Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliğini yaptığı 36. Ankara NATO Zirvesi’nde hem ev sahibi, olarak diplomatik ağırlığını, hem de askeri gücünü masaya koyarak müttefiklerine net mesajlar verdi.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gelen Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in resmi karşılama töreni sırasında TSK Mehteran Takımı tarafından Mehter Marşı (Ceddin Deden) çalınması, basında ve kamuoyunda Yunanistan’a yönelik “ince ve sembolik bir mesaj” olarak yorumlandı.
Bu mesajdan sonra Miçotakisin şakülü kaydı, dengesi kayboldu, yürüyüşü değişti.
HEDİYE EDİLEN ROVELVER NATO LİDERLERİNİN AYARINI BOZDU
Belli ki, zirvede, karşılama törenlerinden, seçilen yemeklerden, verilen hediyelere kadar her detay ince ince planlanmış. Silah hediye edilen liderler ellerine pimi çekilmiş bomba verilmiş gibi panik ve şaşkınlığa, düştüler. Ne yapacaklarını bilemediler. Hediye edilen silahı kaçı ülkesine götürebildi bilmiyoruz. Kimi, ülkesinin Ankara’daki büyük elçiliğine, kimi hava alanı polisine, kimi müzeye, kimi havaalanı gümrüğüne bıraktı. Sembolik, hediye bir silahı bile ülkelerine sokmaktan acizler. Oysaki, NATO askeri bir ittifak, silah ise askeyi gücün olmazsa. olmazı. Silah şakaya gelmez beyler. Silahı taşımak ve kullanmak her babayiğidin harcı değildir. Umarım mesajı almışsınızdır.
Türk kültüründe geleneksel ve sembolik olarak silah namusla eşdeğer bir kutsallıkta görülür. Bu algı, tarihsel süreçte Türklerin göçebe yaşam tarzı, askeri yapıları ve hayatta kalma mücadeleleriyle doğrudan şekillenmiştir.
Türklerin geleneksel dünya görüşünde silahın “namus” ve koruyucu bir öge olarak kabul edilmesinin nedenleri vardır. Eski Türklerde eli silah tutan herkes asker kabul edilirdi. Silah, bireyin topluma, ailesine ve vatanına karşı sorumluluğunun simgesiydi.
Göçebe bozkır hayatında vahşi hayvanlara ve düşman kabilelere karşı korunmanın tek yolu silaha sahip olmaktı. Silahı kaybetmek, savunmasız kalmak ve şerefi yitirmekle bir tutulurdu.
Türk halk kültüründe yer alan “At, avrat, silah” deyişi, bir erkeğin ödün vermemesi, başkasına devretmemesi ve canı pahasına koruması gereken üç temel unsuru temsil eder. Bu üçlemede silah; hem atı hem de avradı korumanın yegane aracı olduğu için doğrudan namusun koruyucusu ve kendisi olarak konumlandırılmıştır. Günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatı kültüründe silah, hâlâ resmi olarak “askerin ve polisin namusudur” şeklinde tanımlanır. Yere düşürülmemesi, düşmana kaptırılmaması ve kutsal kabul edilmesi gereken bir emanettir.
Kırsal bölgelerde veya geleneksel aile yapılarında silah, bir suç aleti değil, ailenin, toprağın ve onurun güvencesi olarak miras kalır.
Türk kültüründe silah sadece mekanik bir eşya veya şiddet aracı olarak değil, hürriyetin, egemenliğin, aileyi korumanın ve kişisel şerefin somut bir sembolü olarak kabul görür.
Silah, Türk kültürünün bilinen eski zamanlarından itibaren var olmanın, hayatta kalmanın vesilesi olarak sembolleşmekte ve kahramanlığın, gücün sembolüdür.
Osmanlı İmparatorluğu’nda müttefiklere silah hediye etmek, sadakat ve karşılıklı desteğin sembolik bir göstergesi olarak bilinen bir gelenekti. Erdoğan’ın NATO üyesi ülkelere tabanca ve canlı mühimmat hediye etmesi, bu tarihi geleneğe dayanıyor.
Bu tür bir jestin ardındaki mesaj açıktır. Güveni, ittifakı ve çatışma zamanlarında omuz omuza durma isteğini ifade eder.
Türkiye NATO tarihinde üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır.
Bunun en somut örneği de Kore dir. PKK ya kucak açmış bu ülkelerin Türkiye için kılını bile kıpırdatmayacağı gerçeğini hiç bir zaman aklımızdan çıkarmayalım. Her alanda güçlü olmak zorundayız.
İlyas ERBAY
