Trabzon ile Gümüşhane sınırında yer alan Gümüşhane’nin Kürtün ilçesi Özkürtün Beldesi sınırları içerisindeki Kadırga Yaylası’nda Fatih Sultan Mehmet Han’ın Cuma namazı kıldırdığı çatısı olmayan açık hava cami karlı görüntüsü ile dikkat çekiyor.
Yaz aylarında yaylacılık kültürünün yaşatıldığı ender bölgelerden olan ve denizden 2 bin 300 metre yüksekte olan Kadırga Yaylası’nda kubbesi ve çatısı olmayan camiyi görmeye ve Cuma namazı kılmaya her yıl binlerce vatandaş geliyor. Bazı doğa tutkunları da kah kış aylarında karlı yolları aşarak kah bahar mevsiminin yaklaşması ile yayla yollarının açılmasını fırsat bilerek yaylanın yolunu tutuyor.
Kadırga Yaylası’nda 565 yıl önce Trabzon’u fethe giderken arkadaşı Kadir Ağa’yı ziyaret etmek için buraya uğrayan ve bu caminin yapılmasını emrederek ordusuyla birlikte namaz kılan Fatih Sultan Mehmet Han tarafından yaptırılan ve dünyada az sayıda örneği bulunan üzeri açık cami kar altındaki görüntüsü ile ilgi çekiyor.
Yaylaya adını veren Kadir Ağa’nın mezarının da bulunduğu Kadirkaya’nın yamacında kurulu ve etrafında onlarca obanın yer aldığı Kadırga yaylasına Gümüşhane, Trabzon ve Giresun illerinden yaz aylarında yoğun talep oluyor.
Yaylanın etrafında Şahmelik, Çatma, Minarlı, Oğuz, Aktaş ve Ören gibi çok sayıda oba bulunuyor.
Yayla tutkunları yaz aylarında olduğu gibi kış aylarında da bu yaylaya çıkarken, doğa tutkunlarından Muhammet Uludüz yaylaya çıkarak dron ile karlı zirveleri görüntüledi. Kadırga Yaylası, civar obalar ve 25 yıl önce yapılan açık camiye ayrı bir güzellik katan ikiz minarelerin kar beyazı görüntüsü görenleri mest etti.


Kadırga Yaylası’ndaki üstü açık camiden kar manzaraları
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

