Memur-Sen Karabük Şubesi’nden Rektör Kırışık’a ziyaret
Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) Karabük Şubesi Başkanı Zeki Öz ve beraberindeki heyet, Karabük Üniversitesi(KBÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık’ı makamında ziyaret etti.
Ziyarette, eğitim alanındaki yeni gelişmeler, çalışma hayatına dair değerlendirmeler ile üniversite ve sendika ortasındaki ilgilerin güçlendirilmesine yönelik hususlar ele alındı.
Görüşmede taraflar, üniversite çalışanının özlük hakları, çalışma koşulları ve akademik işçinin karşılaştığı meselelere yönelik tahlil teklifleri üzerine de fikir alışverişinde bulundu.
Ziyaret sonunda Rektör Kırışık, sendika temsilcilerine nazik ziyaretlerinden ötürü teşekkür ederek, üniversite olarak her vakit iş birliğine açık olduklarını tabir etti.
Dün akşam, milyonların gözü kulağı Ankara'daydı. Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun üçüncü toplantısı sonrası Bakan Vedat Işıkhan kameralar karşısına geçti ve 2026 yılı için net asgari ücreti 28 bin 75 lira olarak açıkladı. Yüzde 27 zam… Kulağa hoş geliyor değil mi? 2025'te 22 bin 104 lira olan ücret, bir anda 6 bin lira artmış. Alkışlar, tebrikler, "enflasyona ezdirmeme" sözleri…
Ama durun bir dakika. Bu alkışlar kimin için? Gerçek hayatta pazar filesini dolduramayan milyonlar için mi? Türk-İş'in Kasım 2025 verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 29 bin 828 liraydı. Aralık enflasyonuyla birlikte bu rakam rahatlıkla 30 bin lirayı aşmış durumda. Yani yeni asgari ücret, daha cebe girmeden açlık sınırının altında kalmış! Tarihte ilk kez, asgari ücret bir ailenin karnını doyurmaya yetmiyor. Bu nasıl bir "ezdirmeme" başarısı?
Düşünün: Bir asgari ücretli, sabah kahvaltısını ucu ucuna yapıyor, öğlen simit-ayranla geçiştiriyor, akşam eve dönerken "bugün et mi alsam, yoksa fatura mı ödesem" diye düşünüyor. Çocuklarının okul harçlığı, kışlık montu, ilaç parası… Hepsi hayal oluyor. Bu ücretle "insanca yaşam" mı mümkün? Hayır, bu ücretle sadece hayatta kalmaya çalışmak mümkün.
Hükümet "dengeli artış" diyor, işverenler "maliyetler artmasın" diye destekliyor. Peki ya işçinin dengesi? Milyonlarca emekçi, neden her yıl aynı kısır döngüde eziliyor? Enflasyon canavarı karşısında "yüzde 27 zam" bir teselli ikramiyesi mi sanılıyor? Oysa gerçek enflasyon, çarşıda pazarda hissedilen, çok daha yüksek.
Bu tablo utanç verici. Asgari ücret, "en düşük" ücret olmaktan çıkıp "çoğunluğun" ücreti haline geldi. Türkiye'de çalışanların yarısı buna mahkum. Ve şimdi, bu ücret açlık sınırının altında. Bu, sadece ekonomi politikası değil, insanlık meselesi.
Ey yetkililer! Bu ücretle bir ay geçirin bakalım. Market kasasında "bu kadar yeter mi" diye hesap yapın. Kirayı, faturayı, okul masrafını düşünün. Sonra çıkın açıklayın: "Enflasyona ezdirmedik."
Asgari ücretli emekçiler, siz bu ülkenin omurgasısınız. Fabrikalarda, inşaatlarda, hizmet sektöründe alın teriyle bu ülkeyi ayakta tutuyorsunuz. Hakkınız, açlık sınırında sürünmek değil. Hakkınız, insanca bir yaşam. 2026'ya girerken umarım bu ses duyulur. Yoksa o yüzde 27 zam, sadece kağıt üzerinde kalır; gerçek hayatta ise açlık büyür.