Bolu’nun Seben ve Kıbrıscık ilçelerinde ekilen Çeltikdere pirincinin hasadı öncesinde hastalık ve zararlı kontrolleri yapıldı.
Bolu’nun Seben ve Kıbrıscık ilçesi sınırında bulunan Çeltikdere köyünde Türkiye’nin en kaliteli pirinçlerinden biri üretiliyor. “Çömlek patlatan pirinç” olarak tabir edilen Çeltikdere pirinci, köylüler tarafından yüzyıllardır geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam ediliyor. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerince, hasat dönemi yaklaşan pirinçlerin, hastalık ve zararlı kontrolleri yapıldı.
Kontrol çalışmalarının devam ettiğini belirten İl Tarım ve Orman Müdürü Zekeriya Ar, “Son yıllarda meydana gelen iklim değişiklikleri ve uygun hava şartlarının da etkisi çeltik ekim alanlarında olumsuzluklara sebep olabilmektedir. İlimizin coğrafi işaretli ürün markalarından biri olan Kıbrıscık Karakılçık çeltik ekim alanlarında hastalık ve zararlı kontrol çalışmalarımız periyodik olarak devam etmekle birlikte yetiştiricilerimiz de karşılaşmış oldukları olumsuzluklar hususunda il ve ilçe müdürlüklerimiz ile irtibatta olmalıdır. Kontrol çalışmalarımızın yanında teknik personelimizce üreticilerimize bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Herhangi bir olumsuzlukta üreticilerimiz gereksiz ilaçlama vs. kaçınmalıdır. Doğadaki diğer canlıların yaşamlarına etki etmemek açısından muhtemel ilaç kullanımlarında uzman personelimizce tavsiye edilen ürünler kullanılmalı, İl Müdürlüğümüz duyuruları ve önerileri doğrultusunda hareket etmeleri önem arz etmektedir” dedi.
Çeltikdere pirincinin önümüzdeki günlerde hava şartlarına göre hasat edileceği öğrenildi.


Çömlek patlatan pirincin hasat dönemi geldi
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

