"Marketler vatandaşa tuzak kuruyor" - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
11 Temmuz, 2024 04:07 tarihinde yayınlandı
0
0

“Marketler vatandaşa tuzak kuruyor”

BOLU (İHA) – Türkiye Sebzeciler, Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu (TÜSPAF) Başkanı Ali Karaca, “Vatandaşımız işin kolayına kaçıyor, hemen evinin altındaki markete gidiyor. Pazarların kurulduğu gün marketler de tezgah açıyor. Marketler o gün biraz fiyat indiriyor ama ertesi gün o fiyatlara ürün bulamazsınız. Marketler vatandaşa tuzak kuruyor” dedi.

Türkiye Sebzeciler, Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu (TÜSPAF) Başkanı Ali Karaca, Bolu’nun Kültür Mahallesi’nde bulunan pazar alanını ziyaret etti. Esnafla sohbet eden Karaca, vatandaşlara pazardan alışveriş yapmaları çağrısında bulundu. Karaca, pazar kurulduğu günlerde marketlerin indirim yaptığını, diğer günlerde ise zam yaptığını belirtti.

“Marketler vatandaşa tuzak kuruyor”

Pazar alanlarında bulunan marketlerin pazarın kurulduğu günlerde indirim yapıp normal günlerde fiyatları artırdığını belirten Karaca, “Bugün vatandaşın alım gücünü değerlendirirseniz, enflasyon değerlerini bile gerek devletimizin kurumları olsun, pazar yerindeki fiyatları belirliyor. Ama pazar yerindeki fiyatlara baktığınız zaman Türkiye’de o kadar çok sayıda deflasyon olmasına rağmen fiyat artışları, maliyet artmasına rağmen geçen yılki fiyatlar arasında bir fark göremiyorum. Geçen yıl domates 20 liraydı, yine 20 lira. Ürünün kalitesine göre değişiyor. Ama maliyetler çok arttı. Maliyetlerden kimse bahsetmiyor. Tarlada domates 10 lira, pazarda 20 lira, markette 25-30 lira. Aslında burada maliyetlerin anlatılması gerekiyor. Çünkü mazot fiyatları durmadan arttığından dolayı, işçilik maliyetleri durmadan arttığından dolayı, ürün üretilirken harcanan gübre, ilaç, mazot bu tamamen maliyetlerin artmasıyla beraber fiyatların artması gayet normal. Pazar fiyatlarına baktığımız zaman market fiyatlarıyla mukayese ettiğimizde pazar yerleri marketten daha ucuz. Günlük sebze-meyve yerinin adresi pazar yerleridir. Vatandaşımız işin kolayına kaçıyor, hemen evinin altındaki markete gidiyor. Pazarların kurulduğu gün marketler de tezgah açıyor. Marketler o gün biraz fiyat indiriyor ama ertesi gün o fiyatlara ürün bulamazsınız. Marketler vatandaşa tuzak kuruyor. Vatandaşın olmazsa olmazı pazar yerleridir. Herkese göre ürün var. Malın kalitesine göre burada emeklinin alacağı ürün de var, orta sınıf vatandaşın alacağı ürün de var. Üst tabaka insanların alacağı ürün de var” dedi.

“Vatandaşın bilinçli olmasını istiyorum”

Vatandaşlara pazardan ürün almaları çağrısında bulunan Karaca, “Ben vatandaşımıza şunu öneriyorum, Şu an bir fiyat dengesizliği var. Herkes istediği fiyata ürün satmaya çalışıyor. Özellikle son yıllarda pandemi döneminde marketlerin ne kadar fırsatçılık yaptığına hepimiz şahit olduk. Bugün marketteki reyonlardaki fiyatlarla kasadaki fiyatları mukayese ettiğinizde denetimlerde çok fark olduğunu da gördük. Günü bitmiş ürünlerinde son gün raflara konulup vatandaşa verildiğini ve vatandaşın gıda olarak tükettiğine de şahit olduk. Ama pazarcı onu yapmaz. Pazar yerlerinin hepsi günlük. Pazarcı esnafı günlük satar. El emeğiyle, bedenen çalıştığı için, günlük yevmiyesi çıktığı için yeter. Marketler ciddi anlamda üstüne ciddi maliyetler koyarak bunu vatandaşın cebine yansıtıyor. Ben vatandaşımızdan şunu istiyorum: İşin kolayına kaçmasınlar. Artık her mahallede semt pazarlarımız var. Gezsinler, neresi ucuzsa oradan alsınlar. Pazar yerlerini tercih edelim. Marketlerde barkod sistemi var. Sizdeki gramı, vergisi, stopajı her şeyi alıyorlar. Vatandaşın bilinçli olmasını istiyorum. Pazara gelsinler, her şey taze” diye konuştu.

“Üreticinin desteklenmesi gerekiyor”

Artan maliyetler nedeniyle üreticilerin azalması hakkında konuşan Karaca, “Üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Maliyetler artıyor. Patates ve soğan bu sene para etmedi. Adana’da, Reyhanlı’da, Ödemiş’te patateslerimizden, soğanlarımızdan üreticilerimiz zarar etti. İhracat olmadı. Burada üreticilerin ayakta durması lazım ki, bir dahaki sene ürünü ekmesi için kâr etmesi lazım. Üründe rekolte düşük olduğu zamanda pahalı olur. Bu da vatandaşa zarar verir. Bu konuda üreticilerin desteklenmesi gerekiyor. Bilinçli tarıma yönlendirilmesi gerekir. Özellikle bugün aracıların olmayıp, direkt üreticiden, tüketiciye getirildiği yerler pazar yerleridir. Ama marketlere bakıyorsunuz, halden alıyor, aracıdan alıyor. Burada o yok. Burada da üreticiyi en iyi koruyan kişiler pazarcı esnafıdır. Çünkü biz ürünü aldığımız zaman üreticiden nakit ödeme yapıyoruz. Marketler aldığı zaman vadeli çekler veriliyor. Bu konuda da hükümetimizin bir çalışması var. Bunun önüne geçmeye çalışıyorlar. Üreticiyi tutmamız lazım, destek vermemiz lazım” şeklinde konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay