Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

Vali Gürel, Din Görevlileriyle Bir Araya Geldi

Gündem Yayın: 15.10.2021 08:39

Vali Fuat Gürel, Karabük İl Müftülüğü tarafından Karabük Merkez ve köylerimizde görev yapan imam hatip, müezzinler ve Kur’an kursu öğreticilerine yönelik olarak düzenlenen aylık mutat toplantıda din görevlileriyle bir araya geldi.

Belediye Nikâh Salonunda gerçekleştirilen toplantı Kuran’ı Kerim Tilaveti ile başladı. İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk’ün açılış konuşmasının ardından kürsüye gelen Vali Fuat Gürel, “Geçen hafta itibari ile camiler ve din görevlileri haftasını kutlamış olduk, Mevlid-i Nebi Haftasını da kutluyoruz, “Vefa” ana temasıyla kutladığımız Camiler ve Din Görevlileri Haftamız ve Mevlid-i Nebi haftamız mübarek olsun. Topluma karşı sorumluluklarımızın bu süreç içerisinde bizleri yetiştiren toplumumuza, ailemize,  devletimize karşı, bölgemize karşı, insanlığa  karşı vefa borcumuz var. Eskiden köylerimizde köy özelinde söylüyorum bir öğretmeniz birde cami görevlimiz vardı, artık  öğretmenlerimiz köylerde yok,  sizler hala oralarda vatandaşlarımızla iç içesiniz, onlarla berabersiniz. Devletimizin de bir taraftan resmi görevlisi olarak oradaki topluma bir nevi önderlik yapma hususunda sorumluluklarınız var. Vatandaşlarımızın beklentileri var, aynı zamanda temsil ettiğiniz görev icabı da zaten bir önderlik göreviniz var, bu göreviniz dolayısı ile vatandaşlarımız sizlere itibar gösterir. Toplum nezdinde ayrı bir sorumluluğunuz var. Sizlerin yaşantısı, hal ve hareketleriniz toplum içerisindeki tutum ve davranışlarınız sizin bulunduğunuz konumu hem perçinleyecek, biraz daha yukarı çıkaracaktır ama menfi manada bir sıkıntı olursa bu anlamda sorunlar yaşanacağını da biliyoruz. Sizler birer devlet görevlisi olarak topluma sadece dini konularda değil sosyal hayatta diğer konularla da ilgili vatandaşlarımıza ufuk açacak liderlersiniz, bunun sorumluluğunu bildiğinizi düşünüyorum.

Malumunuz bir pandemi sürecinden geçiyoruz, özellikle takip ediyorsunuzdur her akşam Sağlık Bakanlığımız vaka sayılarını açıklıyor, rakamlara baktığımızda tüm ülke genelinde olduğu gibi bizde de vaka sayıları artıyor. Bu rakamsal gerçeğin dışında her gün birilerinin hasta olduğunu, birilerinin bir hastalıkla mücadele ettiğini gösteriyor. Bizlerde bu toplumun içinde yaşayanlar olarak bu hastalığa yakalanabiliriz, sevdiklerimiz yakalanabilir, bu anlamda sizler toplum içinde yaşayan insanlar olarak bu konuda bir buçuk senedir gayretli çalıştığınızı biliyoruz. Geldiğimiz nokta itibari ile toplumumuzun bir kısım hassasiyetlerinin kaybolduğunu fark ediyoruz, maske, mesafe ve temizlik kuralları ile ilgili bir kısım hassasiyetlerin kaybolduğunu biliyoruz. Ancak gözlemlediğimiz kadarı ile camilerde ve okullarda bu hassasiyetler devam ediyor, bu anlamda sizlere çok teşekkür ediyorum.

Camiler olarak seccade kullanımı ile ilgili eskiye dönüş var gibi, seccade kullanımı ile ilgili çalışmalara devam edersek daha yararlı olacağını düşünüyorum. Tabii ki esas gündeme getirmek istediğimiz son dönemlerde de sık sık vurguladığımız aşılama faaliyetleri. İlimizde maalesef aşılama oranının biraz düşük olduğunu biliyoruz,  sağlık kuruşlarımızın gayret içerisinde olmasına rağmen nedenini anlayamadığımız bir sebepten, üstelik vaka sayılarımız artarken aşılama sayılarınımız yavaş artıyor. Bunun sonucu olarak hastanemizde ve yoğun bakımlarda yatan hasta sayımızın artmasına neden oluyor. Hayatını kaybeden vatandaşlarımız var, bu insanlar birilerinin sevdikleri, akrabaları, değer verdiği kişiler. Görev yaptığınız yerlerde aşısını olmayan veya birinci aşısını olmuş ikincisini yaptırmamış veya devamını getirmemiş insanlar olduğunu biliyoruz. Aşıların belli bir koruma süresi var, süre sonunda aşı yapılmamış konuma gelebiliyor, onun için sizlerin hem kendiniz hem de toplum için bunları gündeme getirebilirsiniz, vatandaşlarımızı aşı olmaya davet edebilirsiniz. Bir gün mutlaka bu illet bitecek, arkamıza baktığımızda sevdiklerimizi kaybetmeyelim, bu anlamda sizlere özellikle ricada bulunuyorum.

Görev yaptığınız köylerde vatandaşlarımızın kendi aralarında sıkıntılar olabiliyor ama bizler devlet görevlisi olarak tarafsız kalmak zorundayız, sizler küskünleri barıştıran tarafta olmalısınız, sevgiyi lanse eden tarafta olmalısınız. Camilerimiz Allah’ın evi, buraların temiz tutulması önemli, bazı imkânsızlıklar içinde olduğunuzu da biliyorum, şehir merkezindeki imkân daha fazla ama yinede camiye gelen bir insanın huşu içinde temiz bir ortamda namaz kılmasını sağlamak hepimizin görevi.

Çağımız çok hızlı değişiyor hepimizin kendini çok iyi yetiştirmesi gerekiyor sizlerin bilgi seviyesi anlamında diğer insanlardan bir tık üstte olmanız gerekiyor. Dünyayı okuyabilme, dünyadaki gelişmeleri görebilme bunu sadece dini konular için söylemiyorum her türlü alanda sizlerin bilgi sahibi olma konusunda toplumun biraz daha önünde olmanız gerektiğini düşünüyorum. Toplumun her türlü sorununu bizlere getirebilirsiniz, sizler toplumun devlete olan bağını sağlayan kişilersiniz, bu konuda muhtarlarımızla beraber çalışabilirsiniz.”diye konuştu.

Konuşmaların ardından emekliye ayrılan Din Görevlileri ile Camiler ve Din Görevlileri Haftasında düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceye giren Din Görevlilerine Vali Fuat Gürel ve İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk tarafından belgeleri ve ödülleri verildi.

 

Paylaş:

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Manşet Yayın: 26.05.2024 14:00
VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Ekonomi bir bilim dalıdır. Ekonominin değişmez gerçekleri vardır.
Mesela;
▪︎ Faizlerin artırılması ile piyasada talep azalır. Bu sayede harcama eğilimi de azalmaya başlar.

▪︎ Faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir.

▪︎ 2002 yılından bu yana, TL’ nin değerlenmesinin arkasında “yüksek faiz düşük kur” sarmalı yatmaktadır. Türkiye’de, ülke riskinin yüksek olması, kaynaklarından daha fazlasını kullanması nedeniyle faizler dünya standartlarının çok üzerinde. Bu durumda da iş dünyası ve yatırımcılar kredi kullanamıyor. Kısır döngü de işte burada başlıyor.

Ekonomi; “bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme, üretileni bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü” şeklinde tanımlanıyor.
Yaşayabilmek için üretme ve bölüşme ! Görüldüğü gibi ekonominin temelinde üretim var. Ayrıca, ülkenin varlığını sürdürebilmesi için üretilenin adaletle ve hakkaniyetle bölüşülmesi gerekiyor.
Peki, günümüz Türkiyesinde yeteri kadar üretiyor muyuz?
Ürettiğimizi hakça bölüşüyor muyuz? Başka bir deyişle, gelir dağılımında adaleti sağlayabilmiş miyiz?
Bu sorulara evet diyebilir misiniz?

Ekonomimizin en istikrarlı yılları 1923 den1950 ye kadar olan dönemdir. Türk Lirasının da dünya ekonomisinde en değerli olduğu 27 yıl bu döneme denk geliyor.
Bu döneme baktığımızda, devlet destekli, üretime dayalı müthiş bir kalkınma hamlesi görüyoruz.
Bu ivme Atatürk’ün vefatından sonraki 12 yıl daha devam etti.

1950 den 1990 a kadar olan dönemde;
▪︎50 li yıllarda ABD ile yapılan ve elimizi kolumuzu bağlayan anlaşmalar, tarımımıza, eğitim sistemimize müdahaleler. Antikominist hedefleri olan Marshall yardımları.
▪︎ 1974 Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle maruz kaldığımız ağır ambargolar.
▪︎ 1980 askeri müdahalesi ve cunta yönetimi dönemi.
Bu 40 yıl da böyle heba oldu.

Sonrasında, 1990 – 2002 yıllarında yaşanan ekonomik bunalımların temel sebebi ise, siyasi istikrarsızlık, dolayısıyla orta ve uzun vadeli ekonomi politikasına sahip olamama durumudur. Bu dönemde Türkiye’de 6 farklı başbakan tarafından 11 farklı hükûmet kuruldu ve bu hükûmetlerin ortalama ömürleri 1 yıl civarında gerçekleşti.

Ülkenin enerjisini ve kaynaklarını terörle mücadeleye harcamasını da unutmayalım.
1984 yılından buyana terörle mücadele ediyoruz.

2002 den sonra tek parti iktidarı ile bir siyasi istikrar sağlandı. Terörle mücadelede de başarı sağlandı diyebiliriz. Peki buna rağmen neden ekonomik istikrar sağlanamadı? Bu sorunun o kadar çok yanıtı var ki, hangi birini yazayım.

Uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretmek yerine;
▪︎ Faizlerle oynayarak,
▪︎ Yüzyılın buluşu diye kur korumalı mevduat ismi altında ucube sistemlerden medet umarak,
▪︎ Vergileri artırarak, yeni vergiler icat ederek
▪︎ Karşılıksız para basarak bu sarmaldan çıkmamız mümkün değil.

Haberlere bakıyorum. Enflasyonda tek haneye düşecek mişiz. İhracatta tarihi rekorlar kırmışız!
Neye göre rekor? İhracatımız ithalatımızın önüne mi geçti? Cari fazla mı vermeye başladık?
İhracat rakamlarını verirken neden ithalat rakamlarını da vermiyorsunuz?
Ekonomide çuvallıyoruz ama algı yönetiminde maşallahımız var.

Gerçek şu ki, yeteri kadar üretmiyoruz ve üretmediğimiz için yoksullaşıyoruz. Bu gerçekleri görüp, topyekün bir üretim seferberliğini çoktan başlatmalıydık.

Athenanın o meşhur şarkısı geliyor aklıma;
Vurduk en dibe
Söyle şimdi nereye?
Yol almalısın
Ufak ufak yerine
Sıyrıl da gel buraya
Sıyrıl da gel buraya
Dön baba
Dön baba dönelim
Dön baba
Dön baba dönelim…