UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Safranbolu’da tarihi konaklar restorasyon bekliyor. Cinci Han’ın kapısına kilit vurulması, Hacıhüseyinler Evi’nin yıllardır çözüm beklemesi ve birçok tarihi yapıda gözlenen yıpranma, “Koruma mirası tehlikede mi?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Safranbolu, tarihi dokusunu oluşturan yüzlerce yıllık yapılarıyla zamana direniyor. Ancak restorasyon ve bakım bekleyen tarihi konakların sayısındaki artış, kentin korumacılık anlayışı açısından alarm veriyor.
Tarihi Çarşı ve çevresinde bulunan bazı yapılarda ortaya çıkan cephe çatlakları, ahşap bölümlerdeki bozulmalar ve çatı sorunları dikkat çekerken, ekonomik nedenlerle bakım ve restorasyon yapamayan mülk sahipleri de zor durumda kalıyor.
Kentin en önemli tarihi yapılarından Cinci Han’ın bu yaz kapılarını kapatması ise Safranbolu’ya gelen ziyaretçiler açısından ayrı bir hayal kırıklığı oluşturdu. Hanın kapısının önünde hatıra fotoğrafı çektiren turistler, UNESCO Dünya Mirası Kenti’nde tarihi yapıların geleceği konusunda endişelerini dile getiriyor.
NEREDEN NEREYE?
Safranbolu’da korumacılık denildiğinde akla gelen isimlerin başında dönemin Belediye Başkanı Kızıltan Ulukavak geliyor.
Ulukavak’ın öncülüğünde 12 Haziran 1975 tarihinde başlatılan ulusal iş birliği süreciyle Kültür Bakanlığı, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Turing gibi kurumların katkılarıyla koruma amaçlı imar planları hayata geçirildi.
Bu çalışmalar, Safranbolu’nun tarihi kimliğinin korunmasında dönüm noktası oldu. Ardından kentin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmesiyle turizm hareketliliği de büyük ivme kazandı.
Ancak aradan geçen yarım asırdan fazla sürenin ardından, o dönemde ortaya konulan korumacılık anlayışının aynı güçle sürdürülemediği yönündeki eleştiriler giderek artıyor.
Bir zamanlar tarihi dokusuyla örnek gösterilen Safranbolu’da bugün, restorasyon bekleyen yapılar ve bakımsızlık nedeniyle giderek yıpranan tarihi eserler dikkat çekiyor.
TARİHİ YAPILAR ZAMANA DİRENİYOR
Safranbolu’nun kültürel mirasının önemli parçaları arasında yer alan Arasna Otel, Cinci Han ve Hacıhüseyinler Evi, kentin geçmişten günümüze ulaşan değerleri arasında bulunuyor.
Bu yapıların yanı sıra kent genelinde korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı niteliğinde çok sayıda yapının da bakım ve restorasyona ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.
Özellikle ahşap ağırlıklı geleneksel Safranbolu evlerinde zamanında gerçekleştirilmeyen bakım ve onarımlar, başlangıçta küçük çaplı olan sorunların zamanla daha kapsamlı restorasyon ihtiyacına dönüşmesine neden oluyor.
Tarihi Çarşı ve çevresindeki bazı yapıların cephelerinde görülen çatlaklar ise yalnızca estetik açıdan değil, güvenlik bakımından da soru işaretleri oluşturuyor.
VATANDAŞ RESTORASYON MALİYETİ ALTINDA EZİLİYOR
Tarihi yapıların korunmasının önündeki en önemli sorunlardan biri de yüksek restorasyon maliyetleri.
Koruma altındaki yapılarda yapılacak müdahalelerin belirli kurallara tabi olması, süreci sıradan bir yapıdaki bakım ve onarım çalışmalarından çok daha maliyetli hale getiriyor.
Koruma kurulunun şartlarına uygun projelerin hazırlanması, onay süreçleri ve uygulama aşamasındaki özel gereklilikler, mülk sahiplerinin karşısına ciddi bir ekonomik yük çıkarıyor.
Maddi imkanları yetersiz olan vatandaşlar ise çoğu zaman tarihi evlerinin bakımını yaptırmakta zorlanıyor.
Böylece tarihi yapılar, sahiplerinin gözleri önünde her geçen yıl biraz daha yıpranıyor.
HACIHÜSEYİNLER EVİ İÇİN RESTORASYON ÇAĞRISI
Safranbolu’daki koruma tartışmasının dikkat çeken örneklerinden biri de Hacıhüseyinler Evi.
Akçasu Mahallesi’nde bulunan ve geleneksel Safranbolu konak mimarisinin önemli örneklerinden biri olan yapı, 2009 yılında kültürel amaçlarla kullanılması ve restore edilmesi amacıyla bedelsiz olarak kamuya devredildi.
Ancak yapının restorasyonuna yönelik geçtiğimiz yıl planlanan çalışmanın, tasarruf tedbirleri kapsamında ertelendiği ifade ediliyor.
Gelinen noktada yapının kaderine terk edilmemesi ve yeniden işlevlendirilerek Safranbolu’ya kazandırılması yönündeki çağrılar yeniden gündeme geldi.
ULUKAVAK’TAN SERT SİTEM: “MEDİNE FUKARASI GİBİ YALVAR YAKARMAK MI GEREKİYOR?”
Safranbolu’da korumacılık çalışmalarının öncülerinden olan Kızıltan Ulukavak, kendi ata yadigarı olan Hacıhüseyinler Evi’nin kamuya devredilmesine rağmen restorasyon için yeniden mücadele etmek zorunda kalmasına tepki gösterdi.
Ulukavak, yapıyı herhangi bir siyasi görüş ya da kişiye değil, devlete ve Safranbolu’ya güvenerek bağışladığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Ben bu evi herhangi bir siyasi görüşe ya da kişiye değil, Devlete ve Safranbolu’ya güvenerek kamuya bağışladım. Amacım, dede yadigarı bu kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıydı. Ancak bugün çözüm bekleyen bir yapı için yeniden kapı çalmak zorunda kalıyorum.”
Ulukavak, kişisel bir beklentisinin olmadığını vurgulayarak, “Bunun için adeta ‘Medine fukarası’ gibi yalvar yakar bir konuma düşmem gerekmemeli” dedi.
Hacıhüseyinler Evi’nin bir siyasi partinin değil, Safranbolu’nun ortak mirası olduğuna dikkat çeken Ulukavak, yapının mülkiyeti kamuda kalmak şartıyla bakım ve onarımının Safranbolu Belediyesi tarafından üstlenilmesini istedi.
BELEDİYE MODELİ ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ?
Safranbolu’daki tarihi yapıların korunmasında yerel yönetimlerin daha etkin rol üstlenmesi, çözüm seçeneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Özellikle Safranbolu Belediyesi’nin tarihi kent dokusuna yönelik deneyimi, teknik imkanları ve yerel yönetim kapasitesi dikkate alındığında, kamuya ait yapıların bakım, onarım ve yeniden işlevlendirme süreçlerinde belediyelerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi tartışılıyor.
Hacıhüseyinler Evi için gündeme getirilen model de bu açıdan dikkat çekiyor.
Mülkiyetin kamuda kalması, bakım ve onarım sorumluluğunun ise belediye tarafından üstlenilmesi, hem kamu mülkiyetinin korunmasına hem de yapının aktif şekilde kullanılmasına imkan sağlayabilir.
Bu modelin hayata geçirilmesi, yalnızca Hacıhüseyinler Evi’nin kurtarılması anlamına gelmeyecek; benzer durumda bulunan diğer tarihi yapılar için de yeni bir iş birliği modelinin önünü açabilecek.
AMAÇ TARİHİ YAPILARI YAŞATMAK DEĞİL Mİ?
Safranbolu’nun tarihi dokusunun korunması artık daha güçlü bir iş birliğini zorunlu kılıyor.
Kamu kurumları, yerel yönetimler, mülk sahipleri ve koruma alanındaki ilgili kuruluşların ortak hareket etmesi, tarihi yapıların geleceği açısından büyük önem taşıyor.
Özellikle ekonomik imkanları restorasyon için yetersiz kalan mülk sahiplerine yönelik kamu desteğinin artırılması ve yerel yönetimlerin imkanlarının daha etkin kullanılması, yıllardır çözüm bekleyen yapıların yeniden hayata kazandırılmasını sağlayabilir.
Çünkü Safranbolu’nun tarihi evleri yalnızca bugünün mülkü değil; gelecek kuşaklara bırakılması gereken ortak bir kültürel miras.
Bugün restorasyon bekleyen her yapı için atılmayan adım, yarın geri dönüşü mümkün olmayan bir kayba dönüşebilir.
Safranbolu’nun tarihi dokusunu korumanın yolu ise yapıların sessizce yıpranmasını izlemekten değil, kamu kurumları ile yerel yönetimlerin imkanlarını bir araya getirerek zaman kaybetmeden çözüm üretmekten geçiyor.
