Reklam
Reklam
prof dr ahmet hamdi topal akif toplumu etkileyen buyuk krizler karsisinda cesareti one cikarmistir 4sXHvP7b
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
01 Mayıs, 2026 00:30 tarihinde yayınlandı
0

Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal: “Akif toplumu etkileyen büyük krizler karşısında cesareti öne çıkarmıştır”

Türkiye Büyük Millet Meclisi himayelerinde Kastamonu Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “4 Şehir 4 Mekan 4 Akif” sempozyumunda Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un Milli Mücadele yıllarındaki rolü ele alındı.

Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un Milli Mücadele yıllarındaki rolü ve Kastamonu’daki izleri ele alındığı “Mehmet Akif Ersoy’da Cesaret ve Kastamonu Günleri” başlıklı sempozyum, Kastamonu Üniversitesinin ev sahipliğinde Merkez Kütüphane Sezai Karakoç Salonu’nda gerçekleştirildi.

Programda, Mehmet Akif Ersoy’un bağımsızlık mücadelesindeki yeri, düşünce dünyası ve Kastamonu’nun Milli Mücadele sürecindeki stratejik önemi akademik çerçevede değerlendirildi.

Oturumda ayrıca, Milli Mücadele döneminde Kastamonu’nun üstlendiği tarihî misyon ile Mehmet Akif Ersoy’un Nasrullah Camii’nde gerçekleştirdiği vaazların toplum üzerindeki etkileri de ele alındı.

Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Mehmet Âkif’i yalnızca anmanın yeterli olmadığını, onun temsil ettiği ahlak, iman ve mücadele anlayışının yeniden kavranması gerektiğini vurguladı. İstiklâl Marşı’nın yalnızca bir metin değil, milletin hafızasında derin izler bırakan bir duruşun ifadesi olduğunu belirten Rektör Topal, “Mehmet Akif’in eserleri ve vaazları incelendiğinde, onun milletine yalnızca moral vermekle yetinmediği, aynı zamanda şuur, mücadele ve mesuliyet duygusu kazandırmayı hedeflediği görülür. Akif, toplumu sarsan büyük krizler karşısında teslimiyeti değil, direnişi, ümidi; dağınıklığı değil, birliği, korkuyu değil, cesareti öne çıkarmıştır” dedi.

Mehmet Akif Ersoy’un hayatında Kastamonu’nun ayrı bir yeri olduğuna dikkat çeken Rektör Topal, Kastamonu’nun Millî Mücadele döneminde yalnızca coğrafi bir mekân değil, fikir, inanç, dayanışma ve direniş ruhunun yoğunlaştığı önemli merkezlerden biri olduğunu kaydetti. Rektör Topal, “O dönemde milletin sadece cephede mücadele etmesi yeterli değildi. Mücadelenin anlamının halka anlatılması, bağımsızlık fikrinin diri tutulması ve birlik duygusunun canlı kalması gerekiyordu. Mehmet Akif bu noktada önemli bir sorumluluk üstlenmiştir” diye konuştu.

Akif’in Kastamonu’da verdiği vaazlar, yaptığı konuşmalar ve ortaya koyduğu fikri mücadele, Milli Mücadele ruhunun Anadolu’ya yayılmasında büyük bir etkiye sahip olduğunu söyleyen Rektör Topal, “Nasrullah kürsüsünden yükselen ses, sadece o günün insanlarına değil, sonraki kuşaklara da hitap eden güçlü bir tarihi miras haline gelmiştir. Nasrullah Vaazı, Mehmet Akif’in milletin istiklali için taşıdığı derin kaygıyı, güçlü inancı ve sarsılmaz sorumluluk bilincini gösteren önemli metinlerden biridir. Söz konusu vaazda Akif, sadece dönemin siyasi ve askeri şartlarını değerlendirmemiş; aynı zamanda millet olmanın, birlikte hareket etmenin, bağımsızlık fikrine sahip çıkmanın ve mücadeleden vazgeçmemenin önemini vurgulamıştır. Dolayısıyla Kastamonu, Mehmet Akif’in hayatında sadece bir durak değil, onun fikir ve mücadele dünyasında önemli bir anlam merkezidir” şeklinde konuştu.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ise Mehmet Akif’in Milli Mücadele döneminde yalnızca mücadele ruhunu değil, aynı zamanda milletin manevi direncini de güçlendirdiğini ifade etti. İstiklâl Marşı’nın taşıdığı ruhun doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Arıcan, etkinliğin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin desteğiyle gerçekleştirildiğini belirtti.

Kastamonu’nun Mehmet Akif’in hayatında özel bir yere sahip olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Arıcan, Akif’in karakterini şekillendiren cesaret anlayışına değinerek, “Korkma demek, Peygamber Efendimizin (Sallallahü teala aleyhi ve sellem) Hz. Ebubekir’e hitabında olduğu gibi ‘Allah bizimledir’ diyebilmektir. Ümitsizlikten, yalnızlıktan ve milletin geleceğine sahip çıkmaktan korkmamayı ifade eder. Mehmet Akif’in cesaret anlayışı iman ve sorumluluk bilinciyle şekillenmiştir” ifadelerini kullandı.

Mehmet Akif’in yalnızca bir şair değil aynı zamanda bir medeniyet düşünürü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arıcan, “Dijital mecrada önemli görevler ifa etme sorumluluğumuz olduğunu anlıyoruz. O yüzden Akif’i bu kapsamda anlayarak tekrar nefse düşmeden, birliğimizi kaybetmeden, bilgiye sarılarak, ahlakı merkeze alarak, hakkı ve hakikati savunarak milletimize, insanlığa ve hakikate karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiz gerekiyor” dedi.

Kastamonu Vali Yardımcısı Hakan Kubalı da Mehmet Akif’in Nasrullah Camii’nde verdiği vaazların halkın moral ve direncini güçlendirdiğini belirterek, şehrin Milli Mücadele döneminde üstlendiği kritik role dikkat çekti.

Sempozyumun açılışında konuşan Proje Koordinatörü Dr. Gazi Doğan ise Türk Kurtuluş Savaşı’nın önemli şehirlerinden biri olan Kastamonu’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “4 Şehir 4 Mekan 4 Akif” projesinin ortaya çıkış sürecini katılımcılarla paylaştı. Projenin amacının Mehmet Akif Ersoy’u genç kuşaklara tanıtmak ve onun düşünce dünyasını farklı şehirler üzerinden yeniden hatırlatmak olduğunu belirten Dr. Doğan, Kastamonu’nun Milli Mücadele’de üstlendiği tarihi role dikkat çekti. Gençlere tavsiyelerde bulunan Doğan, “Özellikle gençlerimiz, yarının Türkiye’si sizin eseriniz, bu şuurla Akif’i yeniden okumayı ve anlamayı zihnimize kazırız” dedi.

Konuşmaların ardından TÖMER’de eğitim gören uluslararası öğrenciler, ülkelerine ait yöresel kıyafetlerle İstiklal Marşı’nı okudu. Program, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü tarafından hazırlanan konserle devam etti.

Daha sonra “Mehmet Akif Ersoy’da Cesaret ve Kastamonu Günleri” başlıklı panel gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selahattin Kaymakcı’nın yaptığı panelde, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Onur Hasdedeoğlu, Doç. Dr. Zeki Gürel, Doç. Dr. Tuba Dalar ve Dr. Öğretim Üyesi Serap Denizmen sunumlarıyla yer aldı Panelde konuşan Prof. Dr. Kaymakcı, Mehmet Akif’in düşünce dünyasının genç nesillere doğru şekilde aktarılmasının önemine dikkat çekerek, dijital çağda zayıflayan ahlaki değerlerin yeniden hatırlanması gerektiğini ifade etti.

Panelde ilk sözü alan Doç. Dr. Tuba Dalar, Mehmet Akif’in cesaret anlayışını anlattı. Prof. Dr. Onur Hasdedeoğlu ise, “Cehalete Karşı Cesaret: Safahat’tan Örnekler” başlıklı sunum gerçekleştirdi. Dr. Öğretim Üyesi Serap Denizmen, Kurtuluş Savaşı döneminde Mehmet Akif’in etkili iletişim gücünü ele alarak doğru söylem ve güçlü hitabeti sayesinde toplum üzerinde önemli bir etki oluşturduğunu ifade etti. Müslümanların birlik olması gerektiğinin altını çizen Denizmen, Türk Milli Mücadelesi’nin Müslüman dünya için de önemli olduğuna dikkat çekti. Panelin son konuşmacısı Doç. Dr. Zeki Gürel ise Mehmet Akif Ersoy’un Kurtuluş Savaşı’nın manevi mimarlarından biri olduğunu belirterek, zor dönemlerde milletin moral gücünü yükseltmek amacıyla ülkenin çeşitli yerlerinde görevlendirildiğini ve camilerde vaazlar verdiğini hatırlattı.

Panelin ardından panelistlere teşekkür belgesi takdim edildi. Sempozyuma Vali Yardımcısı Hakan Kubalı, Kastamonu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan, Kastamonu İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Gümüş’ün yanı sıra, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri ile akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
eski esinin dedesini oldurup 4 gun bodrumda saklayan sanik olayi neden yaptim hatirlamiyorum 3TmWh4CF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
12 Haziran, 2026 04:30 tarihinde yayınlandı
0 0

Eski eşinin dedesini öldürüp 4 gün bodrumda saklayan sanık: “Olayı neden yaptım hatırlamıyorum”

Samsun’da eski eşinin dedesinin öldürülüp 4 gün boyunca bir evin bodrumunda saklayan tutuklu sanık, hakim karşısına çıktı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanan sanık, cinayeti neden işlediğini hatırlamadığını savundu.

Samsun’un Canik ilçesi Yavuzselim Mahallesi’nde geçen 2025 yılı Mart ayında meydana gelen olayda, Alzheimer hastası olduğu belirtilen 6 çocuk babası Sebahattin Coşar (69), yaşlılık maaşını çekmek için evinden ayrıldıktan sonra kayboldu. Ailesinin kayıp başvurusu üzerine başlatılan soruşturmada, Coşar’ın öldürüldüğü ortaya çıktı. Yapılan çalışmalar sonucu, “uyuşturucu, kasten yaralama, tehdit ve mala zarar verme” suçlarından 14 suç kaydı bulunan Emir Yarar’ın (24) yaşlı adamı iple boğup bıçaklayıp öldürdüğü belirlendi. Coşar’ın cansız bedeni sanığın babasına ait evin bodrumunda bulunurken, olayın ardından tutuklanan Yarar hakkında “kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Samsun 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına tutuklu sanık Emir Yarar, bulunduğu Erzincan Cezaevi’nden getirilerek katıldı. Duruşmada maktulün kızı olan sanığın eski kayınvalidesi Aysun Karaca, müşteki olarak hazır bulundu.

“Sebahattin Coşar’ı neden öldürdüğümü hatırlamıyorum”

Eski eşi Mukaddes Karaca’nın dedesi olan Sebahattin Coşar’ı öldürdüğü iddia edilen sanık Emir Yarar savunmasında, olay sırasında uyuşturucu madde etkisinde olduğunu ileri sürerek, “Babamın çiğ köfte dükkanının altında depo gibi bir yer vardı. Ben oraya gitmiştim. Uyuşturucu kullanıyordum. Sebahattin Coşar olay yerine geldi. Bir anda geldi. Yere yatırdım. Tam hatırlamıyorum. Bıçağı vurdum, iplikle boğdum. Bıçak üzerimdeydi. Nasıl ifade verdim bilmiyorum. Olayın nasıl gerçekleştiğini hatırlamıyorum. Polisler gelip beni evden aldı. Olay yerini ben gösterdim. Bu işi para için yapmadım. Ölen şahısla herhangi bir problemim yoktu. Uzun yıllardır uyuşturucu kullanıyorum. Psikolojik sorunlarım vardı. Sinir krizleri geçiriyor, çevreme zarar veriyordum. Ailemle de sıkıntılarım vardı. Babamın evini yakmaya çalıştım. Sebahattin Coşar’ı neden öldürdüğümü hatırlamıyorum. Kimse bana yardım etmedi, tek başımaydım. Uyuşturucu ve psikolojik sorunlar nedeniyle oldu. Öldürdüğümü de hatırlamıyorum. Elinde çanta olup olmadığını bilmiyorum. Öldürme sebebim parasını almak değildi” dedi.

Mahkeme heyetinin, olay günü maktulün yaşlılık maaşını çektiği ve üzerinde parasının bulunamadığı yönündeki sorusu üzerine sanık, “Bankadan para çektiğini bilmiyordum. Depo kısmına geldi ve olay yaşandı” diye konuştu.

Soruşturma aşamasında verdiği ilk ifadede boşandığı eşi Mukaddes Karaca’nın kendisini yönlendirdiği yönündeki beyanları da kabul etmeyen sanık, o ifadeyi kendisinde olmadığı bir sırada verdiğini ve kabul etmediğini söyledi.

Sanık avukatı ise müvekkilinin şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar kullandığını ve olay anında uyuşturucu madde etkisinde bulunduğunu savunarak, adli tıp incelemesi yapılmasını talep etti.

“Babamı maaşını çektikten sonra para sayarken görüp depoya götürerek öldürdüğünü düşünüyorum”

Duruşmada söz alan maktulün kızı ve sanığın eski kayınvalidesi olan Aysun Karaca ise sanıktan şikayetçi olduğunu belirterek en ağır cezayı almasını istedi. Karaca, “Annem 4 ay önce vefat etmişti. Babam benimle kalıyordu. Kızım Mukaddes de yanımdaydı. Kardeşim Antalya’da yaşıyordu, gelecekti. Babam onu bekliyordu. Sabah uyandığımızda babam evde yoktu. Dayıma gittiğini düşündüm çünkü gezmeyi severdi. Telefon kullanmazdı. Komşular, ‘Baban yok, belki öldürülmüştür’ deyince şüphelendim ve karakola giderek kayıp başvurusu yaptım. Babam maaşını çekmişti. Kahvehanede para saymayı severdi. Emir’in babamı gasp amacıyla öldürdüğünü düşünüyorum. Üç damadım vardı, en çok bunu severdim. Ancak bize de zarar vermeye çalışıyordu. Eğer birini öldürecek olsaydı kendi eşini öldürürdü. Kızımla evliyken çok eziyet etti. Eline bıçak alıp eşimin boğazını kesmeye bile kalktı. Babamı maaşını çektikten sonra para sayarken görüp depoya götürerek öldürdüğünü düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Sanık ise müştekinin bu sözlerine karşılık, “Parası için öldürmedim, parasını almadım” diyerek suçlamayı reddetti.

“Oğlumun maktulle arasında herhangi bir husumet yoktu”

Sanığın babası Recep Yarar da tanık olarak dinlendi. Oğlunun uzun süredir uyuşturucu kullandığını ve psikolojik sorunlar yaşadığını anlatan baba Yarar, “Ramazan ayıydı. Oğlum Emir ile annesi arasında tartışma yaşanıyordu. Daha sonra evin altında ceset olduğunu öğrendik. Sebahattin Coşar kayıp olarak aranıyordu. Olayın şokunu yaşadım. Ne yapacağımı düşündüm. Sonra polise gidip durumu anlattım. Oğlumun yakalanması için biraz beklenmesini istedim. Eve gittiğimde televizyon seyrediyordu. Polise haber verdim. Polislerle birlikte eve gittik ve oğlumu teslim ettim. Ardından evin altına indik ve polisler cesedi buldu. Oğlum uyuşturucu kullanıyordu. Maktulle arasında herhangi bir husumet yoktu. Daha önce evi yakmaya kalktı, intihar girişiminde bulundu. Olaydan önce de hastanede 25 gün tedavi görmüştü” şeklinde konuştu.

“Abim bana Sebahattin Coşar’ı öldürdüğünü söyledi”

Sanığın kardeşi Mert Yarar ise ağabeyinin daha önce de benzer söylemlerde bulunduğunu belirterek, “Abim bana Sebahattin Coşar’ı öldürdüğünü söyledi, inanmadım. Daha önce başka kişileri de öldürdüğünü söylemişti ancak öldürmemişti. Evin altındaki depo kısmına gittim. Kan görünce korktuğum için içeri girmedim. Babam eve gelince, abimin öldürdüğünü söylediğini anlattım” şeklinde ifade verdi.

“Annemi ve babamı öldürmek istiyordu”

Sanığın eski eşi Mukaddes Karaca (25) mahkemede verdiği ifadede, “2 yıl önce boşanmıştık. Eski eşim madde kullanmadığı zaman saldırganlaşıyordu. Boşandıktan sonra bize bıçakla saldırdı. Annemi ve babamı öldürmek istiyordu. Benimle barışmak istiyordu. Ailem bana sahip çıktığı için onlara zarar vermek istiyordu. Dedem 3-4 gün evde yoktu. Ben dedemin kaybolduğunu üçüncü gün öğrendim. Annem, babamı bulamadıklarını ve kayıp başvurusunda bulunacaklarını söyledi. Dedemle bir sorunu yoktu. Boşandığım eşimin dedemi benim canımı yakmak için öldürdüğünü düşünüyorum. Olaydan yaklaşık 1,5 yıl önce bana, ‘Seni çok seviyorum, sana kıyamam ama ailenden birini öldürüp canını acıtacağım’ demişti. Bu nedenle dedemi öldürme sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Eski eşim madde bağımlısıydı. Madde almak için hırsızlık da yapmıştı. Dedemi madde parası için öldürmüş olabilir. Dedemin çektiği maaş da bulunamadı” dedi.

Savcı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi

Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıklayarak sanığın “Canavarca hisle kasten öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını talep etti. Sanık avukatı ise mütalaaya karşı yazılı savunma yapmak için süre istedi.

Mahkeme heyeti, tanıkların dinlenmesinin ardından sanığın tutukluluk halinin devamına ve ayrıca gasp suçundan da dava açılmadı için Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyusunda bulunmasına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Bizi sosyal medyadan takip edin