Beşiktaş Teknik Direktörü Giovanni Van Bronckhorst, zor bir deplasmandan bir puan aldıklarını belirterek, “Galip gelememek tabii ki de üzücü. Ama 10 kişiye karşı oynama detayıyla alakalı olarak bu durumdan bir şeyler öğreniyoruz. Bu maçı analiz edeceğiz ve önümüzdeki hafta oynayacağımız Eyüpspor maçına hazırlanacağız” dedi.
Trendyol Süper Lig’in 5. haftasında Beşiktaş, deplasmanda karşılaştığı Trabzonspor ile 1-1 berabere kaldı. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Beşiktaş Teknik Direktörü Giovanni Van Bronckhorst, maçın ilk 15 dakikasının beklediği gibi geçtiğini dile getirerek, “Zor bir deplasman, zor bir maç tabii ki de. Evinde güçlü olan bir takıma karşı yeni hocasıyla yeni bir başlangıç yapan bir takıma karşı oynadık. Maçın ilk 15 dakikası beklediğim gibi geçti. Tempolu, ikili mücadelelerin olduğu bir ilk 15 dakikaydı. Rakibimiz için maçın değiştiği an 10 kişi kaldıkları kırmızı kart anı oldu. Kırmızı karttan sonraki 10-15 dakikalık süreçte iyi oynayamadık. 10 kişiye karşı oynamamız gerektiği şekilde oynayamadık. Rakibin golü bulduğu frikik pozisyonunda da iyi savunma yapamadık. Basit bir şekilde gol yedik. Daha sonrasında saha içerisindeki dizilişimizi değiştirdik. İlk yarının son 20 dakikasını kontrol altında tuttuk. Bu süreçte bir gol bulduk. İki de fırsat oluşturduk ama bu fırsatlarda rakip kalecinin harika kurtarışları oldu. İkinci yarıda ikinci golü bulmaya çalıştık. Goller atmaya çalıştık. Ama ilk yarının son 10 dakikasında olduğu gibi aynı oyunu oynayamadık. Pas hızımız yeterince iyi değildi. Yine de fırsatlar bulduk ama rakip kaleci bu noktalarda yine başarılıydı. Rafa Silva ve Semih’le fırsatlar bulduk. Bunları gole çeviremedik. Tabii ki de zor bir deplasman. Zor bir deplasmandan bir puan alıyoruz. Ama bugün itibariyle iki puanı kaybettik. Rakip kendi taraftarıyla da aynı zamanda skoru almak için çok fazla uğraştı. Onlar da bu konuya yardımcı olmaya çalıştılar. Galip gelememek tabii ki de üzücü. Ama 10 kişiye karşı oynama detayıyla alakalı olarak bu durumdan bir şeyler öğreniyoruz. Bu maçı analiz edeceğiz ve önümüzdeki hafta oynayacağımız Eyüpspor maçına hazırlanacağız” ifadelerini kullandı.


Giovanni Van Bronckhorst: “Zor bir deplasmandan bir puan alıyoruz”
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


