Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
23 Temmuz, 2023 13:05 tarihinde yayınlandı
0

Tarımda planlı ekim dönemi: Her ilde planlı ekim yapılacak

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hayata geçirilen proje ile yapılacak planlı ekimle her ilde çiftçiler, planlanan ürünü ekebilecek. Bitkisel Üretim Genel Müdürü Dr. Mehmet Hasdemir, planlı ekim ile birlikte 132.8 milyon ton üretim ile Cumhuriyet tarihinin en fazla üretimini yaparak vatandaşların ihtiyacının karşılanacağını söyledi.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Kastamonu’nun ev sahipliğinde Bartın, Zonguldak, Bolu, Düzce, Kocaeli, Karabük ve Sakarya’dan yetkililer ile sektör temsilcilerinin katıldığı “Tarımsal Üretim Planlaması Bölge İstişare Toplantısı” gerçekleştirildi. Kastamonu Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi’nde gerçekleştirilen toplantıda konuşan Bitkisel Üretim Genel Müdürü Dr. Mehmet Hasdemir, “Pandemi, iklim değişikliği, savaşlar, artan enerji maliyetleri, ekonomik krizlerle yeni normal olarak tanımlanan bu dönemde tarımsal üretim gibi önemli bir konuda planlamaya olay ihtiyacımız had safhaya ulaşmıştır. Gazi meclisimiz ile seçim öncesinde yapmış olduğu kanun değişikliği ile bakanlığımıza önemli bir görev addetti. Böyle bir sorumluluk ile bakanlığımızı buluşturdu. Sulama kavramının da tarımda ne kadar geniş bir kavramının olduğunu biliyoruz. Tarım sektöründeki artan nüfus sebebiyle genç nüfusun kentlere olan göçü ve bu konuda üretim planlamasının tarımda sadece tek başına değil, ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan ele almamız gereken geniş bir kavram olduğunu biliyoruz” dedi.

“26 milyon hektarlık tarım arazisi 23.8 milyon hektara kadar gerilemiş durumda”
Tarım sektörünün en önemli sermayesinin tarım toprağı olduğunu söyleyen Hasdemir, “Bunu herhalde en iyi bilen yerlerden bir tanesi Kastamonu’dur, Karadeniz Bölgesidir. Çünkü bir avuç toprağın bile kıymetli olduğu bölgeden bahsediyoruz. Son 20 yılda tarımsal nüfusumuz neredeyse 25 milyon arttı. Yani 60 milyon nüfustan 85 milyona çıktı. Üzerine 5 milyona varan sığınmacıyı, bir de 50 milyona yakın turisti ağırlıyoruz. Ama tarım topraklarımız aynı, nüfus arttığı sürece 20 yıl boyunca bir vatandaşımızı 4 dekar tarım arazisiyle beslerken şimdi 2.8 dekar tarım arazisiyle beslemek zorundayız. Üzerine 20 yıl önce 3,5 milyar dolar ihracat yaparken şu anda 30 milyar dolar ile Dünyanın 200’e yakın ülkesine tarım ürünleri ihracat ediyoruz. Bu durumda bir taraftan ihtiyaç artıyor, bir taraftan tarım arazileri üzerine olan baskı ile kişi başına düşen tarım arazisi miktarı düşüyor, bizim bir metrekare tarım toprağını bile kendi halinde bırakmaya daha fazla tahammülümüz yok. Daha doğru planlamalarla halkımızın daha güvenli gıda tüketmesini sağlamalıyız. Ayrıca kentleşme, şehirleşme, tarım dışı kullanım talepleri, Kastamonu’da var, sanayi için yer lazım. İlave konutlar için çocuklarımız evleniyor, yerler lazım. Eskisi gibi 2+1 80 metrekarelik konutlarla hiçbirimiz oturmak istemiyoruz. Daha geniş alanlarda oturmak istiyoruz. Hal böyle olunca 26 milyon hektarlık tarım arazisi 23.8 milyon hektara kadar gerilemiş durumda. Ama bu gerilerken bir paradoks ortaya çıkıyor. Türkiye’deki tarımsal arazilerin yaklaşık 3.6 milyon hektarı meyve bahçeleri, bunlar azalmıyor. Meyve alanlarında yüzde 41 artış görülüyor ama çeltik, buğday, mısır gibi halkımızın beslenmesinde önemli olan tarla bitkilerinde yüzde 8’lik bir daralma söz konusu. Çiftçilerimiz daha çok kar getirsin diye meyve dikmeye çalışıyor ama Çukurova gibi, Hatay’da Amik Ovası gibi, Konya gibi arazilerimizde yanlış arazi kullanımı sebebiyle belki de 50 yılda var edeceğimiz bir bahçeyi ovaya teslim edip, üç ürün alacağımız yerde bir ürün ile idare etmek zorunda kalıyoruz. Ayrıca meyve alanları, Karadeniz Bölgesinde belki de yağış sorunu yok ama yeraltından çok fazla su tüketmekte, iklim değişikliklerine karşı bu bölgede daha duyarlı olmak gerekiyor, doludan, selden, fırtınadan etkilenmekte, bu yüzden tarımsal üretimimizde Karadeniz Bölgesinde tehdit etmekte. Son 20 yılda bitkisel üretim sektöründe önemli bir üretim artışı yaşandı” diye konuştu.

“132.8 milyon ton üretim ile Cumhuriyet tarihinin en fazla üretimini yapacağız”
Bu yıl Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın koordinasyonunda tarım sektörünün tüm zamanların üretim rekorunu kıracağını söyleyen Hasdemir, “132.8 milyon ton bitkisel üretim ile Cumhuriyet tarihinin en fazla üretimini yapacağız, bununla gurur duyuyoruz. Hamdolsun halkımızın da ihtiyacını karşılıyoruz. Ama bu üretim artışına geriye dönüp baktığınızda meyvenin son 20 yıldaki üretim artışı yüzde 90’larda. Ama stratejik ürünlerimizin üretim artışı ise yüzde 26’larda, sebzeninki yüzde 25’lerde. Meyve üretimi daha çok artıyor, biz asıl toprağımızı stratejik açıdan daha önemli olan un, yağ, şeker dediğimiz ürünlere tahsis etmek durumundayız. Türkiye, Dünya’nın en önemli kayısı ihracatçısı, en önemli fındık ihracatçısı, hem üretimde hem de ihracatta birinci sıradayız. Ama yüzde 5 yetersiz olan bir ürünü daha fazla arttırmak varken yoksa az açığımız olan ürünleri arttırmak mı diye baktığımızda karşımızda meyve ve sebzeden yeterlilik durumumuz yüksek iken ayçiçeğinde yüzde 60’lardayız, pirinç ve çeltikte yüzde 75’lerdeyiz, pirinç üretimimizi bizler 300 tondan 1 milyon tona çıkarttık. Mısır üretimimizi 2 milyon tondan 8,5 milyon tona çıkarttık. Ama halen ihtiyacımız var, nüfusumuz artıyor. Pandemi oldu, yollar kapandı, dünyada birçok ülke ihracatını durdurdu. Biz, halkımızın sofrasına domatesi, şeftalisini, nektarını, kayısını koyarak buyurun ekmek yerine bunları yiyin diyemeyiz. Bizim buğdaya, mısıra ihtiyacımız var. Dolayısıyla tarım topraklarını bu ürünlere tahsis etmek zorundayız” şeklinde konuştu.

“Son 20 yılda yem bitkileri ekim alanını 3.6 kat arttırdık”
Son 20 yılda yem bitkileri ekim alanını 3.6 kat arttırdıklarını belirten Hasdemir, “Yem bitkileri ekim alanını daha fazla arttırırsak bu sefer bu alan, buğdaydan alıyor. Fiğ, yonca gibi ürünlerde çok önemli ama ne kadar bunların alanı artarsa buğday, mısır, pamuk, sarımsak, soğan, patates alanları daralıyor. Bizim bu taktirde hayvancılığı meralarımızın, yaylalarımızın olduğu yerlere kaydırmamız, oralarda planlamamız lazım. Boş yaylanın ya da meranın olduğu yerde hayvancılık işletmelerini tesis etmemiz lazım. Aksi taktirde 600 kilometre öteden kamyonlarla samanları taşıyıp bu hayvanların önüne o yemi koyuyorsak burada ekonomik bir hayvancılıktan bahsedemeyiz. Böyle bir tablo planlamayı bizlere zorunlu kılıyor” şeklinde konuştu.

“Karadeniz Bölgesinde su ürünlerinde elde ettiğimiz başarıyı tüm Türkiye’ye yayacağız”
Son 20 yılda su ürünleri sektöründe ihracatı 17 kat arttırdıklarını vurgulayan Hasdemir, “Karadeniz Bölgesine önemli bir kıyısı olan bu bölgede su ürünlerinin hem yetiştiriciliği hem de avcılığı önemli. Son 20 yılda su ürünleri sektörü ihracatını tam 17 kat arttırdı. Türkiye, su ürünleri ihracatını tam 17 kat arttırarak Dünyada en önemli su ürünleri ihracatçısı haline geldi. Ama bunu yaparken bizlerde şunu yaptık. Hiç kimse bir yerde gidip kafasına göre su ürünleri tesisi kuramadı. Çünkü mevzuatıyla ne kadar balık kapasitesi var, ne kadar yavru atılacak. Bölgenin üretimi uygun mu diye bakıyorduk. Buradan elde ettiğimiz tecrübe ile Türkiye’nin diğer alanlarında aynı şekilde uygulamayı planlıyoruz. Bu yüzden tarım sektöründe bir kanun değişikliğine ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

“Önemi bulunan ürünlerde planlama yapacağız”
Tarımsal üretimde planlamaya gidileceğini ifade eden Hasdemir, şunları kaydetti: “Önemi bulunan ürünlerde planlama yapacağız. Bazı bölgelerde oranın özelliklerine göre belirli ürünler üretilecek. Örneğin belirli ürünlerin üretiminin yapıldığı bir yerde bir çiftçimiz, ‘ben istediğimi ekerim’ dedi. Biz çiftçimizle hasım olmak istemiyoruz, üreticilerimizle beraber yol yürümek istiyoruz. Ona bu yaptığınız ülke üretim planlamasına uygun değil diyeceğiz ve 12 ay süre verip planlamaya uygun üretim yapmasını isteyeceğiz. Buna da uymadı. O zaman bu çiftçiye 2. yaptırım olarak bu yolda yalnız yürüyeceksiniz deyip 5 yıl desteklemelerden yararlanmayacağını söyleyeceğiz. Çiftçi buna rağmen, ‘ben kendi yolumda devam edeceğim’ derse elde ettiği bürüt hasılatın yüzde 1 ile yüzde 5’i arasında idari para cezası uygulayacağız. Bu parayı da fedakarlık yaparak planlı üretim yapan çiftçimize desteklerde kullanacağız. Kademeli bir yaptırım süreci uygulayacağız. Bu yaptırımı bir dayatmayla, zapturapt uygulayarak değil sizleri yönlendirerek yapacağız”
Bütüncül bir çalışma içerisinde çalışmanın oluşturulacağını kaydeden Hasdemir, “Biz bir yerde planlama gereği bir ürünü desteklemiyorsak TKDK’dan da o ürünün depolama sistemine destekleme vermemesini isteyeceğiz. Ziraat Bankasına o ürünle ilgili kredi vermemsiniz talep edeceğiz. Tüm bunu bütüncül bir yaklaşımla yapacağız. Desteklemeleri de önemli bir politika aracı olarak kullanıp bu süreci beraber yönetmek istiyoruz” dedi.
Toplantıya, AK Parti Kastamonu milletvekilleri Halil Uluay ile Serap Ekmekci, Tarım ve Orman İl Müdürü Bekir Yücel Tanrıkulu, Kastamonu Orman Bölge Müdürü Fahri Sönmezoğlu ile çok sayıda davetli ve sektör temsilcisi katıldı.
Konuşmaların ardından bakanlık yetkilileri, sektör yetkilileriyle görüş alışverişinde bulundu. (İHA)

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin