GÖRDÜK İŞİTTİK SÖYLÜYORUZ
Çocuklarımızın bayram coşkusu ve Karabük'teki yerel kutlamaların sönüklüğü üzerine yazılan köşe yazısında, Atatürk'ün mirası ve milli bayramların önemi vurgulanıyor.
YAŞAYIN COCUKLAR
Çocuklar, bizim çocuklar.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün demokrasinin tecelli yeri TBMM’ni açtığı günü armağan ettiği çocuklar.
29 Ekim günü kapı çaldı.
Açtık, pırıl-pırıl iki kız çocuğu, ağız birliği ile “Bayramınız kutlu olsun.” Dediler.
Aha dedim Mustafa Kemal’in çocukları.
Yüz kusur yıl önce bilmiş vallahi.
Nasıl bir öngörüdür Ya Rabbi?
Geleceğimizde onlar olacak.
Ümit ne güzel şey?
Var olun çocuklar, çok yaşayın e mi?
Ya sizleri yetiştiren anne babalar?
Sizler de çok yaşayın.
SINIFTA KALDIK
Karabük sınıfta kaldı.
Kutlamalar suyuna tirit.
Caddelerde ay yıldızın gölgesi yok.
28 Ekim’de gerçekleştirilen resepsiyonda ruh yok.
Katılanların çoğunluğu sanki silah zoru ile getirilmiş gibi.
Yüzlerde yalancı maskeler.
Hava muhalefeti nedeni ile küçücük salona sığdırılan olmasa da olur türünden bir tören.
Yapmayın beyler.
Uyumayın ağalar.
Bu ruhsuzluk atalet getirir.
Öğrenciliğimden başlayarak, meslek hayatımın ilk yıllarından, son birkaç yıla kadar yaşadığımız Milli Bayramları arıyoruz vallahi.
Günlerce yapılan hazırlıkları, pıtır-pıtır atan vatan yürekli çocuk ve genç kalpleri.
Çok önceleri Hürriyet Caddesinde, sonraları stadyum ve zaman-zaman Atatürk Anıtında hınca hınç dolu tribünlere yapılan geçitleri.
Geceleri fener alayları, havai fişek gösterilerini özlüyoruz yahu.
Kutlamak zor olmasa gerek.
Programlamak uzun sürmese gerek.
Yapamıyorsanız biz sivil inisiyatifle ruhları canlandıran törenleri yaparız.
Ha yaparız.
Billahi yaparız.
Türklük ruhu ya hu.
Dünyaya kafa tutan milletin diriliş ruhu ya hu.
Eskiden tıkır-tıkır işleyen sistemi de bozdunuz.
Ne diyelim başka?
İKİ BAŞKAN BİR İNŞAAT
Merak bu ya?
Bizimkisi toplum çıkarlı olanlardan.
Yoksa biliriz ki fazla merak can sıkar.
Bilsen de sıkar, bilmesen de.
İki karar bir ruhsat var ortada.
İki ayrı da belediye yönetimi.
Şu Atatürk Bulvarındaki hastanenin karşısında başlayan ticari inşaat.
Bir vatandaş Rafet Vergili’nin Belediye Başkanı olduğu dönemde buraya bir proje yapmış ve bu proje için izin çıkmamıştı.
Aradan yıllar geçti.
Yönetim değişti, ruhsat isteyen de.
Trafiğin yoğun olduğu bir mahalde, araç deresinin yüksek bir debi ile viraj aldığı ve suyun inşaatın yapıldığı yerin altını oyduğu tepecikteki inşaat?
Birinci derecede deprem bölgesi olan ilimizde buraya nasıl ruhsat verildi?
Neye göre ruhsat verildi?
Burada başlayacak hayatın meydana getireceği araç trafiğinin akışı nasıl sağlanacak hesaplandı mı?
Allah muhafaza olası bir olumsuzlukta kötü faturanın sahibi kim olacak?
Merak işte.
Bizim merakımız birilerine hatırlatma oldun.
Belediye aynı belediye, teknik adamlar aynı adamlar.
Başkanlar farklı.
Haa, hiçbir şey de olmayabilir teknik açıdan.
O zaman ruhsat vermeyen Vergili’ye ayıp.
Şimdi bu ruhsatı veren belediye yönetimi de ruhsatı keserken neye baktı acaba?
Biz bakanlık zannediyorduk belediye imiş ruhsat veren.
Biz merakımızla yine de kötüyü çağırmayalım değil mi?
8 KASIM SARSILMAZ İRADEDİR
Pazar günü 8 Kasım.
Karabük halkının iradesine el koyduğu, zamanın hükümetine de “Sizin dediğiniz gibi değil.” Dediği gün.
Dayanışma nasıl olurmuş?
Birliğin daniskasını yaparız.
“Hayatı durdururuz siz sadece bakarsınız.” Denilen gün.
O günü yaşayan bilir.
En küçüğünden, en büyüğüne caddeleri dolduran, okulları boşaltan, trafiği durduran çelik yürekleri ile Karabük için kenetlenmiş insanların iradesinin netliğidir 8 Kasım.
Hükümete geri adım attıran bu direnişe karşın, ortadaki pastadan pay kapaya çalışan ağzı salyalı sırtlanların da sahaya çıktığı ve zaman zaman hüküm sürmesine neden olduğu gündür 8 Kasım.
8 Kasım birlikteliğinden korktular.
Onun için unutturmaya çalışıyorlar.
En azından biz 8 Kasım Eylemleri nedeni ile yargılanan birisi olarak hatırlatmaya çalışacağız.
Şimdi bakmayın eski Kahramanmaraş belediye başkanının ve bazı eski milletvekillerinin maaş alsınlar diye yönetim kurulunda olduklarına.
Bakmayın emanetçilere.
Çelik işçisinin ve Karabük halkının ayranını kabartmayım.
Selam olsun o günün çelik işçisine, şehir meclisine, topyekün Karabük Halkı’na.
İYİ FONLAMIŞLAR
Fon vurgununa değinemiyoruz gündemin yoğunluğundan.
Saadet partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan akıllarda kalacak ve kimsenin aklına gelmeyecek bir kıyaslama ile konuya dikkat çekti.
Arıkan;
“Hz. İsa’nın doğumundan bu güne kadar her gün bir milyon para harcanmış olsaydı 2026 yılından bahsediyorum bakın 739 milyar 490 milyon lira yapıyor. Bakın ilk gün 800 milyar fon yolsuzluğundan bahsetmişlerdi.” Dedi.
Alın size hesap.
Bürokratlar tutuklanıyor arkası da gelecek bir ama tahminimizce tepeye ulaşmadan.
AKP’nin ballı siyasetçileri, özel bürokratları, seçilmiş mülki idare amirleri.
Listeyi görmedik ama görenlerin, bilenlerin yalancısıyız.
Dokunan yanıyor.
Parayı kapanların lekelenmeme hakkı varmış da ondan yırtıyorlar.
Mal varlıklarına tedbir konulan siyasetçi ve yakınlarının tedbiri anında kaldırılıyor.
İşin üstüne gidiliyor gibi yapılıyor bizce.
Bir yere dayandı mı duracak gibi.
Düştüğümüz hale bakın foncuların parası bizim dilimizi yoruyor.
DAMDAKİ EŞEK
Kimse alınmasın.
Hikaye bu hem de Nasrettin Hoca’dan;
“Nasrettin hoca eşeği hava alsın diye dama çıkarmış. Bir müddet sonra eşeği indirmeye çalışmış, kan ter içinde kalmış ama eşek inmemiş bir türlü. Hoca da eşeği damda bırakmış. Oynama alanı bulan eşek damda öyle çok zıplamış ki en sonunda dam delinip eşek aşağı düşmüş ve ölmüş.
Eşeğin akıbetini ibretle izleyen hoca "Demek ki eşeğin mertebesini yükseltirsen hem bulunduğu yere zarar verir, hem de kendine." Demiş.
Üzerine alınmayanlar damlara baksınlar mı bir?
Yorumlar
Henüz yorum yok.
İlk yorumu sen yaz, tartışmayı başlat.