Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Aralık, 2023 12:12 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 4dk
Yorum: 0

Trabzon’da ’Pontus Meselesinin Dünü ve Bugünü Çalıştayı’ düzenlendi

Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) tarafından "Pontus Meselesinin Dünü ve Bugünü" adlı çalıştay düzenlendi. Çalıştayda geçmişten günümüze Pontus Meselesi ile ilgili konular konuşuldu.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ev sahipliğinde Prof. Dr. Osman Turan Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Pontus Meselesinin Dünü ve Bugünü” etkinliğine Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, Trabzon İl Emniyet Müdürü Murat Esertürk, Trabzon İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mustafa Erdem, KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Trabzon Konsolosu Erek Çağatay, İran İslam Cumhuriyeti Trabzon Başkonsolosu Naser Mohebati, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

"Tarihte algının olguya tahakküm ettiği çok sayıda vaka mevcuttur; Pontus Meselesi de bunlardan biridir"
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Çalıştay Başkanı ve KTÜ Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İsmail Köse, "Tarihte algının olguya tahakküm ettiği çok sayıda vaka mevcuttur. Yaşanmışlıkları yeniden şekillendirmeyi amaç edinmiş devlet destekli 600’den fazla dernek, sivil toplum organizasyonu kamuflajlı örgütlenmeler tarafından sürekli gündemde tutulup, ihtiyaç duyulduğunda etkili bir dış politika aracı olarak Türkiye’nin karşısına çıkartılan Pontus meselesi de bunlardan birisidir. Tarihte yaşananların objektif bir yaklaşımla bütün gerçekliğiyle sonraki kuşaklara aktarılması, öğretilmesi, yayılması ideal bilimsel yaklaşımdır. Buna karşın söz konusu süzgeç gerekli ilgiyi görmezse çok sayıda farklı faktörden etkilenerek idealden uzaklaşılabilmekte gerçekler zamanla propagandanın kurbanı olabilmektedir. Pontus meselesinin gelişimi, semantik kökenleri, etimolojik aidiyeti irdelendiğinde yaşanmış olguların propagandanın gücüyle her fırsatta zorlandığı, şekil değiştirdiği, gerçeklerden uzaklaşılarak yaşanmışlıklarla ilgisi olmayan amorf bir konuma oturtulduğu görülür. Nitekim, Yunanistan menşeili bu işi kimlik haline getirmiş kuruluş ve örgütlenmelerin kesintisiz bir şekilde sürekli tekrarlanmasını sağladıkları dezenformasyonun karşısında gerçekler zaman içinde silinip etkilerini kaybedebilme tehdidiyle karşı karşıyadırlar. Tarihte yaşanmış realitelerin tersyüz edilip, hiç yaşanmamış hadiselerin yaşanmış ya da yaşanmış olanların hiç vuku bulmamış gibi yayılmasını, bu şekilde öğretilmesini engelleme çalışmaları bilim insanlarının öncelikli görevleri arasındadır. Unutulmamalıdır ki biz konuşmasak, tartışmasak, gündemimize almasak da dünyada sayıları 600’den fazla olup, mantar gibi her yerden türeyen Pontus dernekleri kendi kurgularına göre her fırsatta propagandanın gücünden faydalanarak Türkiye’yi karalamaktadırlar. Bütün bu süreç dikkate alınarak tarihte yaşananların bütün boyutlarıyla bilimsel bir metodoloji ile anlatılarak, dezenformasyonun etkisizleştirilip, olguyu şekillendirecek hatalı algının yerleşememesi, sıradanlaşamaması için Üniversitemiz tarafından kamu kuruluşlarımız ile işbirliği içinde çalışmalar yapılmaktadır" dedi.

"1920’lerin başlarında yaşanan olaylar nedeniyle Pontus terimi siyasi bir boyut kazanmıştır"
Çalıştayda konuşan KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı ise "Pontus, antik dönemde Karadeniz’in güney sahilindeki bölgeyi ifade eden bir terim olarak kullanılmış. Ancak modern anlamda, Türkiye’de özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda, özellikle 1920’lerin başlarında yaşanan olaylar nedeniyle Pontus terimi siyasi bir boyut kazanmıştır. Bunun yanında Pontusculuk ise genellikle Türkiye’deki bazı grupların ve özellikle diasporadaki Rum kökenli insanların, Pontus bölgesindeki tarihî hak iddiaları ve kültürel bağları üzerine dayanır. Bu gruplar, özellikle Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölgesinde, Pontus kültürünü yaşatma, dilini koruma ve tarihî haklarını savunma amacı gütmektedirler. Bugün, burada toplanmamıza vesile olan Pontus meselesinin tarihsel arka planına odaklandığımızda, hepimizin bildiği üzere Birinci Dünya Savaşı, o zamana kadar tarihin görmüş olduğu en geniş kapsamlı ve yıkıcı savaşlardan biri olarak kabul edilir. Savaş birçok imparatorluğun yok olmasına yol açmıştır. Osmanlı Devleti de bu savaşla birlikte geri dönülemez bir şekilde yıkılışa sürüklenmiştir. Nitekim 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile mutlak teslimiyet tescil edilmiş ve devletin fiilî mevcudiyeti sona ermiştir. Mondros Ateşkesi sonrasındaki süreçte Anadolu’da yer yer işgal girişimleri yaşanmaya başlamış, otorite boşluğu baş göstermişti. Ateşkes kararı sonrasında ortaya çıkan konjonktürün siyasî hedefleri için değerlendirme düşüncesinde olan Pontusçular, kurdukları çeteler üzerinden Karadeniz bölgesinde harekete geçmişlerdi. Öte yandan özellikle bu bölgede emelleri olan İngiltere ve Anadolu’nun batısındaki hedeflerine ulaşmak için mücadele eden Yunanistan için Pontusçu çeteler, bir maşa olarak görülmüştür. İşgallerin hedefine ulaşabilmesi için Anadolu’da ortaya çıkan direnişin kırılması, bunun sağlanabilmesi için de bu çetelerin sahada desteklenmesi, stratejik bir manevra olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda silahlı Rum çetelerinden, bölgede karışıklıklar çıkarıp asayişsizliğe yol açarak hem millî direniş hareketini oyalamaları hem de bölgeyi askerî bir müdahaleye hazır hale getirmeleri umulmuştur. Ancak gelişmeler beklentileri boşa çıkarmış, alınan tedbirler neticesinde, Pontusçu çetelerin ayaklanması bastırılmıştır. İlerleyen süreçte Yunanistan ile imzalanan ’Türk-Yunan Ahali Mübadelesi Sözleşmesi’ gereğince Türkiye’de bulunan Rumların Yunanistan’a gönderilmesiyle Pontusçuların bölgedeki insan kaynağı tükenmiş ve böylelikle mesele kapanmıştır. Sözde Pontus soykırımı iddiaları, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte Anadolu’daki gelişmelere dayandırılmaktadır. Dolayısıyla bu dönemde yaşananların objektif bir şekilde araştırılarak meselenin tüm cihetleriyle ortaya konulması, bu iddiaların düğümünün çözülmesi adına tek doğru yoldur" diye konuştu.

"Türk Milleti ile soykırım kavramları en son bir araya gelecek kavramlardır"
Trabzon Valisi Aziz Yıldırım da, "Kanaatimce Türk Milleti ile soykırım kavramları en son bir araya gelecek kavramlardır. Türk milleti hakim olduğu bütün coğrafyalara barışı, kardeşliği, din ve vicdan özgürlüğünü taşımıştır. Bugün bile ülkemizin bünyesinde Lozan hukukuna bağlı olarak yaşayan azınlıklar özgürce; devletimizin ana unsuru olan Türk Milleti ile aynı haklara sahip olarak yaşamlarını devam ettirmektedirler. Ancak özellikle ülkemizi uluslar arası camiada mahkum etmek isteyen bazı çevreler zaman zaman Pontus ve Ermeni meselesi veya soykırımı gibi temelsiz iddiaları dillendirmekte, bu konularda kamuoyu oluşturmakta ve hatta bu konularını parlamentolarına taşımakta, bu yönde ısmarlama kararlar çıkarmaktadırlar. Malumunuz olduğu üzere Pontus meselesi, ortaya çıktığı günden bugüne, tarihî bir mesele olmaktan çok, Türkiye üzerinde hesapları olan uluslararası güçlerin siyasî niteliğe büründürdükleri bir meseledir. Pontus meselesi, tarih, jeopolitik, propaganda, ayrılıkçılık, istihbarat ve uluslararası ilişkiler gibi pek çok farklı kavram ve disiplinler aracılığıyla değerlendirilmesi gereken bir niteliğe haizdir. Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak yeniden ayağa kalkması ve uluslararası arenada aktif bir güç olarak yer alması bazı ülkeleri rahatsız etmiştir. Bu sebeple çarpıtılmış tarihi malzemelere dayalı olarak Ermeni ve Pontus meselesi gibi Türkiye’yi itham eden sözde soykırım iddiaları zaman zaman ısıtılıp gündeme taşınmaktadır. Bunun farkındayız. Onun için gerek tarihçilerimiz, gerek siyasetçilerimiz gerekse konunun muhatabı olan diğer ilgili kesimler olarak, ülkemizin geleceği adına bu tip sorunları sürekli servis yapanlara karşı teyakkuz halindeyiz, teyakkuz halinde olacağız" şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından çalıştay, ’Pontus Kavramsallaştırmasının Semantik Sorunları ve Pontus Sorununun Gelişimi ile Milli Mücadele Dönemi ve Sonrasında Pontus Sorunu ve Propaganda’ oturumları ile devam etti.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
20 Kasım, 2025 16:52 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 5dk
Yorum: 0

“Türkiye, denizcilikte dünyanın en büyük 10. filosuna sahip oldu”

Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, dünyanın en büyük 10. filosuna sahip olan Türkiye’nin 61 yeni gemi siparişi ile dünya 9’uncusu, mega yat inşasında ise 2’ncisi olduğunu belirtti. Ünüvar ayrıyeten, boğazlardan yılda 40 binden fazla geminin geçtiğini söyledi.
Düzce Üniversitesi, denizlerin ve okyanusların sürdürülebilir idaresine yönelik düzenlenen 1. Memleketler arası Deniz Hukuku ve Teknolojileri Sempozyumu’na (IMLTech 2025) konut sahipliği yapıyor. Bugün başlayan ve 22 Kasım’a kadar sürecek olan sempozyuma Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Düzce Valiliği, TÜBİTAK MAM, HAVELSAN, TÜRKSAT ve Düzce Belediyesi başta olmak üzere birçok kamu ve özel kesim kuruluşları takviye veriyor. Alanında uzman akademisyen, araştırmacı ve uygulayıcıları bir ortaya getiren sempozyumda "Mavi Ekonomi", "Limancılık Stratejisi" ve "Türk Denizciliğinin Pusulası: Tehditler, Teknolojiler ve Yeni Ufuklar" bahisleri ele alınacak.

Prof. Dr. Sözbir: "Yapay zeka odaklı çalışmaları çok istikametli ele alacağız"
Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir, deniz hukuku ve teknoloji alanlarının akademik ve stratejik istikametlerini bir ortaya getireceklerini söz ederek, "Denizcilik ulusal güvenliğin en kritik noktalarından birisidir. Deniz hukuku üzerine yürütülen çalışmalar yalnızca akademik değil, ülkemizin stratejik geleceğine dair kıymetli bir yol kat etmiştir. Mavi vatan vizyonunu, insansız sistemler, yapay zeka odaklı çalışmaları çok taraflı ele alacağız. Bölümün önde gelen kurumlar, akademisyenler çeşitli hususları ele alacaklar. Üniversite olarak maksadımız bilimsel birikimin alandaki imkanlarla buluştuğu akademik yer hazırlamaktır. Ülkemizin denizcilik siyasetlerine manalı katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi.

Başkan Özlü: "Sanayi, teknoloji ve üretimle ilgili çok sayıda projeye imza atıldı"
Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü, Türkiye’nin denizcilik potansiyelini ve sanayi atılımlarını kıymetlendirdi. Özlü, "Sanayi, teknoloji ve üretimle ilgili çok sayıda projeye imza atıldı. Togg’dan Antartika Bilim Üssü’ne, KOSGEB dayanaklarından mega sanayi bölgelerine kadar büyük atılımlar başlatıldı. Bilim merkezi, teknoloji üstü, ileri endüstriye sahip olan Türkiye hedeflendi. Bilim ve teknoloji ile büyüyen Türkiye hedeflendi" diye konuştu.

"Ülkemiz denizcilik potansiyelinden gereğince hisse alamıyor"
Türkiye’nin denizcilik potansiyelinden gereğince hisse alamadığı görüşünde olduğunu aktaran Özlü, şunları kaydetti:
"Ülkemiz kara nakliyatında bir köprü olduğu kadar, deniz nakliyatında da değerli bir rotada yer almaktadır. Bizim bütün gayretimiz bu coğrafik avantajı stratejik bir bakış açısı ile pekiştirmek olmalıdır. Deniz nakliyatı daha ucuzdur. Denizcilik yük ve yolsa taşımanın ötesine gemi sanayi üzere kıymetli katkılar sunar. Dış ticaretimizin büyük kısmı deniz yolu ile gerçekleştirilmektedir. Deniz ticaretimizin büyümesi için atılacak her adım, ihracata ve üretime katkı sunacaktır."

"İki kıymetli projeyi hayata geçirdik"
Özlü, bu doğrultuda başlatılan iki değerli projeyi hatırlattı. Bunların Türk Koster Filosu’nun yenilenmesi projesi ve mega sanayi bölgeleri projesi olduğunu belirten Özlü, "Türkiye’de o tarihte 790 Türk sahipli koster vardı. Bunların ortalama yaşı 26’ydı. Biz bunları modernize etmeyi düşündük. Sayın başbakanımızın da imzasının olduğu protokol imzaladık. Yüzde 49’u Sanayi ve Teknoloji Bakalığından verilecek bir hisse vardı. Yüzde 51’i ise özel dal iştiraki olacaktı. Bu projedeki maksadımız bu envanterde bulunan ortalama yapı 26 olan kosterleri yenilemekti. Yaklaşık 10 yıl mühletle Türk tersanelerine iş olacaktı. Gemi inşası yan endüstrisine iş çıkacaktı. Akdeniz ve Karadeniz Türk gölü haline gelecekti. Etrafımızdaki ülkelerde yaklaşık 2 bin adet koster vardı. Bu kosterleri de Türkiye modernize edecekti. Bu son derece değerli bir projeydi. Bu projeyi sayın başbakanımızın liderliğinde başlattık. Mega sanayi bölgeleri. Bugün OSB’ler var. Sayıları 370’i buldu. Türkiye’nin sıçrama yapması için OSB ölceğinden büyük mega sanayi bölgelerine muhtaçlığımız var" dedi.

Vali Aslan: "Denizler önemli"
Düzce Valisi Selçuk Aslan, global ticarette denizlerin taşıdığı kritik role dikkat çekti. Aslan, Türk milletinin denizcilik tarihindeki yerine atıfta bulunarak, "Türk milleti olarak her ne kadar karaların sultanı olmuş olsak da, tarihi bin yıl geriye gidecek formda dünyanın üç denizine hükmetmiş cetlerin evladı olarak, ticaretin 4’te 3’ünün denizlerde döndüğünü düşünürsek denizler önemlidir" diye konuştu.

Bakan Yardımcısı Ünüvar: "Anlaşmanın kararlarını eksiksiz yerine getiriyoruz"
Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, global deniz yolunun canlı bir organizma olduğunu belirterek, Türkiye’nin denizcilik alanındaki stratejik pozisyonuna ve başarılarına değindi. Ünüvar, 2024 yılında 12,6 milyar ton yükün deniz yolu ile taşındığını kaydetti. Türkiye’nin 10 bin 940 kilometre kıyı uzunluğunun bulunduğunu ve boğazlardan yılda 40 binden fazla geminin geçtiği kritik noktalardan biri olduğunu vurgulayan Ünüvar, şöyle konuştu:
"Boğazlarımızdan 1 milyar tonun üzerinde yük geçti. Türk boğazları deyince, Montrö’de imzalanan Türk boğazları muahedesi var. Mutabakatın kararlarını eksiksiz yerine getiriyoruz. Filomuzu güçlendirmek, Türk gemi beşerinin uluslarası tercih edinirliliğini artırmak istiyoruz."

"Türkiye, dünyanın en büyük 10’uncu filosuna sahip oldu"
Türkiye’nin 1999 yılından bu yana Milletlerarası Denizcilik Örgütü (IMO) Kurul üyesi olduğunu hatırlatan Bakan Yardımcısı Ünüvar, 50 ülke ile 64 denizcilik mutabakatı bulunduğunu belirtti. Ünüvar, "Üç deniz teşebbüsüne stratejik paydaşlığımız gerçekleşti. Pozisyonumuzu daha da güçlendirdi. Bugün 50 ülke ile 64 denizcilik muahedemiz var. Bu alan daha da genişliyor. Türkiye Doğu Akdeniz’de, Hin Okyanusu’nda iştiraklerini güçlendiriyor. Türkiye, dünyanın en büyük 10’uncu filosuna sahip oldu. Çok daha fazlasını yapacak insan gücümüz ve altyapımız var" biçiminde konuştu.
Türkiye’nin 61 yeni gemi siparişi ile dünya 9’uncusu olduğunu aktaran Ünüvar, tonajda 0,6 milyon CGT ile 11’inci, mega yat inşasında ise 2’nciliği elde ettiğini belirtti.

Binali Yıldırım: "Denizlere hakim olan cihana hakim olur"
27. Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım ise, konuşmasının başında aktifliğin Düzce’de yapılmasının iki nedeninin Akçakoca açıklarındaki Sakarya/Akçakoca doğalgaz alanları ve Rektör Nedim Sözbir’in denizcilik geçmişi olduğunu belirtti. Barbaros Hayrettin Paşa’nın "Denizlere hakim olan cihana hakim olur" kelamını hatırlatan Yıldırım, dünya nakliyatının yüzde 90’ının denizler üzerinden yapıldığını vurguladı.

"Taraf değiliz lakin kontratın birçok kararını uyguluyoruz"
Sempozyumun ana başlıklarından memleketler arası deniz hukukuna değinen Yıldırım, 1982 tarihli kontrata Türkiye’nin taraf olmama nedenini ise şöyle açıkladı:
"Bu kontrata ABD de taraf değil, Türk devleti de taraf değil. ABD imzalamış lakin taraf olmamış. Denizin tabanında çok büyük kaynaklar var, ender elementler var. ABD bunları kendi mülkü gördüğü için, paylaşmak istemediği için taraf olmamış. Biz de taraf değiliz. Bizim hassasiyetimiz nedir? Bizim hassasiyetimiz adalar denizidir. Adalar denizi, o denli bir yapıya sahipki deniz hukuku sistemine nazaran bu mutabakata taraf olsak, İstanbul’dan Çanakkale’den çıkıp, Fethiye’ye giderken daima uluslarası sulardan geçmemiz lazım. Kendi deniz alanımız kalmıyor. Adaların denizle iç içe bulunduğu bir coğrafyadayız. Bu coğrafyaya sahip öteki ülkeler de var. Öbür yerlerde de yaklaşık 15 ülke bu hukuka taraf değil. Mukavele yürürlükte. Bu mukavele olmasa, memleketler arası deniz nizamı, denizcilik faaliyetlerinde kahır yaşanırdı. Biz taraf olmamamıza karşın teamüller açısından mukavelenin birçok kararını uyguluyoruz."

"Bizim için en büyük sorun adalar denizi ve Kıbrıs meselesidir"
Yıldırım, şöyle devam etti:
"Açık deniz özgürlüğünü sahipleniyoruz. Açık denizler aslında herkesin malıdır. Rastgele bir ülke tek başına hak argüman edemiyor. Transit geçişler, suçsuz geçişler. Bununla ilgili deniz hukuku mukavelesine tabiyiz. Boğazlar, Montrö Sözleşmesi’ne nazaran ve oradaki unsurlar çok farklı. Deniz hukuku yokken bizim boğazların kullanılmasının rejimi farklı. En son Ukrayna-Rusya savaşı yaşanırken uyguladık. Boğazların özel geçiş kaideleri var. Bunu tüm dünya kabulleniş durumda. Deniz hukuku kontratının uygulanmasında bizim için en büyük sorun adalar denizi ve Kıbrıs sorunudur. Yunanistan ile bizim tezimiz farklı. Biz kontrata taraf değiliz, burada yapılacak dayatmalar bizi bağlamaz diyoruz. Mukavele kararları denizcilik teamülüdür. ’Taraf olsa da olmasa herkes uymak zorundadır’ diyor. Adalar bize birkaç mil, Yunanistan’a 300-500 mil arada. Nizam var, ölçü var. Deniz hukukunda çok su götürecek konular var. Denizlerdeki kaynakların kullanılması, su yüzüne çıkarılması üzere hususlarda kısa vadede uzlaşma olacağı kanaatinde değilim."

"Aliağa’da dünyanın en büyük gemi söküm tesisine sahibiz"
Türkiye’nin denizicilik alanında kat ettiği muvaffakiyetleri anlatan Binali Yıldırım, "Yat üretiminde dünya 2’ncisiyiz. Her türlü gemiyi bilhassa özel niyetli gemileri yapmakta 1 numarayız. Gemi bozma yahut dönüşüm denildi. Biz ona ’gemi sökümü’ diyoruz. Aliağa’da dünyanın en büyük gemi söküm tesisine sahibiz. İmal ediyoruz, çalıştırıyoruz ve söküyoruz. İşi bilen denizcileri vazifeye getirdik. Biz 2002 yılında iktidar olduğumuzda denizcilik müsteşarlığı vardı lakin denizci yoktu. Vahim durumdaydı. Önceliğimiz, denizcilik müsteşarlığını denizcilerle tanıştırmak oldu" dedi.
Deniz madenciliği ve az elementlere dikkat çeken Yıldırım, bu elementlerin elektrik motorları, mıknatıslar, dronlar, güdüm sistemleri, termal kameralar, elektrikli araç bataryaları ve güç depolama sistemleri dahil olmak üzere savunma sanayii, tıp ve ileri teknolojide kullanıldığını söz etti.

"Eskişehir Beylikova’da dünyanın 2. ender element rezervi var"
Yıldırım, bu elementlerin üretiminin yüzde 60’ının Çin tarafından yapıldığını belirterek, Türkiye’deki potansiyeli şöyle anlattı:
"Bizde var fakat kullanamıyoruz. Eskişehir Beylikova’da dünyanın 2. az element rezervi var. 700 milyon ton rezerv var. Burada 10 element çıkarılabilir. Eti Maden bu toprak elementlerini çıkarmak için oluşum başlattı. Derin deniz madenciliğinde İSA ruhsatını almamız gerekiyor" diye konuştu.
Sempozyuma 65. devir Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 26. Lideri İsmet Yılmaz, AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir de katıldı.

Bizi sosyal medyadan takip edin