ Şenlikleri

 

Bazı şeyleri kelimelerle anlatmak zor gelir.

İsteseniz de anlatamazsınız. Ancak öyle bir şey olur ki bir hadise kitaplar dolusu cümlelerle anlatamadığınızı o şey anlatır.

Tıpkı Karabüklüler Derneği’nin düzenlediği Aladağ şenliklerinde olduğu gibi.

Yağlı güreşlerin ağalık artırmasında Ovacıklı biri ağa olmuş.

Hikaye bu kadar.

Kim başpehlivan olmuş, kim memur maaşı ile ağalık yarışına girmiş?

Takan yok.

Hikaye Aladağ ağalığını açık artırmada Ovacıklı birinin alması ile bitiyor.

Bu kadar yani.

 

 

 

“Hainler dışarı”

 

Binlerce üye.

Devasa bir bütçe.

Hesabında bile zorlandığımız üyelik aidatı.

İddialara bakılırsa profesyonel sendikacıların aldığı yüksek tutarlı maaş ve yolluklar.

Hak-iş Konfederasyonun en büyük sendikalarından birisi olan Öz Çelik-iş Sendikasında hafta sonu genel kurul vardı.

Sendikanın en çok üyeye sahip şubelerinden birisi olan İstanbul Şube Başkanı Genel başkanlık için mevcut genel başkanı ile yarıştı.

Ancak sonuç beklenen gibi oldu ve mevcut yönetim seçimi şov yaparak rahatlıkla aldı.

İşçinin hakkını korumakla mükellef olanları seçecek işçi delegenin çoğunluğu başkan adayını dinlemeden salonu boşalttı.

Ya o sloganlara ne demeli;

“Hainler dışarı.”

Bağıran delege.

Bağırtılan delege.

Bunu adına demokratik yarış diyorlar.

Yalandan sandıklar var.

“Hain” ilan edilen bir önceki dönem karşısına aday olduğu kişiyi karşı adaya destekleyen kişi.

En büyük şubelerden birisinin başkanı.

Oldu mu, derseniz olmadı.

Yakıştı mı derseniz eğer bağırdılarsa çelik işçisine yakışmadı.

Bir kongre erik dalı kıvraklığı ve zafer nidaları ile geride kaldı.

Unutmadan Karabükspor’un katili kongrede genel başkanın solunda oturuyordu.

Bakın şimdi Karabük bu genel kuruldan ne kazandı?

Kulisle o biçim haftaya.