Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

CHP İl Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Karakaş: “Yenice’ye  Yüksekokul değil Fakülte fakışır”

Yenice Yayın: 27.09.2018 14:01
CHP İl Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Karakaş: “Yenice’ye  Yüksekokul değil Fakülte fakışır”

CHP İl Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Karakaş, Yüksekokula az öğrenci kontenjanı verilmesini ve az bölüm açılmasını eleştirdi.

Karakaş, yaptığı açıklamada, “Yenice’mize yüksekokul değil, fakülte yakışır. Buna rağmen, gereken özenin  gösterilmediğini görmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Yenice’mizden çok küçük yerlerde açılan yüksekokullarda binlerce öğrenci eğitim alırken , bize 90 öğrencinin reva görülmesini anlamak mümkün  değildir.

Binamızın fiziki durumu bir çok fakülteden daha iyi olduğu halde, sadece üç bölüm açılması utanç vericidir. Bu Yenice’nin ortak davası olarak ele alınmalı ve gelecek dönem için bölüm çeşitliliğinin artırılması için girişimler yapılmalıdır. Bu konuda herkes elini taşın altına sokmalıdır. İl ve ilçelerin milli eğitim müdürlüklerine, kaymakamlıklara ve sivil toplum örgütlerine Yenice’mizi , okulumuzu ve öğrencilerin hoşça vakit geçirebilecekleri mekanlarımızı tanıtım çalışmalarını şimdiden yapmaya başlamalıyız.  Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, yerel yöneticiler  kapsamlı bir çalışmanın içine girmelidirler. Biz, CHP olarak bu konuyu gündeme taşımaya ve gündemde tutmaya hazırız. Yenice’deki mekanlar ve öğrencinin kalabileceği tesisler bir çok ilden daha üstün durumdadır. Öğrenci yurtlarımız, kafelerimiz, pastanelerimiz,  turistik tesislerimiz öğrencilerin beğenebilecekleri bir durumdadır. İlçemizdeki öğrenci hareketinin yoğunlaşması konusunda rektörlüğe de görev düştüğü kanısındayız. Rektörlük fiziki olarak çok uygun olan ve binlerce öğrencinin eğitim-öğretim görebileceği kapasitede olan okulumuzda  üniversitenin  hazırlık sınıflarını açarak da katkıda bulunabilir. Bölüm çeşitliliğinin artırılması da sağlanabilir. Böylece, okul atıl olmaktan kurtulur” dedi.

Paylaş:

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Manşet Yayın: 26.05.2024 14:00
VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Ekonomi bir bilim dalıdır. Ekonominin değişmez gerçekleri vardır.
Mesela;
▪︎ Faizlerin artırılması ile piyasada talep azalır. Bu sayede harcama eğilimi de azalmaya başlar.

▪︎ Faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir.

▪︎ 2002 yılından bu yana, TL’ nin değerlenmesinin arkasında “yüksek faiz düşük kur” sarmalı yatmaktadır. Türkiye’de, ülke riskinin yüksek olması, kaynaklarından daha fazlasını kullanması nedeniyle faizler dünya standartlarının çok üzerinde. Bu durumda da iş dünyası ve yatırımcılar kredi kullanamıyor. Kısır döngü de işte burada başlıyor.

Ekonomi; “bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme, üretileni bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü” şeklinde tanımlanıyor.
Yaşayabilmek için üretme ve bölüşme ! Görüldüğü gibi ekonominin temelinde üretim var. Ayrıca, ülkenin varlığını sürdürebilmesi için üretilenin adaletle ve hakkaniyetle bölüşülmesi gerekiyor.
Peki, günümüz Türkiyesinde yeteri kadar üretiyor muyuz?
Ürettiğimizi hakça bölüşüyor muyuz? Başka bir deyişle, gelir dağılımında adaleti sağlayabilmiş miyiz?
Bu sorulara evet diyebilir misiniz?

Ekonomimizin en istikrarlı yılları 1923 den1950 ye kadar olan dönemdir. Türk Lirasının da dünya ekonomisinde en değerli olduğu 27 yıl bu döneme denk geliyor.
Bu döneme baktığımızda, devlet destekli, üretime dayalı müthiş bir kalkınma hamlesi görüyoruz.
Bu ivme Atatürk’ün vefatından sonraki 12 yıl daha devam etti.

1950 den 1990 a kadar olan dönemde;
▪︎50 li yıllarda ABD ile yapılan ve elimizi kolumuzu bağlayan anlaşmalar, tarımımıza, eğitim sistemimize müdahaleler. Antikominist hedefleri olan Marshall yardımları.
▪︎ 1974 Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle maruz kaldığımız ağır ambargolar.
▪︎ 1980 askeri müdahalesi ve cunta yönetimi dönemi.
Bu 40 yıl da böyle heba oldu.

Sonrasında, 1990 – 2002 yıllarında yaşanan ekonomik bunalımların temel sebebi ise, siyasi istikrarsızlık, dolayısıyla orta ve uzun vadeli ekonomi politikasına sahip olamama durumudur. Bu dönemde Türkiye’de 6 farklı başbakan tarafından 11 farklı hükûmet kuruldu ve bu hükûmetlerin ortalama ömürleri 1 yıl civarında gerçekleşti.

Ülkenin enerjisini ve kaynaklarını terörle mücadeleye harcamasını da unutmayalım.
1984 yılından buyana terörle mücadele ediyoruz.

2002 den sonra tek parti iktidarı ile bir siyasi istikrar sağlandı. Terörle mücadelede de başarı sağlandı diyebiliriz. Peki buna rağmen neden ekonomik istikrar sağlanamadı? Bu sorunun o kadar çok yanıtı var ki, hangi birini yazayım.

Uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretmek yerine;
▪︎ Faizlerle oynayarak,
▪︎ Yüzyılın buluşu diye kur korumalı mevduat ismi altında ucube sistemlerden medet umarak,
▪︎ Vergileri artırarak, yeni vergiler icat ederek
▪︎ Karşılıksız para basarak bu sarmaldan çıkmamız mümkün değil.

Haberlere bakıyorum. Enflasyonda tek haneye düşecek mişiz. İhracatta tarihi rekorlar kırmışız!
Neye göre rekor? İhracatımız ithalatımızın önüne mi geçti? Cari fazla mı vermeye başladık?
İhracat rakamlarını verirken neden ithalat rakamlarını da vermiyorsunuz?
Ekonomide çuvallıyoruz ama algı yönetiminde maşallahımız var.

Gerçek şu ki, yeteri kadar üretmiyoruz ve üretmediğimiz için yoksullaşıyoruz. Bu gerçekleri görüp, topyekün bir üretim seferberliğini çoktan başlatmalıydık.

Athenanın o meşhur şarkısı geliyor aklıma;
Vurduk en dibe
Söyle şimdi nereye?
Yol almalısın
Ufak ufak yerine
Sıyrıl da gel buraya
Sıyrıl da gel buraya
Dön baba
Dön baba dönelim
Dön baba
Dön baba dönelim…