Reklam
Reklam
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
09 Temmuz, 2024 12:22 tarihinde yayınlandı
0

Baraj suları evinin duvarına dayandı: 75 yaşındaki Sebaha Nine koca köyde tek başına mahsur kaldı

Artvin’in Yusufeli ilçesine bağlı Çeltikdüzü köyünde, baraj sularının evinin duvarına dayanması sonucu 75 yaşındaki Sebaha Küçük, evi kamulaştırılmadığı için köyde tek başına yaşamak zorunda kaldı. Evine ulaşım yollarının baraj suları altında kalmasıyla Sebaha Nine, tamamen izole bir hayat sürmeye başladı.

Yusufeli ilçesinde, Çoruh Nehri üzerine inşa edilen 275 metre yüksekliğindeki kemer barajıyla Türkiye’nin birinci, dünyanın beşinci en yüksek barajı olan Yusufeli Barajı ve HES projesi, elektrik üretimine geçtiğimiz aylarda başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Kasım 2022’de katıldığı törenle su tutma işlemi başlarken, geçen bir yıl içinde Yusufeli ilçe merkezi ve yedi köy tamamen sular altında kaldı.

Baraj sularından kısmen etkilenen 10 köyden biri olan ve 164 haneli son köy olan Çeltikdüzü’nde dramatik bir olay yaşandı. Çocukluğu bu köyde geçen 75 yaşındaki Sebaha Küçük’ün evi, baraj sularının en yüksek kotu olan 713 kotunun iki metre üstünde kaldı. Bu durumda kamulaştırma yapılmayınca Sebaha Nine, köyde tek başına yaşamak zorunda kaldı. Baraj suları 710 kotuna çıktığında ise Sebaha Nine’nin evine ulaşım sağlayan yol sular altında kaldı ve bu durum köyde mahsur kalmasına neden oldu.

“Evimin İki Tarafıda Sular Altıda Kaldı”

Tansiyon ve şeker hastası olduğunu belirten Sebaha Küçük, “Dizlerim ağrıyor, gezmekte zorlanıyorum. Burada tek başıma yaşıyorum. Çocuklarım dışarıda çalışıyor, bana gelip yardımcı olamıyorlar. Yakın komşularım yok, kimsem yok. Daha önce yolumuzu baraj suları almadan, uzakta yaşayan komşularıma gidiyordum. Ama şimdi gidemiyorum. Evimin her iki tarafı da sular altında, şu anda evimin yolu yok” dedi.

“Köy tamamen kamulaştırılmalıydı”

Sebaha Nine’nin akrabası Abdullah İspirli ise, “Köyümüz baraj suları altında kaldı. Bazı bölgelere su çıkmadığı için kamulaştırma yapılmadı. Bunlardan bir tanesi de Sebaha Teyze’nin evi. Evi baraj sularının tam sınırında olduğu için yolunun sular altında kalması ve evin kayma riski var. Bu yüzden bu evlerin bir an önce kamulaştırılması gerekiyor. Aslında bu bölgenin tamamen kamulaştırılması gerekiyordu” şeklinde konuştu.

Sebaha Teyze daha güvenli sağlıklı bir ortama taşınması

Yusufeli’nin sular altında kalma sürecini günlük olarak görüntüleyen ve arşiv oluşturan Serhat İnce ise, “Sular en son yükseldiğinde teyzemizin durumu açıkça belliydi. Bu yıl 710 kotunda yeni bir yol yapıldı ve bu yol sular altında kaldı. Teyzemizin tek ulaşım yolu bu yoldan sağlanıyordu ve bu yol da baraj suları altında kaldı. Ben ona ulaşmak için dizime kadar suyun içinden geldim. Yetkililerin bir an önce buradaki teyzemizi kamulaştırıp, daha güvenli ve sağlıklı bir ortama taşımalarını istiyorum” ifadelerini kullandı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin