Devre arasında maliyeti yüksek oyuncularla yollarını ayırıp yaptığı transferlerle adeta yeni bir kadro oluşturan Kardemir Karabükspor ara transfer döneminin zirvesinde yer aldı.
Sezona büyük umutlarla giren ve ardından yaşadığı mali sıkıntılar nedeniyle bu sezon oldukça zor günler yaşayan Kardemir Karabükspor, ara transfer döneminde kadrosunda bulunan 14 oyuncu ile yollarını ayıran kırmızı – mavili ekip 13 yeni oyuncuyu da kadrosunu kattı.
Süper Lig tarihinde en kötü sezonunu yaşayan Karadeniz temsilcisi 19 haftada topladığı 9 puan ile ligin dibine demir attı. Bu sezon ligin 2. haftasında sahasında Medipol Başakşehir’i 3-1 ve 8. haftasında Kayserispor’u 1-0 yenen Kardemir Karabükspor, daha sonra üst üste oynadığı 11 karşılaşmadan da galibiyet alamadı. Gençlerbirliği, Aytemiz Alanyaspor ve Trabzonspor’dan birer puan alabilen Karabükspor, 14 maçla ligin en çok kaybeden ve 14 golle de en az gol atan takımı konumunda bulunuyor.
Kadrosunda bulunan yüksek maliyetli futbolcularla yollarını ayırmak zorunda kalan Karabükspor dün gece itibari ile son bulan ara transfer döneminde kadrosuna kattığı ve gönderdiği oyuncular ise şu şekilde:
Gelenler: Özgür Yılmaz (Giresunspor), Furkan Kaçar (Sultanbeyli), Antın Kravchenko (Olimpik Donetsk), Cem Özdemir (Sivasspor), Marius Alexe (Aris Limassol), Leandrinho (Sivasspor), Yusuf Akbulut (Batman), Alican Karadağ (Kastamonuspor 1966), Murat Akın (Sakaryaspor), Ahmet Karadayı (ASV Geel), Herve Kage (Kortrijk), Ergin Keleş (Sivasspor) ve Adam Stahl (Norrby)
Gidenler: Serdar Deliktaş (Gazişehir), Dany (Akhisar), Valerica Gaman (FCS Bucuresti), Gheorghe Grozav (Bursaspor), Andre Poko (Göztepe), İlhan Depe (Kasımpaşa), Yatabare (Konyaspor), Paul Papp (Sivasspor), Yevhen Seleznyov (Akhisar), Barış Başdaş (Alanyaspor), Ceyhun Gülselam (Osmanlıspor), Ahmet Şahin (Giresunspor), Gabriel Torje (Akhmat Grozny) ve Cristian Tanase (FCS Bucuresti).


Karabükspor, transferin zirvesinde yer aldı
ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.
Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.
Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.
Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:
1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.
2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.
3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.
4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.
5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.
6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.
Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.
İlyas Erbay


