25 Şubat 2026
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Alparslan BAYRAKTAR’ı bakan yardımcısı iken 4 Aralık 2019’da 7 il derneklerinden oluşan Batı Karadeniz Birliği olarak ziyaret etmiştik. Görüşmemiz uzamıştı. Danışmanının bizden sonra yapılacak toplantıya beklendiğini bildirmesine karşın bizlerle görüşmesini sonlandırmamış, ülkemizin enerji politikalarını, mevcut durum ve hedeflerini ayrıntılarıyla anlatmış ve sorularımızı da yanıtlamıştı. Bu görüşme sırasında enerji konusunda dışa bağımlı olmaktan ancak nükleer enerji ile kurtulabileceğimizi ve tek seçeneğin nükleer enerji olduğunu yineleyen Sayın BAYRAKTAR’a ben de nükleer karşıtı olduğumu, diğer enerji kaynaklarına ve özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemiz gerektiğini ifade ettiğimde küçük bir tartışma yaşamıştık.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı, Alparslan BAYRAKTAR, 21 Ağustos 2020’de dört aylık kızının adını kullanarak gece yarısı “Zeynep uyandı“ şifresiyle Cumhurbaşkanı’na “ Karadeniz’de doğalgaz bulundu” müjdesini vermişti. Bu müjdeyi veren BAYRAKTAR ödüllendirilerek 6 Kasım 2020’de Kardemir Yönetim Kurulu Başkanlığına atanmıştı.
Bakan Yardımcısı iken yaptığımız tartışma sırasında Akkuyu’da yapılan santralın Çernobil’i de yapan Rus firması ROSATOM olduğunu, üretime geçtikten sonra tam 15 yıl bize elektriğin kilovatını 12.35 cent’den satacaklarını, (konutlar için, Kasım 2020’de 1 kwh = 7 cent idi) yer seçiminin de yanlış olduğunu hatırlatmıştım.,
BİZ 11 YIL ÖNCE YAZMIŞTIK
Birkaç gün sonra bu konuda yaptığım araştırmaları da içeren, yayınlanmış 18 Haziran 2015 tarihli “ BU MU MİLLİ PROJE ? “ ve 19 Ekim 2015 tarihli HAYDİ KOCA REİS GEÇ HALKININ ÖNÜNE, İĞNEADA’YA DA NÜKLEER SANTRAL YAPILACAKMIŞ “ başlıklı iki yazımı e-posta olarak kendisine göndermiştim. (Koca Reis dediğim 6 dönem İğneada Belediye Başkanlığı yapan değerli kardeşim Ocak 2025'te kaybettiğimiz merhum Hayri SAVAŞ'tı)
Bir çok ülkede nükleer santrallara karşı giderek artan tepkiler ortada iken ve büyük bir potansiyele sahip olduğumuz yenilenebilir enerji türleri önemseniyorken yurdumuzun her yerine asılan yukarıda görülen afişlerle” Türkiye tarihinin en büyük yatırımını gerçekleştiriyor, enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtuluyor, GÜÇLÜ TÜRKİYE’NİN YENİ ENERJİSİ “ sloganıyla temeli atılan ve şimdi gecikmeli olarak tamamlanmaya çalışılan Akkuyu Nükleer Santralı bize ait milli bir proje değil.
14 Nisan 2015’te temeli atılan Akkuyu projesinin NGS Elektrik Üretim A.Ş. sitesine girdiğinizde; şirketin yüzde 75’inin Rus “ROSATOM OVERSEAS” şirketine, yüzde 22’sinin de Rus “CONCEM ROSENERGOATOM” şirketine ait olduğu, santral için ayrılan arazi ve lisansın da bedelsiz olarak Ruslara verildiği görülüyordu. Kısacası bu santral, ancak tam 22 yıl sonra bizim için elektrik üretmeye başlayabilecekti.
Akkuyu büyük riskler içeriyor. Santralın yapımını üstlenen ROSATOM OVERSEAS’ın Çernobil’ i de yapan şirket olması endişe yaratıyor. Bölgenin deprem riski taşıması ayrı bir endişe kaynağı. Atıkların nasıl muhafaza edileceği sorusu hala yanıtsız. Ülkemizin en güzel yörelerinden biri olan bölgede doğa ve iklim ne kadar etkilenecek ? Üretim sırasında salınan gazların atmosferde ve denizdeki etkileriyle ekosistem ne kadar zarar görecek ? Bunlar bilinmiyor. Bilinen bir gerçek ise; anlaşmada yer alan maddelerden birine göre, Rusların tesisteki payları hiçbir zaman yüzde 51’in altına düşmeyecek.
DENİZ YAVUZYILMAZ YİNE UYARIYOR, "RUSYA 180 MİLYAR DOLAR KAZANACAK"
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz YAVUZYILMAZ birkaç gün önce Akkuyu Nükleer Santralı’na ilişkin Rusya Devlet Şirketi ROSATOM’la yapılan sözleşme belgelerine ulaştıklarını bildirdi. Yeminli mali müşavir raporlarına göre santralin 69 yıllık işletme süresinde Rusya’nın elde edeceği net karın 180 milyar Dolar olduğunu ifade eden YAVUZYILMAZ “ bu güncel kurla yaklaşık 7 trilyon 777 milyar liradır, bunun adı Türkiye’nin geleceğinin satılmasıdır dedi.
YAVUZYILMAZ ayrıca Akkuyu üzerinden her yıl Türkiye’den Rusya’ya 3 milyar Dolar “ katkısız net kar “ aktarıldığını belirterek emekli maaşlarının neden artırılmadığının bu tabloyla doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Ayrıca santral alanının yüz yıllığına fiilen yabancı bir ülkeye tahsis edildiğini, bunun aynı zamanda stratejik bir güvenlik sorunu yarattığını dile getirdi. Akkuyu Nükleer Santralının yüzde yüzünün 2125 yılına kadar Rusya’ya ait olduğunu ve yönetim kurulu üyelerinin içinde hiç Türk bulunmadığını sözlerine ekledi.
SAYIN BAKAN HEM NÜKLEERCİ HEM DE YENİLENEBİLİR ENERJİ DOSTU.
Sayın BAYRAKTAR Bakan Yardımcısı iken, 11 Aralık 2000’de Bükreş’te kurulan, merkezi Budapeşte’de bulunan ERRA ( Enerji Düzenleyicileri Bölgesel Birliği) adlı kuruluşta, bizim ziyaretimizden 1.5 ay sonra 18 Kasım’da YENİLENEBİLİR ENERJİ SANAL KOMİTESİ'ne başkanlık yapmıştı. Orta Avrupa ve ABD’den bağımsız enerji düzenleyici kurumların oluşturduğu gönüllü bir kuruluş olan ERRA; üye ülkelerde yenilenebilir enerji mevzuatını ve enerji düzenleyiciler arasındaki işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyor., Bu bir çelişki değil mi ?
ŞİMDİ SIRADA İĞNEADA VAR
Karadenizin batıdaki son noktası, Bulgaristan sınırında, ülkemizin 22 Km.lik en uzun sahiline sahip İğneada şimdi yine yeni bir çılgınlık projesiyle, nükleer santral olarak bu cennet köşesini yok etmek üzere önümüze geliyor.
Akkuyu'dan sonra İğneada'nın doğa düşmanı, hoyrat eller tarafından yok edilmesine seyirci kalınmamalı., Amazon ve Kongo havzalarından sonra 670 çeşit bitkiye, 668 tür yabani hayvana yaşam alanı olan, dünyanın üçüncü büyük longoz ormanının yok edilmesine izin verilirse eğer; konaklayan ve yerleşik 258 kuş türü gagalasın beyinlerinizi.., İğneada ormanlarındaki çam ağaçlarının bütün iğneleri batsın gözlerinize…
Daha önce aynı bölgede yapılmak istenen termik santral, çevre köy ve ilçelerin büyük tepkileri ve hukuk mücadelesiyle durdurulmuştu. Oysa 13.11. 2007 tarihli, 26699 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2007/12759 no.lu kararla bölge Milli Park ilan edilmiş, daha sonra 23 Eylül 2013 tarihinde bölgenin bir ekoturizm bölgesi olması için Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurulmuştu.
20 yıl önce bölgedeki longoz ormanlarının ve biyolojik çeşitliliğin korunması için Orman Bakanlığı’na Dünya Bankası’nın 10 milyon Dolar, AB’nin de 3 milyon Euro hibe verdiği biliniyorken yurdumun bu en güzel yöresinin insanına, havasına, suyuna toprağına, kuşuna kurduna yönelen bu düşmanlığı nasıl düşünebiliyorlar ?
UKRAYNALI RADYASYON ÇOCUKLARI KONUĞUMUZ OLMUŞTU
26 Nisan 1986'da patlayan Çernobil Nükleer Santralının yaydığı radyasyon nedeniyle 3 ay ile 2 yıl arasında ömürleri kaldığı belirtilen 7-15 yaşlarındaki 33 Ukraynalı çocuk Türkiye Sakatlar Konfederasyonu ve 118-T Lionnes Çevresi'nin davetiyle 25 Eylül 1991 günü trenle İstanbul'a geldiler.
Radyasyon uzmanlarından oluşan bir ekibin eşlik ettiği ve taşıdıkları radyasyonun yayılmaması için sürekli ilaçlanan çocuklar İstanbul'u çok sevdiler. Gezdikleri güzelliklere doyamayan konuklarımız, 4 günlük ziyaretin dolmasına karşın planlanandan 2 gün sonra Ankara'ya gittiler.
5 Ekim günü ülkemizden ayrılan kafiledeki çocuklardan Anna NAZDARAÇEVA; "Türkiye'yi çok sevdik. Çok mutluyum. Hayatımda En çok İstanbul'u görmeyi arzu ediyordum " diyordu.
1986 yılında kurduğumuz Konfederasyonumuzun 1991 yılında Lionnes grubuyla düzenlediği bu anlamlı etkinlikle ülkemizde konuk ettiğimiz sarı saçlı mavi gözlü çok güzel bu çocukların ne yazık ki; bazı organları yoktu.
Haziran 2004'te Genel Başkanlığını yaptığım Zihinsel Özürlüler Federasyonu olarak, ARTVİN'DE ÖZÜRLÜ OLMAK VE ÇERNOBİL'İN ETKİLERİ konulu bir panel gerçekleştirmiştik. Bu panel sonrası AKP'den 94, CHP'den 34 milletvekili Çernobil'in etkilerinin araştırılması için önerge vermiş bu amaçla bir komisyon kurulmasını istemişti. Komisyon raporuna göre hangi önlemlerin alındığını bilmiyor ve hala merak ediyoruz.
TÜRKİYE ÇERNOBİL'İ VE FUKUSHİMA'YI YAŞAMASIN…
Fikret GÖKÇE
Kıbrıs Gazisi - Mak. Müh.
