Reklam
Reklam

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar: “Kıbrıs’ta federasyon meselesi kapanmıştır”

kktc cumhurbaskani tatar kibrista federasyon meselesi kapanmistir hFkgiwXn
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
08 Kasım, 2024 20:37 tarihinde yayınlandı
0

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Kıbrıs’ta yeni bir siyaset izlenmektedir. Benim 4 yılı tamamladığım Cumhurbaşkanlığı’nda Türkiye’nin desteğiyle sunduğumuz yeni siyasetimiz artık Kıbrıs’ta federasyon meselesi kapanmıştır. İki devletli anlayışı savunmaya devam ediyoruz” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, ziyaretlerde bulunmak için geldiği Samsun’da ilk olarak valiliği ziyaret etti. Ziyaretin ardından Samsun Valiliği Toplantı Salonu’nda basın mensupları ile söyleşi yapan Tatar, Kıbrıs meselesiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

20 Temmuz 2024’ü büyük bir coşkuyla KKTC’nin 50’nci yıldönümü olarak kutladıklarını ifade ederek söyleşiye başlayan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekten törenlerde Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla oradan verilen mesajlar çok önemliydi, çok değerliydi, çok kıymetliydi. Beni hep etkileyen Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti’nin göz bebeğidir’ şeklindeki ifadesiydi. Zaten hepinizin de bildiği gibi gelişmelere bakıldığında artık Kıbrıs’ta yeni bir siyaset izlenmektedir. Benim 4 yılı tamamladığım Cumhurbaşkanlığında Türkiye’nin desteğiyle sunduğumuz yeni siyasetimiz artık Kıbrıs’ta federasyon meselesi kapanmıştır. Yani Kıbrıs’ta Rumlarla bir ortaklığın artık hiçbir anlamı kalmamıştır. Bütün fırsatlar yitirilmiştir, tüketilmiştir. Her türlü iyi niyetimize rağmen Rum tarafı her kapsamlı görüşme planını ki birleşik devletlerin sunduğu hepsine ret oyunu kullanmıştır” diye konuştu.

“Mavi Vatan’da KKTC’nin de hakkı vardır, hukuku vardır”

Kıbrıs’ta Türk halkının binlerce yıldır bağımsız olarak yaşadığına değinen KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, “Dolayısıyla artık yeni bir sayfanın açılmasıyla iki devletli çözümü savunuyoruz. İki devletli çözümde Kıbrıs Türk halkı, 500 yıllık tarihiyle, geçmişiyle, verdiği mücadeleleriyle ayrı bir halk olarak kendi geleceğini tayin etme hakkıyla kendi devletiyle yürüyebilecektir. Doğu Akdeniz’deki jeopolitik, jeostratejik, güvenlik meselelerine ve gelişmelere baktığımızda artık zaten bunun böyle olması gerekir. Çünkü Kıbrıs, Türkiye’den sadece 40 mil uzakta. Yani o kadar yakın ki sabah kalktığınızda Toroslar’ı görürsünüz. Türkiye’den baktığınızda Beşparmaklar’ı görürsünüz. Anavatan Türkiye Cumhuriyeti, Yavruvatan Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti ve Mavi Vatan ki o bölgelerdeki Akdeniz’deki hakkımıza baktığımızda hem Türkiye Cumhuriyeti’nin 2 bin kilometrelik İskenderun’dan Ege’ye kadar sahil şeridindeki bölgede Akdeniz’de en uzun sahil şeridi Türkiye Cumhuriyeti’nindir ve bizlerin de eski Erenköy’den Karpazburnu’na ve Karpazburnu’ndan aşağı Gazimağusa’ya ve Maraş’a kadar olan sahil şeridimize baktığımızda bütün deniz yetki alanları kara suları kıta sahanlığı, ekonomik bölge gibi kavramlarla Mavi Vatan’da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 3 bin 800 kilometrekare kendi toprak bütünlüğünün kat ve kat fazlası denizde yani Mavi Vatan’da Kuzey Kıbrıs Hükümeti’nin hakkı vardır, hukuku vardır. Bunlar bilimsel anlamda bu kadar değerli ve kıymetlidir. Mavi Vatan’ın tam üstüne de Gökvatan dediğimiz hava sahasındaki haklarımız ve buna bağlı olarak Türkiye Cumhuriyeti ile aramızdaki ilişkilere binaen hem Mavi Vatan’da Akdeniz’de hem hava sahasında ulusal çıkar ve milli menfaatlerimiz bakımından bambaşka bir coğrafyaya sahip olduğumuzu ve bunun büyük bir potansiyel olduğunu Kırgızistan’da katıldığım Türk Devletler Teşkilatı’nın toplantısında da ifade ettim. Yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti toprağıyla, deniz yetki alanlarıyla, hava sahasıyla artık tüm Türk dünyasına çok şeyler katabilecek bir potansiyele sahiptir” diye konuştu.

“Biz ayrı bir halkız, ayrı bir devletiz ve bağımsızlığımızı çoktan kazanmışızdır”

Kıbrıs’ta tek devlet anlayışını kabul etmediklerini ve 2 devletli anlayışı savunmaya devam edeceklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “KKTC’yi tanıtmak için her gün her yerde çalışıyoruz, uğraşıyoruz. Ben Kırgızistan’daydım. Turizm bakanımız Londra’da turizm fuarındaydı. Sivil toplum örgütlerimizin bazıları halk danslarıyla Çekoslovakya’daydı. Her yerde her saat Kıbrıs Türk halkı mücadelesini sürdürmektedir. Dünyanın vicdanına kalmış olabilir. Ama bizim vicdanımızla biz ayrı bir halkız, ayrı bir devletiz ve bağımsızlığımızı çoktan kazanmışızdır. Çünkü onu hak ettik ve kazandık. Ve hep söylediğim şey vardır. Bizim arkamızda 85 milyonluk Anadolu Türkiye Cumhuriyeti vardır. Anadolu Türkiye Cumhuriyeti’nin bizleri tanıması zaten şu kadar ülkeye değerdir. O bakımdan çok önemli ve anlamlı ve bugün de görürsün işte şeyde Kırgızistan’da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oradaki açıklamaları vardı. Bütün dünyaya tekrar orada çağrısını yapmıştır. Kıbrıs Türk halkına yapılan haksızlıkların bir ay evvel son bulması, ambargo ve izolasyonların kaldırılması ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması için gerekli diplomatik, ekonomik ve siyasi ilişkilerin Kıbrıs Türk halkıyla kurulması gerektiğini Sayın Cumhurbaşkanımız yine orada ifade etmiştir. Bütün Türk dünyası esasında bunu desteklemektedir. İslam ülkeleri arasında da çok sayıda ülke bizi desteklemektedir. Ama maalesef ne demiş yine Sayın Cumhurbaşkanımız; ‘Dünya beşten büyüktür. Daha adil bir dünya mümkündür.’ İşte maalesef adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. Bu adaletsiz bir dünyada yaşadığımızı Birleşmiş Milletler’in (BM) genel sekreteri kendisi ifade etmiştir. O şekilde bir dünya” şeklinde konuştu.

“Kıbrıs, Osmanlı Devleti’nin devamı olduğu için adanın esas sahibi biziz”

Kıbrıs’ın aslında Türklere ait olduğunu da belirten Cumhurbaşkanı Tatar, “Bugün Kıbrıs’a baktığımızda Kıbrıs 350 yıl kesintisiz bir Osmanlı adasıydı. Kıbrıs Türk halkı orada iki halkın bir tanesidir. Ve esas itibarıyla Osmanlı Devleti’nin devamı olduğu için esas adanın sahibi bizlere göre bizdik. Ama daha sonra İngiliz sömürge yönetiminde yaşananlar, orada Rum nüfusunun çoğalması, bir takım yaşanan talihsizliklerle belki zor süreçlerden geçtik ama 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile yeni bir dönüm noktası başlamıştır. Ben bir kez daha tüm Mehmetçiklerimize buradan şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Şehit düşenlere Allah’tan rahmet, hayatta olan tüm Kıbrıs gazilerimize sağlık, mutluluk ve esenlik diliyorum” ifadelerini kullandı.

“Kıbrıs’ta iki halk vardır, iki devlet vardır, iki demokrasi vardır, bundan da geri dönüşü yoktur”

Türkiye ile aralarındaki bağın bozulması için çeşitli oyunların oynandığına ve sözler verildiğine de dikkat çeken Tatar, ayrıca şunları söyledi:

“Bütün devletlerin münasebetlerimiz var, ilişkilerimiz var. Ancak hepsi üzerinde çeşitli fark eden baskılar var. İşte bekleyiniz, şu olacak, bu olacak Kıbrıs’ta bütün işte batı ülkeleri özellikle Avrupa Birliği. Çünkü Avrupa Birliği’nde kim var? Yunanistan var. Kim var? Kıbrıs Rum yönetimi var. Onlar Avrupa Birliği’ni etkiliyorlar ve işte Kıbrıs’a birleşik bir Kıbrıs için hala daha umutlarını yitirmemişler; ‘Sakın ola Kuzey Kıbrıs’ı tanımayınız. Çünkü Kıbrıs’ın geleceği birleşik Kıbrıs’tır. Kıbrıs birleşik Kıbrıs olunca tamamıyla Kuzey ve Güney Avrupa Birliği’nin bir parçası olacak. Dolayısıyla bu da Kıbrıslı Türkler için daha iyi olacak’ şeklinde bizi bir takım oyunlarla oyalama ve Türkiye ile aramızdaki bağların kopartılması için her türlü oyunu oynamaktadırlar. Dolayısıyla bir takım tehditler, bir takım farklı yaklaşımlarda bizim tanınmamız gecikmektedir. Fakat şu bir gerçektir; Kıbrıs’ta iki halk vardır, iki devlet vardır, iki demokrasi vardır. Bundan da geri dönüşü yoktur. Bu kadar. Biz kendimizi tanıtmaya anlatmaya devam ediyoruz. Bugün bu iki devletli siyaseti biz her yerde kendi diplomatlarımızla, kendi iş insanlarımızla ve Kıbrıslı Türkler ile sadece Kıbrıs’ta yaşayan yarım milyon yakın insanımız değil. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Kıbrıslı en az o kadar insanımız var. İngiltere’de 300 bin insanımız var. Avustralya’da 100 bin insanımız var. Ve dünyanın her yerinde çok başarılı Kıbrıs Türkleri var. Doktorlar, mühendisler, iş insanları. Her yerde bu şekilde başarılı insanlar var. Herkes her yerde şu anda inanınız ki kalbi Kıbrıs ile atıyor. Herkes Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sahip çıkıyor. Dolayısıyla böylesine büyük bir mücadelenin içerisinde olan Kıbrıs Türk halkı hiçbir zaman umudunu yitirmeden Kuzey Kıbrıs’ı tanıtmak için her türlü fedakarlığı yapacaktır ve yapmaktadır.”

Söyleşiye Samsun Valisi Orhan Tavlı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın, Samsun İl Emniyet Müdürü Ahmet Arıbaş, Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Ahmet Bahadır ve protokol üyeleri katıldı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ILHAN ALPBOGA 3
İlhan Alpboğa Avatarı
İlhan Alpboğa
22 Haziran, 2026 10:30 tarihinde yayınlandı
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0 0

Gördük işittik söylüyoruz.  22 Haziran 2026

Ahmet Ağabey

 

İmanımız var, biliyoruz elbette.

O’ndan geldik O’na döneceğiz.

Allah (c.c) rahmet eylesin Ahmet Ağabey’i de ebedi mekânına tevdi ettik.

“Yiğidim ne var ne yok.” Nidası ile sabahları telefon ederdi.

Saatlere varan telefon görüşmelerinde kendimizce vatanı kurtarırdık, daha kendimizi kurtaramadan.

Öyle bir candan;

“VATAN SANA CANIM FEDA.” Derdi ki, bütün azalarımız zangır-zangır titrerdi.

Çok çalıştı.

Vatanını, evlatlarını, yakınlarını, sevdiklerini çok sevdi.

Vatanını, Karabük’ü, üzerine mücevher titizliği ile titrediği Kardemir’i öylesine sevdi ki anlatamam.

Bakarken gözlerinden sakındığı eşi Nevcihan Ablayı kaybettikten sonra yalnızlaştırdı kendini.

Gitme dedik gitti.

Gel dedik gelmedi.

Sonrası, Ankara, rahatsızlıklar, hastane.

Kimilerine göre Ahmet Büyükbektaş.

Kendisine göre, korkusuzca yazarken Alparslan Başeğmez.

Memuriyet hayatında yazılarına başladığı için mahlas isim Alparslan Başeğmez.

Bizce erken oldu gidişi ama, biliyoruz herkes gibi “GEL” denilince gideceğiz.

Gönlü dünyalara sığmayan, vatan, Türk, bayrak denince birden şahlanan Ahmet Ağabey’in daracık mezarında göğsünün üzerinde şehitlerimizin kanı ile sulanmış al bayrağımız ile sonsuzluğa yürüdü.

Mekânın cennet olsun ağabey.

Hep dualarımızda, hatıralarımızda olacaksın.

Şimdi inşallah İstiklal Savaşı Gazisi Baban Recep çavuş, annen Şehri teyzeye kavuşmuşsundur.

Her zamanki gibi Öğlebeli Mezarlığından Recep Çavuş’un mezarının başından “Görev yapıldı.” Diye seni arayamayacağım ama yattığın yerde de yalnız bırakmayacağım.

İyi ki seni tanıdık.

İyi ki hayatımıza dokundun.

Güle güle ağabey, güle güle Karabük sevdalısı Erzurum’un yiğidi. Önden gidenlere selam götür bizden , Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, şehitlerimize selam söyle.

 

 

Atayın atayabildiğiniz kadar

Kardemir de boş bulunan yönetim kurulu üyeliklerine güya yönetim kurulu tarafından 2 yeni isim atandı.

Gelenek bozulmadı.

Yine parti havuzundan yeni üyeler.

Gürsel Erol;

Refah Partisi Kadıköy ilçe başkanı ve Kadıköy belediye başkan adayı olmuş, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Kurucular Kurulu Üyesi, TBMM 22. ve 24. dönem İstanbul Milletvekili. 2012 yılında TBMM Dilekçe Komisyonu Ekmek İsrafı Alt Komisyonu başkanlığı yapmış.

Ballı milletvekili emekliliği maaşı yetmemiş olmalı ki, buradan da huzur hakkı alsın demiş birileri demek ki?

Prof. Dr. Metin Yerebakan;

77 yaşında bir akademisyen.

Bakıyoruz Karabük ile bir bağı var mı?

Yok.

Bağı AKP ile.

Bu da Kardemir’e yönetim kurulu üyesi olmak için yeterli kendi mantıklarınca.

Parti ile bağı oğlu Prof. Dr. Halit Yerebakan.

Halit Yerebakan İstanbul Milletvekili ve AKP’ de sağlık politikalarından sorumlu genel başkan yardımcısı.

Kardemir.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ağır sanayi tesisi.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurun emrini verdiği tesis.

Şimdi birilerinin gelir kapısı olmuş.

Yazık.

Bu işlerden anlayan hiç mi Karabüklü yok?

Eski yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’in “Kendi yönettikleri şirketler kar ederken yönettikleri Kardemir zarar etmiş.” Dediklerinden hariç hiç mi sektörden yetkin insan yok?

Adının başındaki gibi, kara.

Atanan da, seçilen de, yaşayan da, çalışan de, yönetende yalelli.

Öyle olmasa böyle olur mu?

Atayın atayabildiğiniz kadar,

Devir sizin devran sizin.

Yetimin hakkı mı?

O da mahşere kalır.

 

Kimler kimlerle beraber?

 

Geçtiğimiz hafta bir fotoğraf düştü medyaya.

MHP Genel Başkanın odasında, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Bahçeli’nin kolunda samimi bir havada.

Ohhh, ne güzel. (Onlara göre tabii)

Dostum, 15 Temmuz Gazisi, emekli emniyet müdürü Av. Fatih Eryılmaz bu konu ile ilgili sosyal medyasında hafızaları tazeleyecek bilgi paylaşmış;

“Gölge CIA olarak bilinen düşünce kuruluşu görünümlü istihbarat şirketi Stratfor’un bazı belgeleri Wikileaks tarafından sızdırıldığında öğrenmiştik TR705 kod’ un kim olduğunu.

1980 öncesi, Diyarbakır’da, eşi ve çocuklarıyla Dilan Sinemasına giden bir subay, ailesinin gözleri önünde vurularak şehit edilmişti. Bu terör eylemini yaptığı iddia edilen kişi, TR705 kod’un abisi Vildan Saim Tanrıkulu’ydu. Olay sonrası İsviçre’ye kaçırılmış, 6 Şubat 1993 tarihli resmi gazetede ise bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarılmıştı.

TR705 buralarda fink atarken abisi de Avrupa’daki PKK terör örgütü toplantılarında boy göstermeye devam ediyor.

Satıldın ey Türk milleti. Sana düşen hala nenni-nenni.”

 

 

 

İdeoloji mi festival mi?

Altın Safran Belgesel Film Festivali 27. Kez perde dedi.

Kuruluş hikâyesinin içerisinde bulunduğumuz, şimdilerde unutulsa bile hiçbir zaman katkısını unutmayacağımız Prof. Dr. Atilla Koca hocamızın fikir babalığını yaptığı festival, Elif köse ile birlikte bölücü örgüt severlerin platosu haline geldi adeta.

Bir sene açılan kitap fuarında yaşananlar, bu sene ki mansiyon ödülü, bir başka festivalde sahne alan sanatçının arka ekranında ideolojik bakışlarının sembol isimlerinin yer aldığı görüntüler neler oluyor sorusunu akıllara getiriyor.

Festival nerelerden ne ses getirmiş diye bakarken Agos Gazetesindeki haber dikkatimizi çekti.

Gazete haberine göre,

“Ulusal Belgesel Film Yarışması jüri üyeleri yönetmen Pelin Esmer, görüntü yönetmeni Uğur İçbak ve sinema yazarı Burak Göral’dan oluşan jüri, Rıza Oylum imzalı “Yerli Yurtsuz” belgeselini Jüri Özel Ödülü’ne değer gördü.”

Haberde filmin öyküsü “Dördüncü kuşak demir ustası Yervant Demirci’nin, Mardin’in Derik ilçesinde başlayan Ermenistan’a uzanan Türkiye ve Ermenistan’daki, Ermeni-Türk-Kürt kimliğinin karmaşık serüvenini anlatıyor.” Şeklinde tanımlanıyor.

Bakar mısınız şu işe?

“Ermeni-Türk-Kürt kimliğinin karmaşık serüvenini anlatıyor.” Muş film.

Akıllarından bölücülük hiç çıkmıyor.

Daha önce hatırlatmıştık, şimdi bir kez daha hatırlatalım.

Kimseniz, neci iseniz, beyin loplarınızın altında ne yatıyorsa, bilin.

Bilin, Safranbolu sizin ideolojilerinizden daha büyüktür.

Haa, bu arada bu film Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi’nde özel bir gösterimle izleyicilerle buluşacakmış 30 Haziran’da.

 

 

 

Çelik işçisinin çalınan hayatları

 

Bundan 16 yıl önce 18 Haziran 2010

Kardemir’de bir sendikal mücadele başlamış, iki sendika üye kayıt telaşında.

Çelik işçileri Anayasa ve yasalardan doğan haklarını kullanarak mevcut sendikadan istifa ediyorlar.

Araya patron giriyor.

Mevcut sendika lehine ne gerekirse yapıyor.

Hatta özel güvenlik görevlileri beraber mesai yaptıkları işçi arkadaşlarına biber gazı sıkıp, jop sallıyorlar. Geleceğini patrona bağlayan sendikacıların da baskısı ile o patron 18 Haziran 2010 günü bir telefon mesajı ile 29 işçinin iş akdini fesih ediyor.

Mevcut sendikadan kopuşlar arttıkça patron-sendika ikilisi işten attıkları işçi sayısını 350’nin üzerine çıkarıyor.

Sonrası, yeniden işe alınanlar, beyaz yakalıların üye kaydı ile sarı sendika kazanıyor.

O dramları anlatmaya kalksak sayfalar yetmez.

Fetöcü hakim ve bilirkişilerin yanlı tutumları, idareyi saymaya bile gerek yok.

Çok ocaklar söndü, çok yuvalar yıkıldı.

Sebep olanlara işten atılanlar haklarını helal etmediler.

Etmeyecekler biliyorum.

O günün destan yazanlarını isim-isim biliyoruz.

Hayatta kalanların alınlarından öpüyoruz.

Onlar yenilmediler kahpeliğe kurban gittiler.

Tarih elbet tashihini bir gün yapacak.

 

 

Önce mescidi açın sonra ağlarsınız.

 

Aman Allah’ım.

Bir dokunduk kısaca.

Meğer arı kovanına çomak sokmuşuz.

Muhatapları susmayı ve yancılarla dertlerini anlatmaya çalışmayı denerken gelen mesajlarla okulda yaşananları anlatmaya kalksak off off.

Karabük Üniversitesi Safranbolu Şefik Yılmaz Dizdar Meslek Yüksek Okulu’ndaki mescit ve tuvalet sıkıntısından söz etmiştik.

Sağa sola ağlamakla idarecilik yapılsa idi beşikteki bebe de idareci olurdu.

Birbiri ile görüşmeyen öğretim görevlileri.

Birbiri ile mahkemelik görevliler.

Gruplaşmalar.

Ne ararsan var?

İntihal iddiaları.

Çekememezlik.

İdareci ne için var?

Bu işlerde araya girmek çözmek kimin işi?

Başörtülü müdür bacım.

Yancılar üzerinden ağlayacağına işini yap işini.

Okulun elden gitmiş ne neyin derdindesin?

Bu arada rektör hocayı sorar gibisiniz?

O, üniversite üzerinden şehri  “Açık hava genelevi” ilan eden kibir abideleri ile kurdele kesme peşinde.

Allah kimseyi O’nun durumuna düşürmesin.

 

 

Mareşal Fevzi Çakmak Camisi

 

Hani yıkılan Atatürk İlkokulu’nun yerine merkez camisi yapılıyor ya?

İşte Cami için bir teklif.

Adı Mareşal Fevzi Çakmak Camisi olsun?

Neden mi?

Cumhuriyetimizi kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ile kurulan Türk Ağır Sanayiinin ilk fabrikası Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarını yer olarak seçen kişi olduğu için.

Bizden önermesi.

Kabul görür mü?

Görmeli bizce.

 

 

Yenice Değirmen Yanı

 

Yenice Değirmen Yanı olarak bilinen yakınında Alabalık Tesisi de bulunan bölgede köprü altında, yıllardır hem Yeniceli, hem de Karabüklü vatandaşların rahatlıkla girip, yüzebildikleri derede, daha önceki sellerden dolayı yıkılan köprünün kalıntı beton parçalarının derenin dibinde kalması nedeni ile yer yer zeminde çukurlar oluşmuş. Bu durumda güvenlik açısından ciddi manada risk oluşturmuş. Bu bölgeye gelen ziyaretçilerin ekonomik kriz nedeniyle gidebilecekleri, hem kendileri hem de,  çocuklarını serinletebilecekleri başka böyle bir alan yok.

Yenice’nin Ablası Birsen Yirmibeş;

“Bu alanda gerekli dere temizliğinin yapılarak doğal hali bozulmadan bir havuz olsun.

Derinliği 1 metreyi geçmeyen bir havuz hem daha güvenli olacak hem de orman yangınları için su ikmali konusunda çok fayda sağlayacak.

Özellikle yaz aylarında köylerde ciddi su sıkıntısı yaşanıyor genelde ormanlarda yaz aylarında yangın yaşanıyor. Buradan helikopterler bile su ikmali yapabilir.” Diyor.

Siz ne dersiniz?

Mantıklı önerilere de açık olmak lazım.

Yerel dinamiklerin fikrini değerlendirmek lazım değil mi?

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.