Uzm. Dr. Yanık: “Şeker, tansiyon ve kolesterol hastaları, kalp-damar hastalıkları için risk oluşturuyor” - Karabük Haber Postası
uzm dr yanik seker tansiyon ve kolesterol hastalari kalp damar hastaliklari icin risk olusturuyor QmYCRx53 jpg
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
12 Nisan, 2024 16:24 tarihinde yayınlandı
0
0

Uzm. Dr. Yanık: “Şeker, tansiyon ve kolesterol hastaları, kalp-damar hastalıkları için risk oluşturuyor”

Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ahmet Yanık, şeker, tansiyon ve kolesterol yüksekliği bulunan hastalarının, kalp ve damar hatalıkları açısından risk oluşturduğunu söyledi.

Medicana Sağlık Gurubu doktorlarından Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ahmet Yanık, 8-14 Nisan Kalp Haftası nedeniyle kalp ve damar hatalıkları ile alakalı uyarılarda bulundu. Dünyadaki en önemli ölüm sebeplerinden biri olan kal ve damar hastalıklarına yakalanmamanın ve sağlıklı kalmanın detaylarını paylaşan Uzm. Dr. Ahmet Yanık, kalp ve damar hastalarının uyması gereken kuralları da ifade etti.

“Şeker, tansiyon ve kolesterol hastaları, kalp-damar hastalıkları için risk oluşturuyor”

Bazı hastalıkların kalp-damar hastalıkları için risk oluşturduğuna değinen Medicana Intarnational Samsun Hastanesi doktorlarından Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ahmet Yanık, “Kalp ve damar hastalıkları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli ölüm sebeplerinin başında gelmektedir. Kalp sağlığımızı korumak istiyorsak, fiziksel aktiveye önem vermemiz gerekiyor. Haftanın 4-5 günü 30 ile 45 dakika fiziksel aktivitede bulunmalarını ve hareketsiz yaşamdan uzak kalınmasını öneriyoruz. Diyet çok önemli. Sebze ağırlıklı beslenmek, fastfood tarzı yiyeceklerden uzak durmak, tuz alımının kısıtlanmasına dikkat etmek önemli. Tuz kullanımının fazlalığı, tansiyonu tetikliyor. Tansiyon hastalığı da kalp ve damar hastalığı için ciddi bir risk faktörü oluşturuyor. Bunun için tuz alımına dikkat edilmesi gerekiyor. En dikkat edilmesi gereken konu da sigaranın bırakılmasıdır. Sigara, kalp sağlığı açısından ciddi risk faktörü. Sigara içenlerin kalp hastalıklarına yakalanma riski, içmeyenlere göre 3-4 kat daha fazla. Ayrıca şeker, tansiyon ve kolesterol yüksekliği kalp hastalıkları için risk oluşturuyor. Bu hastalıkları olanlar kontrollerini aksatmamalı ve ilaçlarını düzenli kullanmalıdır. 40 yaşını geçmiş herkese yılda en az 1 kez kalp muayenesini öneriyoruz. Bu muayeneden sonra da doktorun belirlediği sürede düzenli kontrollerin yaptırılması gerekiyor” dedi.

“Balon ve stent işlemi ile kapalı damarlar açılabiliyor”

Anestezi olmadan yapılan görüntüleme ve damar açma tekniklerinden de bahseden Uzm. Dr. Ahmet Yanık, “Kalp hastalıklarının en büyük belirtisi göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve bayılma gibi şikayetler olur. Göğüs ağrısını birçok hastalık yapabilir. Kalp hatalığında göğüs ağrısı genelde göğsün orta kısmında çeneye veya sol kola yayılan, yaklaşık 10-15 dakika süren bir baskı, yanma şeklinde olan ağrıdır. Böyle ağrı ve yanması olanların kalp yönünden muayene olması gerekir. Hastaları muayene ederken fizik muayenenin yanı sıra EKG’lerini görüyoruz, ekokardiyografi yapıyoruz. Gerekli hastalarda efor testi ve bazı tetkikler yaparak damarlarda bir tıkanıklık var mı bunu buluyoruz. Eğer kalp damarında bir tıkanıklık bulursak o zaman koroner anjiyografi yapıyoruz. Koroner anjiyografi 10-15 dakika sürecek bir işlemdir. Hastalara anestezi vermeden el bileğinden ya da kasıktan anjiyolarını yapıp, kalp damarlarını görüntülüyoruz. Bu yöntemle kalp damarlarında bir tıkanıklık buluyorsak ve açılması gerekiyorsa genellikle aynı esnada balon ve stent işlemi ile damarlarını açıyoruz. Bazen çok ciddi ve fazla stent gereken darlıklar olabiliyor. Öyle durumlarda da hastaya bypass ameliyatı gerekebiliyor. O zaman da hastaları bypass ameliyatına yönlendiriyoruz” diye konuştu.

Kalp krizi anlarının hastalarda farklılık göstermesine de açıklık getiren Uzm. Dr. Yanık, “Kalp krizlerinin çeşitleri var. Bazı kalp krizleri daha ağır seyrediyor. Bayılan hastalarda aynı esnada ritim bozukluğu olabiliyor, kalbi duran hastalar olabiliyor. Bazen hastalar acil servise direkt kalbi durmuş şekilde gelebiliyor. Bunlar kalp krizinin boyutuna göre değişiyor. Tüm kalp krizleri aynı değil ama bazıları ağır seyredebiliyor. Genç yaşta kalp krizleri daha ciddi seyredebiliyor. Bazı hastalar hastaneye bile yetişemeyebiliyor. Kalp krizi anında yaşanan durumlar da krizin çeşidine ve hastanın yaşına, durumuna göre değişebiliyor” şeklinde konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay