Çalıştayda ilk Türk İslam Eserleri anlatıldı - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
02 Haziran, 2023 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

Çalıştayda ilk Türk İslam Eserleri anlatıldı

Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi, “İlk Türk İslam eserleri, bu kaynaşmanın nadide örnekleridir. Bu dönemde inşa edilen camiler, türbeler, medreseler ve diğer yapılar, Türk İslam mimarisinin özgün örnekleridir” dedi.
Çankırı Nevzat Ayaz Sosyal Bilimler Lisesi’nin düzenlediği, “İlk Türk İslam Eserleri Öğrenci Çalıştayı” Hacı Ali Tesisleri Fuaye Salonu’nda, Çankırı Valisi Abdullah Ayaz, Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi, Çankırı İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Öztürk, Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yakup Ömeroğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Vali Ayaz, böyle bir çalıştayın düzenlenmesinden ötürü mutluluk duyduğunu belirterek, genç neslin özellikle son dönemde pandemi sürecinin de etkisiyle ekran ve sosyal medya bağımlılığına maruz kaldığını, okuma alışkanlıklarını artırarak bundan kurtulmaları gerektiğini kaydetti.
Gençlerin, popüler kültür kitaplarının yanında tarih kitaplarını da okumalarını tavsiye eden Vali Ayaz, “Çok büyük tarihi tecrübelerin, bilgelik hikayelerinin yer aldığı kitapları okumalısınız. Tarihte yaşanan olaylar, zamanlar ve mekanlar değişse de tekerrür etmekteler. İnsanlık tarihine bakıldığında, toplumların refah içinde yaşadığı dönemler, son 200 yıl için söz konusudur. Bu, çok kısa bir dönemdir aslında. Tarih kitaplarını okumazsak, bunları öğrenemeyiz. Tarihimizin özellikle gençlerimiz tarafından doğru şekilde öğrenilmesi gerekiyor. Tarihteki bilim insanlarımızın, düşünürlerimizin neleri ortaya koyduğunu, neler yaşadığını, nelerden ders aldığını bilmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Etkinlikte bir konuşma yapan ÇAKÜ Rektörü Prof. Dr. Harun Çiftçi ise “İlk Türk İslam Eserleri”nin oldukça geniş bir yelpazeye sahip olduğunu belirterek, Kutadgu Bilig’den Dede Korkut Hikâyelerine, Selçuklu camilerinden minyatürlerine değin kültür hazinesi olan bu eserlerin, kültürümüz açısından değerine vurgu yaptı. Rektör Çiftçi, “İlk Türk İslam eserleri, bu kaynaşmanın nadide örnekleridir. Bu dönemde inşa edilen camiler, türbeler, medreseler ve diğer yapılar, Türk İslam mimarisinin özgün örnekleridir. İlk Türk İslam eserleri, Türk İslam medeniyetinin köklerini ve gelişimini görmemiz için adeta birer pusuladır. Bu pusula kültürümüze derin bir bakış açısı kazanmamızı sağlar” dedi.
İslam’ı ilk benimseyen Türk devletlerinden, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarına değinen Rektör Çiftçi, “Her etnik topluluk gibi Türkler de İslam’ı benimsemelerinin ardından İslam medeniyetinin parçası olmuş, İslam bilim ve kültürünün gelişmesine ve zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. 12 asırlık bu kadim süreçte ve geleneksel kültürlerle İslam’ın kaynaştığı bu verimli havzada bilginler ve sanatçılar yetişmiş, bu kişilerin verdikleri eserler İslam kültür ve medeniyetinin önemli yapı taşlarını oluşturmuşlardır. İslam kültür ve medeniyeti dediğimiz olguyu oluşturan İslam sanatı, mimarisi, edebiyatı, düşüncesi ve diğer bütün unsurları, İslam’ı kabul eden toplulukların kendi geleneksel yapılarıyla İslam’ın kaynaşması sonucunda oluşmuştur. Dolayısıyla tarih boyunca Türk kültürü ile İslam düşüncesi birbirinden ayrılamayacak düzeyde iç içe geçmiştir. İslam, Türk kültürünün dinamik yapısını oluştururken, geleneksel Türk kültürü de İslam medeniyetini zenginleştirmiştir. İslam’ın kabul edilmesiyle Türk toplumunda dini inançlar, hukuk ve yönetim sistemi, eğitim ve bilim, sosyal yapı ve sanat gibi birçok alanda gelişimler yaşanmıştır. İslam bir yandan Türk kültürünü dönüştürürken öte yandan Türkler, İslam kültürünün güçlü bayraktarları ve kuvvetli taşıyıcıları olmuştur. Bu etkileşim neticesinde de bugün çalıştayımızın konusu olan “İlk Türk İslam Eserleri” meydana gelmiştir” diye konuştu.
Konuşmasında, etkinliğe katılan gençlere seslenen Rektör Çiftçi, “Kültür, bir toplumun değerleri, inançları, sanatı, dil ve gelenekleri gibi birçok unsuru içeren bir bütündür. Kültürümüz, kimliğimizin temel taşıdır ve alametifarikasıdır. Kültür bilinci ise bu değerlerin farkında olmak, onları anlamak ve korumak anlamına gelir. Kültür bilinci geçmişimize saygı duymamızı sağlar. Atalarımızın düşünme kodlarını ve değerleri anlamamızı sağlar. Tarihimize ve kökenimize dair bilgi sahibi olmak, kültürümüzün temelinde yatan değerleri anlamamızı ve korumamızı sağlar. Dahası bu bilinç, geçmişimizin bize sağladığı mirası takdir etmemizi ve gelecek nesillere aktarmamızı sağlar. Geçmişinden habersiz, kültürüne yabancı, tarihine küs bir toplum geleceğine de güvenle bakamaz ve yabancı kültürlerin etkisiyle dejenere olur. Bir toplum geleceğini ancak kadim ve güçlü bir geçmişin üzerine bina edebilirse kalıcı olabilir. Ve bu vasıflar tarihimizde mevcuttur. Nitekim kültür dediğimizde, binlerce yıllık bir tarih, geniş bir coğrafya ve bunlara ruh veren bir güçlü bir dini inancın manevi ikliminde buluruz kendimizi. Bu zenginliğimiz ise en büyük gücümüzdür. Bundan dolayı da ‘köküne küs hiçbir ağaç yeşermez’ prensibi gereği, bu hazinelerimizin geleceğimize taşınması zaruri, gençlerimizle tanıştırılması ise hayatidir. Mesela bu hazinelerden birisi Uluğ Bey ve onun Semerkant’ta inşa ettirdiği gözlem evi, yaptığı astronomi çalışmalarıdır. Bu çalışmalar bugün hala dünyanın en detaylı astronomi kaynaklarından birisi olarak kabul edilir. Avrupa skolastik düşüncenin etkisiyle Ortaçağ karanlığındayken İslam Medeniyeti bilim, felsefe, tıp, mimari ve daha birçok alanda ‘altın çağı’nı yaşıyordu. Tercüme faaliyetleriyle insanlık birikimi adeta çağıldarcasına birbirine akıyor ve tarihin akışını değiştirecek önemli eserler veriliyordu. Hatta bu verimli ve bereketli çalışmalar, Avrupa Rönesans’ının, Aydınlanmanın da temelini oluşturdu. İslam’ın hiçbir zaman bir Ortaçağı olmadı. Zira Endülüs, Orta Çağ Avrupa’sında bilim, sanat ve kültür alanlarında bir yıldız gibi parlar. 800’lü yıllarda Bağdat’ta ve Tunus’ta kurulan iki ayrı Beytü’l-Hikme’de tercümeler yapılır, ilim adamları yetişir, bilimsel faaliyetler yapılır. Arapça, İbranice ve Latince eserler verilir. İslam medeniyeti, matematik, astronomi, tıp, felsefe, edebiyat ve diğer birçok bilim ve sanat dallarında çağının zirvesindedir. İbn Rüşd, İbn Hazm, İbn Tufeyl ve diğer düşünürler, felsefi ve entelektüel çalışmaları ile çağın ötesindedir. Kurtuba, Granada ve Sevilla gibi şehirler üniversitelere, kütüphanelere ev sahipliği yapmakta; Yunan, Hint ve diğer kültürlerden çeviri çalışmaları yapılmaktadır. İslam mimarisinin tekniğinden bezemesine en güzide örnekleri Kurtuba Cami, Elhamra Sarayında vücuda gelmektedir” şeklinde konuştu.
Çalıştayın birinci bölümü, konuşmaların ardından hediye takdimiyle son buldu. (İHA)

Bizi sosyal medyadan takip edin
ahsabin cazibesi belgesel filmi ilk kez izleyiciyle bulustu 3jYNRpOQ
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
30 Mart, 2026 20:52 tarihinde yayınlandı
0
0

“Ahşabın Cazibesi” belgesel filmi, ilk kez izleyiciyle buluştu

Kastamonu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü destekleriyle hazırlanan “Ahşabın Cazibesi” belgesel filminin ilk gösterimi izleyiciyle buluştu.

Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphane Sezai Karakoç Salonu’nda Kastamonu Üniversitesi’nin 20. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında gerçekleşen programa Kastamonu Valisi Meftun Dallı, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Atalan ve Prof. Dr. Ömer Küçük, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, Kastamonu Belediye Başkan Vekili Hasan Fehmi Taş’ın yanı sıra çok sayıda akademisyen, öğrenci ve sanatsever katıldı.

Program öncesinde Vali Meftun Dallı, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı ve katılımcılar, Kastamonu Üniversitesi Güzel Sanatlar Galerisi’nde belgeselin yapım aşamasını anlatan resim sergisini ziyaret etti. Serginin ardından sanatseverler, belgesel gösteriminin yapılacağı salona geçti.

Yapım ve yönetmenliğini Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ersoy Soydan’ın üstlendiği belgeselin yardımcı yönetmenliğini Araştırma Görevlisi Salih Ertosun ve Araştırma Görevlisi Mehmet Oğuz Yıldırım yaptı. Görüntü yönetmenliğini Araştırma Görevlisi Salih Ertosun’un üstlendiği yapımın senaryosu Doç. Dr. Ersoy Soydan, Araştırma Görevlisi Abdullah Güray Basakcıoğlu, Araştırma Görevlisi Güzide Kayıtmazbatır ve Araştırma Görevlisi Mehmet Erol tarafından hazırlandı.

Yapımı iki yıl süren belgeselin seslendirmesini tiyatro sanatçısı ve yönetmen Rıza Sönmez gerçekleştirirken; Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi ile Orman Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan geniş bir danışman kadrosu projeye katkı sundu.

İki yıl süren çekim sürecinde Kastamonu’nun kent merkezi, ilçeleri ve köyleri ziyaret edilerek tarihi konaklar, camiler, bağ evleri ve yayla yaşamı kayıt altına alındı. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii başta olmak üzere aşı boyalı İnebolu evleri, Tosya gümeleleri ve geleneksel mimari örnekleri belgeselin ana temasını oluşturdu.

Belgesel; ahşabın sivil mimariden dini yapılara, günlük yaşamdan el sanatlarına kadar uzanan kullanım alanlarını ele alırken, aynı zamanda tarihi yapıların korunması, işlevlendirilmesi ve turizme kazandırılması gerekliliğine dikkat çekiyor.

Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan programın açılışında konuşan belgeselin yönetmeni Doç. Dr. Ersoy Soydan, projenin yalnızca bir belgesel/film çalışması değil, aynı zamanda kültürel sorumluluk taşıyan bir belgeleme süreci olduğunu belirtti.

Doç. Dr. Soydan, ekip olarak Kastamonu’nun farklı noktalarında binlerce kilometre yol kat ederek çekimler yaptıklarını belirtti. “İçinde yaşadığımız ve doyduğumuz kente borcumuz olduğunu düşünüyoruz” diyen Soydan, Kastamonu’nun ahşap mimarisini, doğal zenginliklerini ve kültürel belleğini kayıt altına almayı hedeflediklerini söyledi. Soydan, projeyle hem kültürel miras bilincini artırmayı hem de kentin uluslararası tanıtımına katkı sunmayı amaçladıklarını ifade etti.

Şehir genelinde bin 433 adet tescilli sivil mimari örneği bulunduğunu ve bunların korunarak geleceğe taşınması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Soydan, ahşap mimariyi ve tabiat varlıklarını belgeleme, bölgesel kalkınmaya katkı sağlama ve kültürel miras bilincini artırma amacıyla bu projeye başladıklarının altını çizdi.

Kastamonu’nun doğal ve kültürel mirasına dikkati çeken Soydan, “Bu değerlerin bir yandan korunması ve bir yandan da yeniden ahşap yapılan özendirilmesi ve Kastamonu’nun UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesine alınmasının hedeflenmesi gerektiği için bu belgeselin ana fikrini oluşturuyor” dedi.

Program, açılış konuşmasının ardından gerçekleştirilen film gösterimi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin