Eğitim-Sen Karabük Şube Başkanı Cevat Soylu
Eğitim-Sen Karabük Şube Başkanı Cevat Soylu, Eğitimde büyük sıkıntılara ve tepkilere yol açan rotasyon konusunda açıklama yaptı.
Milli Eğitim Bakanlığının, bugüne kadar eğitim sisteminin acil çözüm bekleyen sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine, attığı her adımda yeni sorunlar üretmekten başka hiçbir şey yapmadığını belirten SOYLU “MEB’in bugüne kadar eğitim alanında yaptığı her değişiklik, attığı her adım doğrudan doğruya AKP’nin eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik amaçları doğrultusunda biçimlendirmesi hedefine uygun olarak hayata geçirilmiştir. Eğitimde 4+4+4 dayatmasıyla yap-boz tahtasına dönen eğitim sistemi, son yıllarda hızlanan siyasal kadrolaşma uygulamaları ile tam bir sorun yumağı haline getirilmiştir.
MEB tarafından eğitimde siyasal kadrolaşma hedefiyle başlatılan tasfiye adımları, rotasyon adı altında şube müdürlüklerinden başlayarak okul müdürleri, müdür yardımcıları, atölye bölüm şeflerine kadar uzanmış, son olarak sıra deneyimli öğretmenlere gelmiştir. Öğretmenler açısından açıkça sürgün anlamına gelen ve on binlerce öğretmeni yakından ilgilendiren rotasyon dayatmasının kabul edilmesi mümkün değildir.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 17 Nisan 2015 tarihinde yayınlanan Atama ve Yer Değiştirme yönetmeliği ile öğretmenlerin, hizmet sürelerine bağlı olarak, kademeli bir şekilde zorunlu rotasyona tabi olacağını açıklanmıştır. 7 Haziran seçimleri sonrasında, 4 Temmuz 2015’te yönetmelikte yapılan bir değişiklikle aynı eğitim kurumunda 15 yıl görev yapan öğretmenlerin kendi isteği ile okul değiştirmemesi durumunda zorunlu rotasyona, başka bir ifade ile sürgüne tabi tutulacağı belirtilmiştir.
Eğitim Sen`in zorunlu rotasyon uygulamasının kaldırılması, en azından hükümet kurulana kadar bu konuda herhangi bir işlem yapılmaması yönündeki talebine rağmen bakanlık, anlaşılması güç bir acelecilik içinde, aynı eğitim kurumunda 15 yılı dolduran öğretmenlere bakanlık tarafından kısa mesaj göndererek “gerekli iş ve işlemler için okul idarelerine başvurmaları”nı istemiş, bu durumdaki öğretmenlerin tespitinin en kısa sürede tamamlanması gerektiği belirtilmiştir.
Öğretmenlerin tatilde olduğu dönemde bakanlığın aceleci bir şekilde zorunlu rotasyon uygulamasını hayata geçirmek istemesi ve ilk aşamada 13 bin deneyimli öğretmenin kendi isteği ve iradesi dışında zorla sürgün edilmesi için neden bu kadar ısrarcı olduğunu anlamak mümkün değildir.
MEB’in henüz hükümet kurulmamış olmasına rağmen, AKP tek başına iktidarmış gibi hareket etmeyi sürdürmesi ve siyasal kadrolaşma hedefiyle yaptığı usulsüz atamalar yargıdan dönmesine rağmen, yargı kararlarını açıkça yok sayması dikkat çekici bir durumdur.
MEB, hükümetin kurulamamış olmasını kendince fırsata çevirerek “şark kurnazlığı” yapmakta, eğitimde bu kez de deneyimli öğretmenleri hedef alarak yeni bir tasfiyeye girişmektedir. Önce eğitim yöneticilerini haksız bir şekilde görevden alan ve AKP’nin siyasal kadrolarını eğitim yöneticisi yapan bakanlık, şimdi de deneyimli öğretmenleri çalıştıkları okullardan sürgün ederek, bu okullardaki güçlü örgütlü yapıyı dağıtmak istemektedir.
Bugüne kadar attığı her adımda, aldığı her kararda hayal kırıklığı yaratan, tüm eğitim bileşenlerini eğitim yöneticilerini, öğretmenleri, öğrencileri ve velileri mağdur etmeyi adeta kendisine görev edinen Milli Eğitim Bakanlığı, hukuk dışı ve sorumsuz uygulamalarına bir an önce son vermelidir. Hiç kimsenin mesleki deneyime sahip öğretmenlerin aile yaşantısını ve okullarındaki çalışma ortamını alt-üst etmeye hakkı yoktur.
Eğitim Sen olarak, zorunlu rotasyon adı altında hayata geçirilmeye çalışılan sürgün ve tasfiye operasyonunun derhal durdurulmasını talep ediyoruz” dedi


“Rotasyon Dayatmasının Kabul Edilmesi Mümkün Değildir”
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


