Bakan Yılmaz Tunç: “Türkiye’de herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir” - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
08 Haziran, 2024 08:07 tarihinde yayınlandı
0
0

Bakan Yılmaz Tunç: “Türkiye’de herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir”

Bolu’da AK Parti İl Başkanlığı binasında açıklamalarda bulunan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Hala Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili kısıtlama olduğunu söyleyenler var. Kesinlikle böyle bir durum söz konusu olamaz. Türkiye’de herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir” dedi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Bolu’da bir dizi ziyaretlerde bulundu. Bakan Tunç, AK Parti Bolu İl Başkanlığını ziyaret etti. Parti binasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Yılmaz Tunç, Türkiye’deki düşünce ve ifade özgürlüğüne dikkat çekti. Bakan Tunç, İsrail tarafından saldırıya uğrayan Filistin halkının yanında olmaya devam edeceklerini dile getirdi.
“Türkiye’de herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir”
Türkiye’de herkesin özgürce düşüncesini ifade edebileceğini söyleyen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Bu ülkede bundan 20 yıl önce, bundan 15 yıl önce neler konuşulurdu? Kılık kıyafet, özgürlüğü kısıtlanmıştı bu ülkede. Yani kadınlar başı açık-başı kapalı diye ayrılırdı. Okullara kapalısın diye sokmazlardı. Mezuniyet törenlerinde yaka-paça dışarı atılırdı. Şimdi düşündüğümüz zaman ne kadar saçma şeylerle uğraştığımızı hep beraber görüyoruz. Artık o günler geride kaldı. Özgürlüklerin alanını genişlettik. Düşünce ve ifade özgürlüğünün alanını da genişlettik. Hala Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili kısıtlama olduğunu söyleyenler var. Kesinlikle böyle bir durum söz konusu olamaz. Türkiye’de herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir. Tabii düşünce ve ifade özgürlüğünün demokratik hukuk devletlerinde de bir sınırı vardır. O sınırda bir başkasının özgürlüğüdür, temel insan haklarına aykırı bir düşünceyi, bir şiddeti teşvik, terörü teşvik yönünde bir yazı yazarsanız, bir düşünce açıklarsanız bu, dünyanın her yerinde, demokratik hukuk devletlerinde buna müsamaha edilmez. O nedenle temel hak bu özgürlüklerin kanunlar anayasa ve hukuk çerçevesi içerisinde alabildiğini, genişlediği bir ortamı oluşturduk. Ülkemizin demokratik standartlarını yükseğe taşıdık” dedi.
“Savcı soykırım suçu nedeniyle o suçu işleyen katiller hakkında bir dava açamadı”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikada hakkaniyetli duruşuyla Türkiye’nin mazlumun yanında olmaya devam edeceğini dile getiren Bakan Yılmaz Tunç, “Dış politikadaki Sayın Cumhurbaşkanımızın hakkaniyetli tutumu, adaletli tutumu ve dirayetli tutumu nedeniyle hep mazlumun yanında olduk. Dünya beşten büyüktür demeye devam ediyoruz. Bugün Filistin’de, Gazze’de bir insanlık dramı yaşanıyor. Uluslararası kuruluşlar etkisiz 16 bin çocuk öldürüldü. 10 bine yakın kadın şehit edildi. 36 bin insan Filistinli sivil insanlar soykırıma uğradı ve hala soykırım devam ediyor. Ama o soykırımı durdurmakla görevli olan uluslararası mahkemeler ve uluslararası kuruluşlar maalesef işlemiyor. Bunu başından beri Sayın Cumhurbaşkanımız hep söylüyor. Birleşmiş Milletler kürsüsüne çıktığında dünya beşten büyüktür derken işte bunu kastediyor. Uluslararası sistemin bir revizyona tabi tutulması gerektiğini hep dile getiriyor. Uluslararası Adalet Divanı var, Birleşmiş Milletler’in yargı organı. Güney Afrika’nın girişimiyle bir dava başladı. Soykırımın önlenmesi sözleşmesinden kaynaklanan ve İsrail’in bu sözleşmeyi ihlal ettiği gerekçesiyle başlayan davaya biz de müdahil oluyoruz şimdi. O kararı aldık. Dışişleri Bakanlığımız, Adalet Bakanlığımız birlikte ortak çalışıyoruz ve müdahil oluyoruz. Orada tedbir kararları verildi ama tedbir kararlarını uygulayacak. Dünyada güvenlik konseyinin uygulaması lazım bunu. Ama Güvenlik Konseyi’nde 5 üye, bir tanesi hayır dediği zaman karar geçersiz. Uluslararası ceza mahkemesi var soykırım yapan kişileri yargılamakla görevli. Suç duyurularında bulunduk. Türkiye’den bütün sivil toplum kuruluşları, barolarımız yüzlerce dilekçe gitti Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı’nın başlattığı bir soruşturma 7 Ekim’den önce de var. 7 Ekim’den sonra da var. Ama maalesef bir davaya dönüşemedi. Yani savcı soykırım suçu nedeniyle o suçu işleyen katiller hakkında bir dava açamadı. Yakalamaya yönelik, tutuklamaya yönelik yakalama kararı talep etti. Ama bu talep maalesef henüz karşılanmadı. Ve ‘niye talep ettin?’ diye Amerika Birleşik Devletleri şimdi uluslararası ceza mahkemesinin başsavcısını suçlamaya kalkışıyor. İşte böyle bir düzen adil olmayan bir dünya düzeni. Biz hep dünyada da hakkaniyeti adaleti savunmaya devam edeceğiz inşallah. Mazlumun hakkını savunmaya devam edeceğiz. O çocuk hakları diye bas bas bağıran, kadın hakları diye konuşan o uluslararası kuruluşların nasıl ikiyüzlü davrandığını işte şu İsrail’de çocuk katliamlarını görmezden geldikleri şu ortamda bütün dünya tarafından da görülmüş oldu” dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay