UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan ve “En iyi korunan 20 kent” arasında bulunan Karabük’ün Safranbolu ilçesi, “Tarihsel ve Doğal Sit Alanı” ilan edilişinin 44. yılını kutluyor.
Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, Safranbolu’nun 8 Ekim 1976 yılında Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından “Tarihsel ve Doğal Sit Alanı” olarak ilan edilmesinin 44. yılı münasebetiyle bir mesaj yayınladı. Başkan Köse, mesajında Safranbolu’nun ”Tarihsel ve Doğal Sit Alanı” olarak ilan edilmesinin hem sosyoekonomik açıdan hem de kültürel tarihin korunması adına milat olduğunu belirtti. 8 Ekim 1976 yılında Safranbolu’nun Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından “Tarihsel ve Doğal Sit Alanı” olarak ilan edildiğini hatırlatan Başkan Köse, “1975 yılı Avrupa Mimarlık Mirasını Koruma Yılı olarak açıklanmıştı. Bu süreç kapsamında, 9 Nisan 1975 tarihinde Yüksek Mimar Yavuz İnce’nin ‘Kentlerin tarihsel dokusunun korumasında yerel örgütlerin kurulması ve bölgesel eğitim birimlerinin oluşturulması’ bildirisi, ardından Safranbolu Belediye Meclisi’nin ‘koruma kararı’ ve İTÜ Mimarlık Fakültesi ile Safranbolu Belediye Başkanlığı arasında bir işbirliği başladı” dedi.
İTÜ Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü’nün Türkiye’nin tarihsel ve mimari değerler açısından en iyi kesitlerinden birini Safranbolu’nun verdiği konusunda birleştiğini kaydeden Köse, “Böylece ilk çalışmaların bu beldeye yönelik yapılmasına karar verildi. Karar alındıktan sonra ‘Safranbolu Mimarlık Değerleri ve Türk Folkloru Haftası’ ilk olarak 30 Ağustos- 5 Eylül 1975 yılında İTÜ ile işbirliği kurularak kutlanmaya başlandı” ifadelerini kullandı.
Safranbolu’nun “Tarihsel ve Doğal Sit Alanı” olarak ilan edilmesinin tarihi ile ilgili bilgiler veren Köse, mesajında şu ifadelere yer verdi:
“1970’li yıllarda henüz korumanın ne olduğu bilinmiyorken böyle bir karar alınmış olması, ardından Kültür Bakanı Taner Kışlalı’nın 1979’daki ziyareti; 1981’de Türkiye’de ilk kez Safranbolu’da bir mekan için restorasyon desteğinin alınmasını sağlamış oldu. Böylece Safranbolu’daki mimari ve kültürel restorasyon süreci 1981’de Kaymakamlar Evi ve 1982’de Yemeniciler Arastası restorasyonu ile başladı. Sözün özü, Türkiye Cumhuriyeti’nin restorasyon tarihi, buradan, yani Safranbolu’dan başladı ve tüm yurda sirayet etti. 8 Ekim biz Safranbolulular ve tüm Türkiye için bu nedenle çok özel ve önemli bir tarih olarak anılmayı hak ediyor. Bu süreci başlatan, dönemin Belediye Başkanı Kızıltan Ulukavak ve aralarında Necati Sağlam, Nurettin Ergül, Muzaffer Korur gibi isimlerinde olduğu dönemin Belediye Meclisi Üyelerine ve kararın çıkmasında emeği geçen herkese şehrim adına teşekkür ediyorum. Türkiye’nin restorasyon için destek gören ilk kenti ve bir UNESCO Dünya Mirası şehri olan Safranbolu; zamanın durduğu, yaşayan ve korunmuş bir kent olarak yolculuğuna onların sayesinde devam ediyor.”


Safranbolu’nun “Tarihsel ve Doğal Sit Alanı” ilan edilişinin 44. yılı
Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz: “Mantar tüketirken sağlığınızdan olmayın”
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bahar yağışlarıyla birlikte doğada mantar oluşumunun arttığını belirterek kontrolsüz yabani mantar tüketiminin ciddi zehirlenmelere yol açabileceği uyarısında bulundu.
Gündüz, Türkiye’nin iklim yapısı ve bitki örtüsü nedeniyle yabani mantarların yetişmesi açısından oldukça uygun bir ülke olduğunu ifade ederek yağışların arttığı ilkbahar ve sonbahar aylarında mantar zehirlenmesi vakalarında artış olduğuna dikkat çekti.
Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin tüketilen mantarın türüne göre değişebildiğini kaydeden Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bazı türlerde şikâyetlerin ilk birkaç saat içinde ortaya çıktığını, bazı ölümcül türlerde ise belirtilerin 6 ila 24 saat sonra başlayabildiğini söyledi.
Zehirlenme durumlarında geç başlayan belirtilerin daha tehlikeli olabileceğini vurgulayan Gündüz, “Özellikle geç başlayan bulgular ciddi karaciğer hasarıyla ilişkili olabilir. Bazı hastalarda ise belirtiler geçici olarak düzelebilir ancak bu yalancı iyilik hali sonrasında ağır organ yetmezlikleri gelişebilir” dedi.
“Ölüm meleği mantarı”
Gündüz, ölümcül zehirlenmelere en sık “ölüm meleği mantarı” olarak bilinen ’Amanita phalloides’ türü mantarın neden olduğunu ve bu türün zehirsiz mantarlarla çok kolay karıştırılabildiğini belirterek doğadan bilinçsiz mantar toplama, halk arasındaki yanlış inanışlar ve mantarların görüntüsüne bakılarak ayırt edilmeye çalışılmasının riski artırdığını kaydetti.
“Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum”
“Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında daha fazla görüyoruz. İlkbahar aylarında fazla görülmesinin en önemli nedeni, yağış ve nem oranının yükselmesidir. Bu ortam, mantar yetişmesi için uygun bir iklim oluşturuyor. Orman altlarında ve meralarda ciddi şekilde mantar yetişmesi oluyor. İnsanlarımız da kültürel olarak komşuları ve akrabalarıyla mantar toplama alışkanlığına sahip. Dolayısıyla ortak toplanan mantarlar nedeniyle, aile bireyleri ya da komşular arasında özellikle kümelenme şeklinde zehirlenmelerle karşılaşıyoruz. Mesela bir aileden 4-5 kişi aynı anda zehirlenmiş olabiliyor. Çünkü beraber mantar toplamışlar, eve getirmişler ve akşam pişirip yemişler. Bu durum toplu, aile içi kümelenme şeklinde zehirlenme olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür zehirlenmeleri özellikle sonbahar ve ilkbaharda sık görüyoruz” dedi.
“Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor”
“Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor” diyen Gündüz, “Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor. Birkaç saat içinde belirti veren mantar türleri olduğu gibi, 6 saat ya da 24 saat sonra belirti veren türler de var. Erken belirti verenler genellikle daha az tehlikeli olsa da geç dönemde belirti veren mantar zehirlenmeleri daha tehlikeli olabiliyor. Bunlar karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi çok ciddi sorunlarla karşımıza gelebiliyor. İlk dönemde zehirlenme belirtileri normale dönebiliyor, kişi kendini iyi hissedebiliyor; ancak sonrasında tekrar kötüleşme görülebiliyor. Özellikle zehirli türlerde bu durum daha sık yaşanıyor. Geç dönem belirti veren mantar zehirlenmelerinde daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bunlar daha ölümcül sonuçlarla karşımıza çıkabiliyor. Ormanlık ve yeşillik alanların daha fazla olduğu bölgelerde risk artıyor. En çok Karadeniz Bölgesi’nde görülüyor. Karadeniz Bölgesi ilkbahar ve sonbaharda çok yağış alıyor. Yaylalar ve orman altları oldukça nemli oluyor. Bu nemli ve yağışlı ortam, mantarlar için çok uygun bir yetişme alanı oluşturuyor. Bölgemizde ciddi bir mantar çeşitliliği bulunuyor. Karadeniz Bölgesi’nde yüz yıllardır süregelen bir mantar toplama kültürü ve etkinliği var. Ancak mantarların toplanması uzmanlık gerektiriyor. Çünkü zehirli mantarı ayırt etmek bazen uzmanların bile zorlandığı bir durum olabiliyor. Bu nedenle doğadan topladığımız mantarları uzman kontrolünden geçirmeden tüketirsek ciddi zehirlenme riskiyle karşılaşabiliriz. Özellikle Amanita phalloides olarak bilinen “ölüm meleği” türü mantar, masum ve zehirsiz mantarlarla karışma riski çok yüksek olan bir türdür. Karadeniz Bölgesi’nde de bulunabilen bir mantardır. Bu nedenle çok dikkatli olmak gerekiyor. Uzman kontrolü olmadan doğadan toplanıp tüketilen mantarların tamamı zehirlenme riski taşır. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.


