karabuk
İmsak 05:42
Güneş 07:06
Öğle 13:05
İkindi 16:18
Akşam 18:54
Yatsı 20:14
İftara kalan son --:--
Namaz Vakitleri
Karabük Postası tarafından
01 Mart, 2023 16:53 tarihinde yayınlandı
0
0
Okuma Süresi: 4dk

Kızılay, Kızılay’dan Para ile Çadır Alıyor

Türk Kızılayı Karabük İl Merkezi Başkanı Av. Cemalettin Yavaşçı, Şube olarak Deprem Bölgesinde yapılan çalışmalarla ilgili değerlendirmelerde bulunarak Kızılay ile ilgili yapılan eleştirilere de yanıt verdi. Yavaşçı, “Kızılay kamu bütçesi olan bir kurum değil, Kızılay’a bağlı işletmeler var. Bu işletmelerin karları dönem sonunda Kızılay’a aktarılıyor. Ayrıca Şube olarak bizde çadırları ücreti karşılığında Çadır Tekstil A.Ş.'den alıyoruz" dedi Kahramanmaraş Merkezli yaşanan deprem felaketinden sonra eleştirilerin odağında yer alan Türk Kızılayı Derneği'nin Karabük İl Merkezi Başkanı Av. Cemalettin Yavaşçı, Gazetemize yaptığı açıklamada, yapılan eleştirilerin bilgi eksikliğinden ve bazı kişilerin art niyetinden kaynaklandığını belirterek, şube olarak kendilerinin de ücreti karşılığında Çadır Tekstil A.Ş.'den çadır aldıklarını söyledi. Türk Kızılayı Genel Merkeziyle koordinasyon halinde Deprem Bölgesinde ellerinden geldiğince yardımlarda bulunduklarını ifade eden yavaşçı; " Afet Bölgemizdeki tüm çadırlarımızı stoklarımızla birlikte deprem bölgesine gönderdik. Bu yaklaşık 10 bin kişinin barınmasını sağlayacak çadırdır. Bu dışında nakdi bağışlar oluyor bunu da hemen Genel Merkezimize ulaştırıyoruz. Bunun dışında ayni bağışları da alıyoruz bölgedeki ekiplerle koordinasyon halinde olarak bunları da göndermeye çalışıyoruz ayrıca şubeye ait araçlarımızı bölgeye gönderdik Hatay'da çalışıyorlar. İki personelimiz ve üç gönüllümüz depremin başından beri bölgedeler. Bunun dışında birer hafta arayla gönüllü ekiplerimizi gönderiyoruz değişim yaparak. Bu çalışmalarımızı AFAD'la koordineli bir şekilde yürütüyoruz. Kızılay'ın Çadır Tekstil A.Ş. diye bir şirketi var bu şirkette çadır üretimi 24 saat kapasite arttırarak devam ediyor. Ayrıca Malatya'da bulunan Sistem Yapı A.Ş.'de konteynır ve prefabrik tarzı hafif yapılar üretiyor orada da 24 saat çalışılarak üretim devam ediyor. Bunlar AFAD koordinasyonunda yapılıyor" dedi. "KARABÜK'E 3 BİN 862 DEPREMZEDE GELDİ" Türk Kızılayı Karabük İl Merkezi Başkanı Av. Cemalettin Yavaşçı; deprem bölgesinden Karabük'e 3 bin 862 depremzedenin geldiğini belirterek, "Depremzede vatandaşlarımız İlimize gelmeye devam ediyor. Bunlardan 427'si Kredi Yurtlar Kurumunda kalıyor onun dışındakilerin akraba bağlantısı oluyor, bir tanıdığının yanında misafir olarak kalıyor kira istemeden de evlerini tahsis eden vatandaşlarımız oluyor. gelenler öncelikle Valiliğe giderek kayıtlarını yaptırıyorlar orada kaydı olanların teyidini yaptıktan sonra elimizden gelen yardımı yapmaya çalışıyoruz. Kızılay Butiğimiz var buradan kıyafet yardımımız oluyor, elimizden geldiğince gıda yardımı da yapmaya çalışıyoruz bizim normal zamanlarda yardımlarımız devam ediyor ancak şu anda depremzedelere öncelik veriyoruz" dedi. "KIZILAY ULUSLARARASI ŞEFFAF BİR KURULUŞ" Kızılaya yapılan eleştirilere de değinen Başkan Yavaşçı, bu eleştirilerin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını belirterek, "Genel Başkanımız da ulusal basına çıkıp anlatmaya çalışıyor. Kızılay uluslararası bir yardım kuruluşu, uluslararası akreditesi olan bir yardım kuruluşu. Biz makbuz karşılığı bağış alıyoruz o makbuzun geliri varsa giderini de göstermek zorundayız yani bu hesaplar açık, şeffaf ve denetlenebilir durumda . Bunun ötesinde uluslararası akreditasyona sahip olabilmek için Kızılay iki bağımsız uluslararası denetim kuruluşu tarafından da denetleniyor yani Kızılay şeffaf bir kuruluş" dedi. "ÇADIRLARI BİZ ŞUBE OLARAK KIZILAY ÇADIR TEKSTİL A.Ş.'DEN ÜCRETİ MUKABİL ALIYORUZ" Kızılay Karabük Şubesi olarak kendilerinin de Kızılay Tekstil Aş:'den ücreti karşılığı çadır aldıklarını ifade eden Yavaşçı; "Kızılay gelirlerini malum taşınmazları var, kira gelirleri var, normal zamanlarda personel giderleri gibi cari giderler bunlardan karşılanıyor. Bağışçıların bağış olarak verdiği yardımlar zekat dendiyse zekat olarak doğrudan ihtiyaç sahibi vatandaşa ulaştırılıyor. Bu öz kaynaklarımızın dışındaki gelirlerimiz de Kızılayın bünyesinde 11 şirket var bunlardan elde ediliyor. Bizim şubemize lazım olacak organizasyonlarda kullanacağımız çadırları biz şube olarak Kızılay Çadır Tekstil A.Ş.'den ücreti mukabil alıyoruz. Bu niye öyle oluyor şirketlerin olduğu gelir getiren bir kısım var bir dernek kısmı var Kızılay Genel Başkanımızın başında olduğu. Bu iki yapı içindeki şirketler kar amaçlı kurulan ticari şirketler. O bütçe disiplinini sağlamak için üç tane sana vereyim, beş tane sana vereyim diyerek ticari şirketi ayakta tutamazsınız. Bu bütçe disiplinini sağlamak için dediğim gibi biz dahi para ile alıyoruz. Onun ötesinde maden sularını dahi biz para ile alıyoruz. Bunların yıl sonu karları oluyor bu karlar açıklanıyor ve Türkiye Kızılay Derneğinin faaliyetleri için Derneğe aktarılıyor. Öz kaynaklarımızın dışında bu şirketlerimizin gelirleri de gerekli oluyor. Bunlar niye gerekli oluyor ekonomik kriz olduğu zaman ihtiyaçla sahiplerinin sayısı artıyor ve bizim daha fazla yardım yapmamız gerekiyor ama aynı paralelde bizim bağışçılarımızın da ekonomik durumu düşüyor yani bu durumda bizim öz kaynaklarımızın sürdürülebilir olması için de ayrıca gelirlere ihtiyacı var. Bizim her şeye hazırlıklı olmamız lazım. Biz her zaman her türlü afete hazırlıklıyız. Şu anda deprem bölgesine yoğunlaştığımız için 1080 çadırımız vardı 1079'unu deprem bölgesine gönderdik şu an elimizde yok ama en kısa zamanda Çadır Tekstil A.Ş. bunları temin ediyor üretimini yapıyor, hemen depoları, stokları dolduruyor" diye konuştu. "BAĞIŞLARIMIZ HİSSEDİLİR DERECEDE DÜŞTÜ" Son günlerde yaşanan tartışmalar nedeniyle bağışların hissedilir derecede düştüğü bilgisini veren Yavaşçı; "Bizim son günlerde yaşanan tartışmalar nedeniyle bağışlarımız kesilmedi ama hissedilir derecede azaldı. Basında yer alan haberin bize zarar verdiğini düşünüyorum, bazılarının da art niyetli olduğunu düşünüyorum. Eskiden beri belirli bir yaşın üzerindekiler Kızılay kara gün dostudur ifadesini ilkokuldan itibaren öğrenirler böyledir de gerçekten Kızılay hepimizin Kızılayı sadece bizim değil" dedi. "KIZILAYDAN MAAŞ ALMIYORUZ " Kızılay'ın gönüllük esasına göre çalıştığını belirten Yavaşçı, kendisinin ve yönetim kurulu üyelerinin Kızılay'dan maaş almadıklarını ifade ederek, "Kızılay gönüllülükle çalışır. Bizler Kızılay'dan bir maaş almıyoruz. Ben Avukatım iaşemizi mesleğimizi yaparak karşılıyoruz Kızılay'dan hiç bir ücret almıyoruz, Yönetim Kurullarımız da almıyor. Şubemizde Karabük'te 4 personelimiz var, Safranbolu'da da 1 personelimiz var toplam 5 personelimiz var. Ayrıca, 17 tane kan merkezi personelimiz var bunlar doktor ve hemşireden oluşuyor. Bunlar şubemizden maaş almıyorlar Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı oldukları için maaşlarını oradan alıyorlar" dedi. "KIZILAY ULUSLARARASI YARDIM KURULUŞLARI ARASINDA ZENGİNLİKTE 8. SIRADA" Kızılay'ın Uluslararası yardım kuruluşları arasında zenginlik sıralamasında 8. sırada, hane halkında kişiye ulaşma ve mağdur insanlara ulaşma anlamında da birinci sırada olduğunu söyleyen Yavaşçı; "Bunun dışında bir afet olduğu zaman 100 kişi hemen bulabiliriz bunu da gönüllülük esasına göre yapıyoruz . Genç Kızılay Teşkilatımız bu konuda aktiftir ciddi bir destek sağlıyorlar. Uluslararası yardım kuruluşları arasında zenginlik sıralamasında Kızılay 8. sırada. Ama hane halkında kişiye ulaşma ve mağdur insanlara ulaşma anlamında birinci sıradayız. Bu aradaki fark gönüllülükten kaynaklanıyor. Birinci sıradaki Danimarka Kızılhaçı 100 kişiyle bir faaliyette bulunması gerekiyorsa yüzüne de maaş vermesi gerekiyor biz burada sadece 5 kişiye maaş veriyoruz 95 kişi gönüllü olarak bu işi yaptığı için, personel gideri azaldığı için biz 8. sırada zenginlikte olmamıza rağmen yardım faaliyetleri konusunda birinci sıradayız" şeklinde konuştu. (Nurettin Acar) https://www.youtube.com/watch?v=MmuwzXwzpxM&t=11s
Bizi sosyal medyadan takip edin
Bu haberin kategorisini takip et:
peridilbaz
Avatarı
Peri Dilbaz
08 Mart, 2026 12:21 tarihinde yayınlandı
0
0
Okuma Süresi: 2dk

Yarış Değil Yolculuk: Okumayı Öğrenen Çocuğa Nasıl Yaklaşmalıyız?

İlkokulda Yarış Değil, Gelişim Olmalı

Okuma yazmayı öğrenmek, bir çocuğun hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Ancak son yıllarda bu doğal öğrenme sürecinin giderek bir rekabet alanına dönüştüğünü görmek düşündürücü. Daha hızlı okuyan, daha çok kitap bitiren ya da sınıfta “en iyi okuyan” olarak öne çıkarılan çocuklar üzerinden kurulan kıyaslama dili, farkında olmadan diğer çocuklar üzerinde psikolojik bir baskı oluşturabiliyor.

Oysa pedagojik açıdan bakıldığında öğrenme, özellikle ilkokulun ilk yıllarında bireysel bir gelişim sürecidir. Her çocuğun öğrenme hızı, dikkat süresi, bilişsel gelişimi ve motivasyonu farklıdır. Bazı çocuklar okumayı kısa sürede akıcı hale getirirken, bazıları için bu süreç biraz daha zamana yayılabilir. Bu farklılık bir eksiklik değil, gelişimin doğal bir parçasıdır.

Çocukların birbirleriyle kıyaslanması ya da “daha çok çalışması” için zorlanması çoğu zaman beklenen sonucu vermez. Aksine, çocukta kaygı, yetersizlik duygusu ve öğrenmeye karşı isteksizlik oluşturabilir. Öğrenme psikolojisi bize açıkça gösteriyor ki kaygı arttıkça öğrenme performansı düşer. Çocuk kendini güvende ve kabul edilmiş hissettiğinde ise öğrenme çok daha sağlıklı ilerler.

Bu noktada hem öğretmenlere hem de ebeveynlere önemli bir görev düşüyor: Çocuğun hızına saygı duymak. Dün bir kelimeyi heceleyerek okuyan bir çocuğun bugün aynı kelimeyi daha rahat okuyabilmesi bile önemli bir ilerlemedir. Çocuğun kendi gelişimini fark etmesi, dışsal rekabetten çok daha güçlü bir motivasyon kaynağıdır.

Peki çocukları okumaya nasıl teşvik edebiliriz? Öncelikle okumanın bir görev değil, bir keşif olduğunu hissettirmek gerekir. Evde birlikte kitap okumak, hikâyeler üzerine sohbet etmek, çocuğun ilgi alanına uygun kitaplar seçmek ve küçük başarılarını fark edip takdir etmek bu sürecin en güçlü destekleridir.

Unutulmamalıdır ki eğitim bir yarış pisti değildir. Çocuklar birincilik için değil, hayatı anlamak için öğrenir. Onlara verebileceğimiz en değerli şey ise hız baskısı değil; meraklarını besleyen, güvenli ve destekleyici bir öğrenme ortamıdır.

Çünkü okumayı sevdirilen bir çocuk, yalnızca harfleri değil; dünyayı da okumaya başlar.

Çocuklar okuma yazmayı öğrenirken aslında sadece harfleri birleştirmeyi değil, kendileriyle ilgili bir inanç da geliştirirler: ‘Ben yapabilirim’ ya da ‘Ben yetersizim’. Bu inancın nasıl şekilleneceği ise yetişkinlerin yaklaşımına bağlıdır. Eğer eğitim sürecini bir yarışa dönüştürürsek kaybeden sadece çocuklar değil, öğrenme sevgisi olur. Oysa bir çocuğun merakını koruyabilmek, hızlı okutabilmekten çok daha büyük bir başarıdır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.