Reklam
Reklam
1 surgun yas cay kampanyasi icin geri sayim basladi OmBdnsdJ jpg
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
04 Mayıs, 2024 16:00 tarihinde yayınlandı
0

1. sürgün yaş çay kampanyası için geri sayım başladı

Yaklaşan çay sezonu öncesinde üreticiler 1. Sürgün yaş çay kampanyasının açılması için artık gün saymaya başladı. Her an açılması beklenen yaş çay kampanyası öncesi üreticiler gibi özel sektör temsilcileri de hazırlıklılarını tamamladı. Geçmişte olduğu gibi bu yıl da çay tarım arazisinde gerekli budamayı yapmayan çay üreticileri Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne (ÇAYKUR) ait fabrika ve çay alım yerlerinde çay satamayacak. Geçtiğimiz yıllarda yaş çay fiyatında özel sektörün ÇAYKUR ile yarışmasından dolayı üreticilerin özel sektöre olan güveni de arttı. Bu nedenle bazı çay üreticileri çayını özel sektöre satma düşüncesiyle budama gerçekleştirmedi.

Özel sektör çay fabrikası sahibi Resul Okumuş, vatandaşın kendi çayını kendisinin toplaması gerektiğini, bu sayede hem çayda kalitenin artacağını hem de elde edilen gelirin Rize’de kalacağını vurguladı. Okumuş “Vatandaşın kendi çayını kendisi toplaması lazım. 1. sürgünde çay nasıl toplanırsa devamı da öyle geliyor. Mayıs ayında gelen çay kendini muhafaza edebiliyor. Çayı yavaş yavaş izdiham yaşatmadan toplarsak diğer sürgünlerde de aynı devam eder. Çay toplamayla ilgili yeni makineler var. İnsanlardan isteğimiz şu, bölgemizi zenginleştirmek istiyorsak buradan dışarıya para çıkmasına izin vermeyelim. Çayımızı kendimiz, kaliteli toplayarak paramız burada kalmasını sağlayalım. Artık kendi kendine yetmemiz gerekiyor. Bizim burada çay üretimimiz var. Bizim burada çay üretimimiz olmasa çayı insanımız 600 liradan aşağıya içemezdi” dedi.

“Eskiden peşin para yoktu”

Son yıllarda özel sektörün peşin para ile çay almasının hem üreticiyi hem de özel sektör temsilcilerini mağdur ettiğini dile getiren Okumuş “Çay eskiden beyaz peynirle aynı fiyattaydı. Şimdi beyaz peynir 350 lira civarlarında oldu. Çay hala daha 150 liranın üzerine çıkamadı. Faizlerin çok yüksek olması, borçlanmanın sıkıntılı olması insanları üretimde geriye alacak. Bu belki de ÇAYKUR’un daha fazla çay almasını sağlayacak. Yaş çayın peşin alım fiyatlarının düşmesine neden olacak. Biz esasında çayı 5 ayda alıp 12 ayda satıyoruz. Vatandaş bu çayı 6. aydan 4. aya kadar vade suretiyle alırsa hem devamlı bir gelir elde edilir hem de fabrikaların üzerine finansal yük binmez. Eskiden peşin para yoktu. Her zaman vade ile alınıyordu. Vatandaşın kaybı fazla olmuyordu. Şu anda peşin para yüzünden az parayla alınıyor. Hem sanayiciyi mağdur ediyor. Hem çiftçiyi mağdur ediyor. Yeni bir çay düzeni kurmak gerekiyor” şeklinde konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay