Su uzmanı profesörden ’sel’ değerlendirmesi: "Kuraklık ve betonlaşma” - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
05 Ekim, 2023 20:36 tarihinde yayınlandı
0
0

Su uzmanı profesörden ’sel’ değerlendirmesi: “Kuraklık ve betonlaşma”

Su uzmanı Prof. Dr. Yusuf Demir, sonbaharda da devam eden sel felaketlerini değerlendirerek, “Kuraklıkla beraber biriken yağışların ani bir şekilde düşmesi bu sel felaketlerini beraberinde getiriyor. Betonlaşma da buna zemin hazırlıyor” dedi.

Eylül ve ekim ayında düşen şiddetli ve ani yağışlar Türkiye’nin birçok noktasında sel felaketine yol açtı. Küresek iklim değişikliğiyle beraber bu tür felaketlerin artarak devam edebileceği uyarısında bulunan Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, önemli açıklamalarda bulundu.

“Ani şiddetli yağışlar, kuraklıklar artarak devam edecek”

Prof. Dr. Yusuf Demir, “Yaşadığımız son sellere baktığımızda şehir merkezimizde çok daha fazla ve artarak devam ettiğini görüyoruz. Çünkü şehir merkezlerimizi çok betonlaştırdık. Düşen yağışların hiçbirisini emecek toprak tabakası yok. Onları bloke edecek bir ortamımız yok. Hepsi yüzey akışa geçiyor. Yüzey akışa geçtiğinde ani şiddetli bu yağışları taşıyabilecek akış ortamları da oluşmadığı için maalesef bu süreci yaşıyoruz. Bu sürecin bundan sonra da artarak devam etmesi büyük bir sıkıntı oluşturabilir. Bunun için de hızlı bir şekilde tedbirlerin alınması gerekiyor. Önümüzdeki sene de ciddi anlamda riskleri taşıyor. Kış ayları ile ilgili uyarılar geliyor. Çok şiddetli soğuklar olabilir. ’Hatta kış aylarının sonuna doğru ciddi kuraklık olabilir’ şeklinde ifade edilen bir takım durumlar var. Yaşanan süreç onu gösteriyor ki böyle ani şiddetli yağışlar, kuraklıklar artarak devam edecek. Çünkü güneyden gelen kuraklık tüm Türkiye’yi sarmış durumdadır. Hızlı bir şekilde tarımsal faaliyetlerimizi etkileyen, tüm yaşam şartlarımız etkileyen bir ortam oluşuyor. Özellikle şehir merkezlerimizde yerel yöneticilerimizin bu konuya el atması gerekiyor. Bu konuyu gündemlerine taşıması ve mutlak suretle şehir merkezine düşen ani suların hem depolayabilecek hem toplayabilecek hem de akış rejimlerini düzenleyecek projeler hazırlayarak halkın karşısına çıkmaları gerekiyor. Aksi takdirde bu felaketleri önümüzdeki süreçte artarak yaşama riskimiz devam ediyor. Yerel yönetimlerin ciddi şekilde projeler üretmesi gerekiyor” diye konuştu.

“Kuraklıkla beraber biriken yağışlar sel felaketlerini beraberinde getiriyor”

Küresel iklim etkisinin dünyayı çok ciddi anlamda etkilediğinin altını çizen Demir, “Bu etkilerin artarak devam etmesi maalesef kaçınılmazdır. İnsanoğlu bunun yoğun bir şekilde tedbiri almak, yaşamın sürdürebilirliği için çalışmalar yapıyor. Şu ana kadar istenilen başarı elde edilmiş değildir. Başarının geleceğe taşınabilmesi için günü doğru okumak gerekiyor. Küresel iklim etkisi maalesef ülkemizde de etkisini giderek artırarak devam ettiriyor. Doğal afetler, beklenmedik ani yağışlar, kuraklık, sel, hortum gibi pek çok felaketi beraberinde getiriyor. Son yıllarda yaşadığımız kuraklık ise bunun en bariz örneğidir. Yaz aylarının başlangıcında güzel yağışlar aldık diye sevinirken maalesef temmuz, ağustos, eylül de dahil olmak üzere kurak geçti. Eylülün son haftasında başlayan yağışlar çok ciddi anlamda etkili olmaya başladı. Bunun da sebebi ani kuraklıklarla beraber kuruyan toprak ortamı düşen yağışın hızlı bir şekilde yüzey akışa geçmesi ve bunun selleri meydana getirmesidir. Bunu tetikleyen diğer bir unsur ise çok şiddetli ve ani yağışların olmasıdır. Kuraklıkla beraber biriken yağışların ani bir şekilde düşmesi bu sel felaketlerini beraberinde getiriyor” şeklinde konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay