Karabük Postası tarafından
16 Eylül, 2015 07:45 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 4dk
Yorum: 0

KATSO’da 13. Sanayi Kongresi Hazırlığı

KASTAMONU İstanbul Sanayi Odası ev sahipliğinde bu yıl 13’üncüsü düzenlenecek olan ve toplam 13 odanın işbirliği ve paydaşlığında gerçekleştirilecek olan ’Sanayi Kongresi’ ile ilgili ön paydaş toplantısı Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası’nda (KATSO) gerçekleştirildi. “Vasatlıktan Çıkış İçin İnsan ve Kültür” temalı kongrenin bu yılki sloganı “Geleceği Birlikte Kuralım” oldu. Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen paydaş ön değerlendirme toplantısına İstanbul Sanayi Odası Başkan Danışmanı ve Kongre Program Komitesi Üyesi Zülfü Dicleli ve İSO Endüstriyel Strateji Şubesi Müdür Yardımcısı Hakan Çoban’ın yer aldığı İSO heyeti yanı sıra, KATSO Başkan Selçuk Arslan, KATSO Meclis Başkanı Kadir Tonbul, SFC Entegre Orman Ürünleri Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Gülamoğlu, KUZKA Genel Sekreteri Ramazan Çağlar, KOSGEB Kastamonu İl Müdürü Nevzat Erol ile davetliler iştirak etti. Toplantıda kongre ile ilgili detaylı bilgiler veren İSO Endüstriyel Strateji Şubesi Müdür Yardımcısı Hakan Çoban, “13. Sanayi Kongresi çok sayıda sanayi ve ticaret odalarının iş birliğiyle interaktif ve kapsamlı bir platforma dönüşüyor. Kongre’de, Serbest Kürsü Çalıştayları: Şimdi Sıra Sende bölümünde yapılacak eş zamanlı oturumlar için İstanbul Sanayi Odası ve 13 oda, kongre öncesinde, her odanın bulunduğu kentte ön paydaş toplantısı yapıyoruz” diyerek kongrenin planlaması ve devam eden hazırlık süreçleri hakkında bilgi verdi. Çoban, ayrıca Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası ile işbirliğinden memnuniyet duyduklarını belirtti. İstanbul Sanayi Odası Başkan Danışmanı ve Kongre Program Komitesi Üyesi Zülfü Dicleli ise, dünyanın 6’ıncı kez yok oluş sürecine girdiğini ifade ederek, “Dünya, şimdiye kadar 5 kez yok oluş süreci yaşadı. Şu anda 6’ıncısını yaşıyoruz. Doğa, deniz, hayvanlar, insanların istediği gibi yavaş yavaş yok ediliyor. Bunun önüne geçmek ve farkındalık oluşturmak istiyoruz” dedi. Fosil yakıtlarının ve türevlerinin yakarak salınan karbon miktarının atmosferin yok edilme kapasitesini aşmış durumda olduğuna dikkat çeken Dicleli, “Atmosfer bu salınan karbonu yok edemiyor. Bu salınan karbonların çoğu da birikiyor. Biriktikçe sera etkisi denilen bir etki yapıyor yani yeryüzündeki güneş ışınları tekrar uzaya geri dönmüyor böylece atmosfer ısınıyor. Isındıkça iklim değişiyor. Böyle devam ederse hayat sürdürülemez hale gelir. Artık dünya da buna dair kısa süre öncesine kadar inkâr edenler vardı fakat şimdi genel bir ittifak var. Buna geçtiğimiz aylarda bilim adamlarının ispatladığı bu gerçeklere önce Vatikan Katolik kilisesi Papa katıldı. Ardından İstanbul’da temmuz-ağustos ayında dünya İslam iklim konferansı toplandı. Bütün İslam âlimleri toplandı. Bunun sebebi insandır yani insanın yaptığı faaliyetlerdir. İnsanın belirli şeyleri değiştirmesi lazımdır. Sürdürülebilirlik meselesinin özü budur” diye konuştu. İlk olarak insanların tabiata bakış açılarını değiştirmeleri gerektiğini söyleyen Zülfü Dicleli, “Tabiatı hoyratça kullanabileceğimiz, kendi ihtiyaçlarımız, çıkarlarımız, hayallerimiz için istismar edebileceğimiz bir şey olarak aldık hep. Ama bunları yaparken tabiatı hiç dikkate almadık. Tabiat şimdi intikamını almaya başlıyor. Doğa dediğimiz şey akışlardan ibaret. Hava akışı, su akışı, elektro manyetik akışlar şeklinde hep akışlar var. İnsan kendi faaliyetleri için bu akışların önüne hep engel oluşturuyor. Yine insanın faaliyetleri sonucu biyo çeşitlilik dediğimiz canlı türlerinin çeşitliliği azalıyor, süratle yok oluyor. Doğanın değişimi sonucu insanlık tarih boyunca 5 büyük yok oluş yaşadı. Fakat şimdi bir 6.sı ile karşı karşıyayız ki birçok bitki ve hayvan türü 6. Büyük yok oluşa doğru gidiyor. Türler azaldıkça tek tür haline geldikçe sakat hale geliyor. Burada ilk başlanan şey tüm dünyada da ele alınan önce bu fosil yakıtları azaltma hareketi başladı. İnsanın petrol, kömür, doğalgaza bağımlılığını azaltmaya çalışmak bunların yerine güneş, su ve rüzgar enerjisini kullanmaya yöneltmeye başlandı. Bu anlamda son yıllarda hızlı gelişmeler oluyor. Ekonomik açıdan da karlı olduğu görüldü. Almanya bu anlamda çalışmalar yaparak bütün nükleer santrallerini kapattı. Şu anda yüzde 35 civarında çıkartığı yenilenebilir enerji kaynaklarını. Artık dünyada da böyle bir algı oluşmaya başladı” şeklinde konuştu. Aralık ayında Paris’te bir konferansın düzenleneceğini aktaran Dicleli, şunları kaydetti: “Bütün dünyada ki büyük devletler, sivil toplum kuruluşları, şirketler hepsi bir araya gelecekler ve kalıcı bir takım önlemleri pekiştirecek kararlar alacaklar. Çin ve Amerika arasında geçtiğimiz dönemde bu karbon kullanımını azaltmaya yönelik bir anlaşma yapıldı. Çünkü iki ülkede dünya da en çok karbon üreten ülkeler. Türkiye’ye baktığımız zaman hızlı bir şekilde yenilenebilir enerjinin kullanımının arttırılmasının ciddi halde ele alınması gerekiyor. Bu işin ilk ayağıdır. İkincisi devraldığımız üretim teknolojileri, dünyadaki ağır basan alışkanlıklar, üretme şekillerimiz bizzat zarar veren tarzlar. Bunlar hem çevreyi kirletiyor hem de sürekli atık yaratıyor. Yani atık üreten bir ekonomimiz var bizim. Üstelik sadece üretim değil tüketimde de atık üretiyoruz. Tüketimin moda haline gelmesiyle sürekli atık üretiyoruz. Bu atık dönüşerek doğal kaynaklara zararlı hale geliyor ve kaynak israfına yol açıyor.” “Üretim tarzında köklü değişiklikler oluyor” diyen Dicleli, şunları söyledi: “Ülke ekonomilerinde önce bütün bunlara önlem olarak dendi ki önce geri dönüşüm ekonomisi başlatalım. Yani bu zararlı atıkların tekrar ekonomiye kazandırılmasına yönelik yeni geri dönüşüm ekonomileri gelişmeye başladı. Yeni gelişmeler ortaya çıkmaya başladı buna ‘döngüsel ekonomi’ deniliyor. Şimdiye kadar ki ekonomi doğrusal ekonomi yani hammadde, ürün, tüketim ve mezara gidiyordu. Şimdi ise tüketilen üründe yeni bir ürün elde etme amaçlanıyor aynı tabiat gibi. Çünkü tabiatta atık diye bir şey yok. Aynısını insan ekonomisi de taklit edebilir ve bunun için büyük çabalar başladı. Yavaş yavaş bizim ülkemizde de bunlar tartışılmaya, araştırılmaya başlandı. Bunun yanı sıra paylaşım ekonomisi diye kavramlar ortaya çıkmaya başladı. Yani fazla olan bir şeyi başkasına kullandırma. Ne güzel ki şimdi internet sayesinde insanlar bu tür örgütlenmeleri kendi aralarında makamlar olmadan yapabiliyorlar. Çok basit şekilde bu tür tasarruf faaliyetleri, dayanışma faaliyetleri örgütlenebiliyor. Şimdi deniyor ki burada bir bozukluk var. Siz başta bir faaliyet yapıyorsunuz. Bu faaliyet aslında zarar da veriyor belli şekilde. Fakat sonra bu paranın bir kısmı bu verdiğiniz zararı azaltmaya harcıyorsunuz. Tüm dünyadaki firmaların toplamını alırsak çünkü bütün bu olanlar insan faaliyetlerinin sonucu oluyor. Baştan zarar vermemeye amaçlasak, en baştan 0 zararlı ekonomi ile başlasak insanlara, çevreye hiç zarar vermeyen ekonomiler kursak baştan sonuçta bu tür zararlar olmayacak”

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
İlyas Erbay tarafından
29 Ocak, 2026 14:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

TÜRKİYE’NİN AFRİKA AÇILIMINDA KARABÜK ÜNİVERSİTESİNİN ÖZEL MİSYONU

Afrikanın uranyum, altın, elmas, petrol, demir, kömür, doğalgaz, fosfat gibi değerli madenleri tüm emperyal güçlerin ilgisini çekiyor. Sahadaki aktörler; ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa gibi ülkeler.

Türkiye'nin Afrikadaki konumu ise çok daha farklı!
Türkiye kendi tarihi tecrübesini, siyasal ve kültürel birikimini, sahip olduğu olanak ve kaynakları karşılıklı güven ve yarar temelinde bu ülkelerle paylaşıyor.
Ülkemize olan güven bu nedenle hergeçen gün daha da artıyor. Afrikalı liderlerin sık sık ülkemizi ziyaret ettiklerine tanık oluyoruz.

Geçtiğimiz Salı günü Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu ülkemize resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. İki ülke arasında tam 9 anlaşma imzalandı. Tinubu ülkemize duyduğu güveni ve minnet duygularını sık sık samimiyetle ifade etti. Batının sömürüsü ve zulmü altında ezilen bu mazlum devletler için en güvendikleri ülke Türkiye

Dünyanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahip Afrika ülkeleri bu madenleri kendileri işleyemiyor. Zaten sömürü de burada başlıyor.
Zengin yeraltı kaynaklarına sahip Afrika 19. yüzyılın sonlarında, Fransa, İngiltere, Hollanda gibi Avrupa. ülkeleri tarafından sömürülmeye başladı.

Fransa, her yıl Afrika’dan yaklaşık 500 milyar dolar temin ettiği bu sömürge sistemi olmadan ayakta durmaya henüz hazır değil. Afrika'daki bu değişim en çok Fransayı rahatsız ediyor.
Nihayet, Afrikalı liderler, sömürgeci ülkelere isyan bayrağını açtı.
"Elinizi gırtlağımızdan çekin! Yeter artık" demeye başladılar.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Kongo ziyaretinde, Devlet Başkanı Felix Tshisekedi tarafından azarlanmıştı.

Afrikanın yetişmiş, eğitimli insan gücü yok. Bunu gören ve iyi değerlendiren Türkiye işte bu yüzden üniversitelerinin kapılarını Afrikalı öğrencilere sonuna kadar açtı.
Sanayi şehri Karabük'te 2007 yılında kurulan Karabük Üniversitesinde (KBÜ) bugün 52 bin öğrenci eğitim görüyor. Üniversitedeki 12 bin yabancı öğrencinin yarısı Afrikadan. 19 yılda onbinlerce Afrikalı öğrenci mezun olup ülkelerine döndü. Sayı her geçen yıl artıyor. Bu öğrencilerin en çok ilgi duydukları alan mühendislik.
Yeri gelmişken KBÜ Kurucu Rektörü Prof.Dr. Burhanettin Uysal'ı rahmetle anıyorum. Ruhu şâd olsun. Emekleri unutulmaz. Burhanettin hocayı bugünlerde çok arıyoruz! Tüm Karabüklülerin ve bölge halkının sevgisini kazanmış, gönüllerde taht kurmuş değerli bir bilim insanı idi. Önemli ve kıymetli olan da budur. Zordur bazı makamların hakkını vermek!

Karabük Üniversitesi başta olmak üzere, ülkemizdeki tüm üniversitelerden mezun olan Afrikalı genç mühendislere ülkelerine döndüklerinde çok iş düşecek.
Afrika Açılımı politikamızda Karabük Üniversitesinin rolü çok büyük. 2023 yılında bu konuya dikkat çeken bir makale yazmıştım. Bugün geldiğimiz noktada bu politikamızın ne kadar isabetli ve başarılı olduğunu görmek beni mutlu ediyor.
Anadili gibi, mükemmel derecede Türkçe konuşan bu gençler ülkelerine döndüklerinde devlette çok önemli görevlere geliyorlar. Bakan olanlar bile var. Üniversiteyi Türkiye’de okuyan Somali Adalet Bakanı son kabine değişikliği ile Savunma Bakanı olmuştu.

Kıta ülkeleriyle ilişkilerimiz son yıllarda büyük ivme kazandı. Afrika açılımı ile Türkiye'nin kıtayla ticaret hacmini 50 milyar doların üzerine çıktı. Türk Hava Yolları, Afrikada 40 in üzerinde ülkeye uçuyor. Kara kıtanın bu mazlum insanlarını dünya ile buluşturuyoruz. Her geçen, gün kültür ve dostluk bağlarımız daha da kuvvetleniyor.

Ülkemizde eğitim gören Afrikalı öğrenci sayısı hızla artıyor. Afrika açılımının bana göre en önemli ayağı budur. En genç üniversitelerimizden olan Karabük Üniversitesi bu konuda başı çekiyor. Zaman zaman karşılaştığım bu sıcak kanlı gençlerle sohbet ediyorum. Ülkemize duydukları güven ve minnet gözlerinden okunuyor. Ülkemizde eğitim gören her Afrikalı ögrenci bizim kıtadaki gönüllü kültür elçilerimiz.

Türkiye Afrika'daki sömürü düzenine çomak sokmuştur. Ülkemizin Afrika açılımı politikası meyvelerini vermeye başladı diyebiliriz. Bu derin politika, kesinlikle stratejik bir başarıdır, kararlılıkla sürdürülmelidir.

İlyas Erbay

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.