Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

ÖYLE BİR YAZI YAZSAM Kİ…

Köşe Yazıları Yayın: 25.09.2018 10:44

Güneşin her doğuşunda ülkemizde aydınlık yüzlerin birbirlerini selamladığı, yeşilin her tonuyla doğal güzelliklerin içimizi ferahlattığı, doğa dostlarının, dostluğun, kardeşliğin her yanımızı sardığı bir günü tarif etsem,

Günün ilk haberlerinde yollarımızda kol gezen trafik terörünün görüntülerini, kadınlarımızın yaşadığı şiddeti, çocuklarımızın kayıp, taciz, ölüm haberlerini değil, tam tersine insanlarımızın yurt içinde ve dışında kazandığı nice başarı öykülerini yazsam,

Sokaklarında şen kahkahaları duyulan, evlerinde açlıktan ağlaşmayan çocukların olduğu, çaresiz annelerin, işsizlikten ne yapacağını bilmeyen babaların olmadığı, yaşama sımsıkı sarılan gülen yüzlerle dopdolu bir yaşamı anlatsam ne güzel olurdu…

Ama hiç böyle bir yazı kaleme alamadım ki!

Çünkü ardımızda kalan uzun yılların içi böylesine güzel, böylesine mutlu gerçeklerle dolu olmadı ki…

Ne zaman ülkemiz feraha çıksa, ne zaman mutlu çehreler sokaklarımızı doldursa; nobran, kıskanç bir el bu güzelliklerin sihrini bozdu, ülkemizin gülen çehresini soldurdu!

Yıllar yılları kovalıyor; zaman mı yaşama, yaşam mı zamana meydan okuyor?

Bilinmez…

Ama bilinen o ki!

Yaşadığımız gerçekler; yukarıda tariflediğim güzelliklerin yaşanmasına, kısa bir süreliğine de olsa fırsat vermiyor…

Sadece ülkemizin son çeyrek asrında yaşadıklarımıza bir bakın!

.  Başta PKK belasıyla yaşanan terör, bu terörün ülkemize verdiği maddi manevi onca zarar, yaşamdan kayıp giden nice yiğitler,

.  Çok uzak değil bundan iki yıl önce FETÖ alçaklarının ihanetiyle devletimizi ele geçirmeye kalkan o meczupların sırtımıza sapladığı zehirli hançer,

.  Dış ilişkilerimizde Suriye belasıyla yaşadıklarımız, milyonlarca göçmenin ülkemize getirdiği yük,

. Her taşın altından çıkan, yaşadığımız her olayda ayağımıza çelme takan sözde dostumuz Amerika’nın yaptıkları…

.  Şimdi bunlarda yetmezmiş gibi yine ABD’nin tetiklediği döviz krizi ile ekonomimizi sarmalayan kara bulutlar!

Hiç rahatı yok bu ülkenin, ülkemizde rahatça yaşamamıza fırsat vermiyorlar. Ama her ne yaparlarsa yapsınlar, neyi dayatırsa dayatsınlar, ne vatan topraklarımızı ele geçirebiliyorlar, ne de vatana olan sevdamızı, sadakatimizi aşabiliyorlar.  Çünkü aydınlık yarınları yaşayacağımız umudundan hiç vazgeçmedik,  vazgeçmeyeceğiz de.

Uzun bir yaz dönemi daha geride kaldı! Okullar da açıldı. Sınıfları öğrencilerin cıvıltıları sardı…

Ekonomik sıkıntılar, onca dış/iç borç, iflaslar, dövizin tırmanışı, TL’nin değer kaybı, kepenk kapatan binlerce iş insanının haberleriyle dolu ülkemizin gündemi… Ama ülkemizde yaşam, her olumsuzluğa rağmen devam ediyor.  Sokaklarımız her sabah işine giden milyonlarca insanımızla dolu. Milyonlarca öğrencimiz okullarına gidebiliyor.  İşsizimiz yok mu evet var. Geçim sıkıntısı her çevrede yaşanıyor. Sıkıntılı çehreler, gülmeyen yüzler, selamlaşmayan insanlarımız da var sokaklarımızda. Aç, açıkta kalan insanlarımız da var ama onlara uzanan yardım elleri de eksik olmuyor.

Şükürler olsun ki, en azından savaş denen canavarın o acımasız yüzünü 1923 ten sonra bir daha görmedik, Allah bir kez daha göstermesin canım ülkeme…

Umudumuzu hiç yitirmeyelim. Evet, her karesi güzelliklerle dolu yaşamı anlatan bir yaşantısı olacaktır güzel ülkemizin.  İçinde yalnızca sevginin, hoşgörünün, dostluğun, kardeşliğin olduğu, doğal güzellikleriyle sarmalanmış ülkemizin her yanında insanlarımızın, özellikle gençlerimizin başarı öykülerinin anlatıldığı, aydınlık çağdaş yarınlara ulaşan, refah içinde yaşayan Türkiye’yi anlatan böyle bir yazı da mutlaka yazılacaktır bir gün…

 

Atilla Çilingir

www.atillacilingir.com

24 Eylül 2018

Paylaş:

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Manşet Yayın: 26.05.2024 14:00
VURDUK EN DİBE, SÖYLE ŞİMDİ NEREYE?

Ekonomi bir bilim dalıdır. Ekonominin değişmez gerçekleri vardır.
Mesela;
▪︎ Faizlerin artırılması ile piyasada talep azalır. Bu sayede harcama eğilimi de azalmaya başlar.

▪︎ Faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir.

▪︎ 2002 yılından bu yana, TL’ nin değerlenmesinin arkasında “yüksek faiz düşük kur” sarmalı yatmaktadır. Türkiye’de, ülke riskinin yüksek olması, kaynaklarından daha fazlasını kullanması nedeniyle faizler dünya standartlarının çok üzerinde. Bu durumda da iş dünyası ve yatırımcılar kredi kullanamıyor. Kısır döngü de işte burada başlıyor.

Ekonomi; “bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme, üretileni bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü” şeklinde tanımlanıyor.
Yaşayabilmek için üretme ve bölüşme ! Görüldüğü gibi ekonominin temelinde üretim var. Ayrıca, ülkenin varlığını sürdürebilmesi için üretilenin adaletle ve hakkaniyetle bölüşülmesi gerekiyor.
Peki, günümüz Türkiyesinde yeteri kadar üretiyor muyuz?
Ürettiğimizi hakça bölüşüyor muyuz? Başka bir deyişle, gelir dağılımında adaleti sağlayabilmiş miyiz?
Bu sorulara evet diyebilir misiniz?

Ekonomimizin en istikrarlı yılları 1923 den1950 ye kadar olan dönemdir. Türk Lirasının da dünya ekonomisinde en değerli olduğu 27 yıl bu döneme denk geliyor.
Bu döneme baktığımızda, devlet destekli, üretime dayalı müthiş bir kalkınma hamlesi görüyoruz.
Bu ivme Atatürk’ün vefatından sonraki 12 yıl daha devam etti.

1950 den 1990 a kadar olan dönemde;
▪︎50 li yıllarda ABD ile yapılan ve elimizi kolumuzu bağlayan anlaşmalar, tarımımıza, eğitim sistemimize müdahaleler. Antikominist hedefleri olan Marshall yardımları.
▪︎ 1974 Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle maruz kaldığımız ağır ambargolar.
▪︎ 1980 askeri müdahalesi ve cunta yönetimi dönemi.
Bu 40 yıl da böyle heba oldu.

Sonrasında, 1990 – 2002 yıllarında yaşanan ekonomik bunalımların temel sebebi ise, siyasi istikrarsızlık, dolayısıyla orta ve uzun vadeli ekonomi politikasına sahip olamama durumudur. Bu dönemde Türkiye’de 6 farklı başbakan tarafından 11 farklı hükûmet kuruldu ve bu hükûmetlerin ortalama ömürleri 1 yıl civarında gerçekleşti.

Ülkenin enerjisini ve kaynaklarını terörle mücadeleye harcamasını da unutmayalım.
1984 yılından buyana terörle mücadele ediyoruz.

2002 den sonra tek parti iktidarı ile bir siyasi istikrar sağlandı. Terörle mücadelede de başarı sağlandı diyebiliriz. Peki buna rağmen neden ekonomik istikrar sağlanamadı? Bu sorunun o kadar çok yanıtı var ki, hangi birini yazayım.

Uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretmek yerine;
▪︎ Faizlerle oynayarak,
▪︎ Yüzyılın buluşu diye kur korumalı mevduat ismi altında ucube sistemlerden medet umarak,
▪︎ Vergileri artırarak, yeni vergiler icat ederek
▪︎ Karşılıksız para basarak bu sarmaldan çıkmamız mümkün değil.

Haberlere bakıyorum. Enflasyonda tek haneye düşecek mişiz. İhracatta tarihi rekorlar kırmışız!
Neye göre rekor? İhracatımız ithalatımızın önüne mi geçti? Cari fazla mı vermeye başladık?
İhracat rakamlarını verirken neden ithalat rakamlarını da vermiyorsunuz?
Ekonomide çuvallıyoruz ama algı yönetiminde maşallahımız var.

Gerçek şu ki, yeteri kadar üretmiyoruz ve üretmediğimiz için yoksullaşıyoruz. Bu gerçekleri görüp, topyekün bir üretim seferberliğini çoktan başlatmalıydık.

Athenanın o meşhur şarkısı geliyor aklıma;
Vurduk en dibe
Söyle şimdi nereye?
Yol almalısın
Ufak ufak yerine
Sıyrıl da gel buraya
Sıyrıl da gel buraya
Dön baba
Dön baba dönelim
Dön baba
Dön baba dönelim…