
Artvin’in Arhavi ilçesinde dün gece 49. Memleketler arası Arhavi Kültür ve Sanat Şenlik kapsamında sahne alan Karadenizli sanatçı Resul Dindar, müzikçi Demet Akalın ile sahnede yaşadığı tartışmayla ilgili açıklama yayınladı.
Şarkıcı Resul Dindar toplumsal medya hesabından yaptığı açıklamada “Bu yıl 49.’su düzenlenen Memleketler arası Arhavi Kültür Sanat Şenliği programında 13 Ağustos pazar günü saat 20.30’da başlaması planlanan konserim, şenlik programının geç başlamasıyla 21.00’a alındı, akıştaki aksaklıklardan ötürü da 21.20’de sahneye çıkabildim ve durum Demet Akalın takımıyla paylaşıldı, sahne başlangıç saatimizin organizasyonel sebeplerden sarktığı ve bu sebeple geç başladığımız söylendi. Buna karşın daha bir saat sahne yapmışken saat 22.20 itibariyle sahnemi bitirmem gerektiği, 22.30’da Demet Akalın sahneye çıkmazsa, gideceği ve sahne almayacağı söylendi ve dakika dakika baskı yapıldı, olayı birebir olduğu formda mikrofondan da söyledim. Sahneyi uzatan ben değildim. Şimdi 1 saat olmuşken sahnemi bitirmem istendi. Ben de buna karşı doğal sahne süremi kullanmak istediğimi söyledim. Sahne anında ’in’ diye baskı yapılması, inmezsem farklı yaptırımlar uygulanacağının söylenmesi, tehditler ve hakaretler bana ve sahne takımıma yapılan büyük saygısızlıktır. Ben kimsenin yazdığı üzere sahne süremi uzatmadım bilakis sahne müddetim dolmadan erken bitirmemi isteyerek benim sahneme yakışıksız müdahaleler yapıldı. Ben de bana bildirilen tam saatinde sahneye çıkmak istedim. 20.00 itibariyle de kuliste sahne sıramı bekledim ancak bu tıp büyük çaplı şenliklerde program akışındaki sarkmalar olağandır. Bu sebepledir ki benden evvel sahne alan takıma ’Bitirin’ diye baskı yapmadım, yapmam, sahne müddetlerinin bitmesini bekledim elbette. Benim için bu kadar değerli olan bir şenlikte bu türlü bir olay yaşandığı için kendi adıma çok üzgünüm” tabirlerini kullandı.


Resul Dindar’dan Demet Akalın’la ilgili yaşadığı gerginlikle ilgili açıklama geldi
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

