Kastamonu’nun Cide ilçesinde silah çekip polis ekibine mukavemet gösteren şahısların baba ve oğul olduğu ortaya çıktı. Oğlu ile birlikte tutuklanan şahsın olay esnasında 1,68 promil alkollü olduğu öğrenildi.
Edinilen bilgiye göre, Cide İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, bir sürücünün bölgede drift atarak trafiği tehlikeye düşürdüğü ihbarını aldı. İhbar üzerine liman bölgesine giden ekipler ile drift atan otomobilin sürücüsü T.D. arasında tartılma çıktı. Tartışma sırasında olay yerine gelen T.D.’nin oğlu M.E.D. polis ekiplerine silah çekti. Çıkan arbede sırasında T.D. ise polis ekiplerini, ‘seni yazdım’ diyerek tehdit etti. Ekipler tarafından etkisiz hale getirilen T.D. ve M.E.D. gözaltına alındı. Yaşanan arbede sırasında polis memurları M.H.M., G.M.D. ve S.G. vücutlarının çeşitli bölgelerinden aldıkları darbelerle hafif şekilde yaralandı. Gözaltına alınan 2 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şahıslar, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Şahısların serbest bırakılmasının ardından Cide Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından karara itiraz edildi. İtirazın ardından şahıslar hakkında yeniden gözaltı kararı verildi. Polis ekiplerince T.D. ve M.E.D., yeniden gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından, gece saatlerinde Cide Adliyesi’ne sevk edilen 2 şahıs tutuklandı.
Öte yandan, yaşanan olay sırasında otomobil sürücüsü T.D.’nin yapılan alkol testinde, 1,68 promil alkollü olduğu ortaya çıktı. Drift atarak trafiği tehlikeye düşürdüğü belirlenen T.D.’ye 43 bin 320 TL para cezası uygulandı. Şahsın sürücüsü belgesi 2 yıl 2 ay geri alınırken aracı ise 2 ay trafikten men edildi. Şahıs hakkında trafiğin güvenliğini tehlikeye düşürmekten de adli işlem başlatıldı.


Oğlu ile birlikte polislere silah çekip tehditler savuran şahıs 1,68 promil alkollüymüş
ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.
Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.
Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.
Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:
1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.
2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.
3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.
4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.
5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.
6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.
Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.
İlyas Erbay


