Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
06 Nisan, 2024 16:00 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

7. Uluslararası Bolu Koru Gebelik, Doğum ve Lohusalık Kongresi 25 Nisan’da başlıyor

Doğum konusunda Türkiye’nin en önemli kongresi olma iddiasını taşıyan “Uluslararası Bolu Koru Gebelik, Doğum ve Lohusalık Kongresi”nin 7’ncisi, bu sene 25-28 Nisan tarihleri arasında Bolu Koru Hotel’de gerçekleştirilecek.
Doğasında Doğum Derneği tarafından bu alanda çalışmaları bulunan birçok bilimsel derneğin desteğiyle düzenlenecek kongre, doğum ekibinin bir parçası olan tüm sağlık profesyonellerini bir araya getirecek. 4 gün sürecek olan kongrede doğum hekimlerinin yanı sıra perinatoloji uzmanları, ebeler, hemşireler, yenidoğan hekimleri ve doğuma katkı sağlayan birçok branş uzmanı da yer alacak. Türkiye’de sadece doğumun ele alındığı en büyük bilimsel toplantı olma özelliğini taşıyan 7. Uluslararası Bolu Koru Gebelik, Doğum ve Lohusalık Kongresi’nin başkanlığını yürüten Prof. Dr. Aydan Biri, kongre ile ilgili şunları söyledi:
“Bu kongrenin bilimsel programını hazırlarken Türkiye’de doğum üzerine yıllarca çok emek vermiş akademisyenler ile pratik deneyimleriyle öne çıkmış çok önemli isimleri buluşturmaya çalıştık. Sadece ülkemizdeki değil, 4 gün boyunca farklı ülkelerden de kongreye katılan 24 uluslararası, toplam 148 bilim insanının bir araya gelerek, doğum konusundaki tecrübelerini genç meslektaşlarımızla paylaşmasını planladık. Bu çok değerli bir paylaşım. Unutmamak gerekir ki, ülkemizde doğum artık bir halk sağlığı sorunudur. Sistemdeki yanlışlıklar, uygulamalardaki sıkıntılar milyonlarca kadının doğum şekillerini, doğum süreçlerini olumsuz etkilemektedir. Doğasında Doğum Derneği olarak 2017 yılından bu yana başta Sağlık Bakanlığımız ve meclisimiz olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri dernekler ile birlikte ülkemizdeki doğumları iyileştirmek, güzelleştirmek üzerine büyük bir çaba gösteriyoruz. Konunun bilimsel yönü kadar toplumsal, sosyal ve politik yönünü de önemsiyoruz. Ülkemizde giderek artan sezaryen oranları ile yıllar içinde doğum eğitiminde ciddi eksiklikler oluşmaya başladı. Genç meslektaşlarımız eğitim edinme ve tecrübe geliştirme noktasında zorlanıyorlar. Ülkemizin geçmişte çok iyi bir çizgide olduğuna inandığım doğum becerisi yüksek sağlık profesyoneli kaynağını, bu yanlış uygulamalar sonucunda kaybetmeye başladık. Yıllar içinde mesleki becerilerin daha da zayıflaması, gelecekte kadınlarımızın yeni yeni sıkıntılar yaşamasına neden olacaktır. İşte konuyu bir halk sağlığı problemi olarak görmemizin temel nedeni budur. Bizlere düşen görev genç hekimlerimizin ve ebelerimizin eğitimlerine katkı sağlamak, mesleki beceri ve tecrübelerine destek vermektir. İşte tam da bu misyon ile Doğasında Doğum Derneği ülkemizin en önemli doğum kongresini düzenlemektedir. Her yıl kongrenin akademik ve pratik çizgisini daha da yukarıya çekmek için azami dikkat gösterilir. Zaten derneğimizin kuruluş motivasyonu da tamamen bu bakış açısıdır.”
4 gün boyunca bilimsel programın doktorların başta ebeler olmak üzere tüm doğum ekibiyle birlikte aynı salonu paylaşacakları şekilde organize edildiğini ifade eden Prof. Dr. Biri, “Doğum ekip işidir. Ülkenin tüm doğum iş yükünün ve hukuksal sorumluluğunun tek başına hekimlerin sırtına yüklenilmesi doğru bir politika değildir. Takibi sadece hekimlerin yapmasının mümkün olmadığı bu fizyolojik sürecin detaylı bir planlama çerçevesinde ’bir doğum ekibi’ tarafından yürütülmesi hem ülkemizdeki vajinal doğum oranlarının artmasını hem de anne adaylarının doğum sürecini daha huzurlu geçirmelerini sağlayacaktır” dedi.
25-28 Nisan tarihleri arasında Bolu’da düzenlenecek 7. Uluslararası Bolu Koru Gebelik, Doğum ve Lohusalık Kongresi’nde tüm doğum profesyonellerinin mesleki streslerinden arınacakları bir sosyal program da hazırlandı. Hem öğretici hem de dinlendirici ve eğlenceli olması planlanan kongre için internet sayfası üzerinden kayıt başvurusu yapılabilecek.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
29 Ocak, 2026 12:00 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 3dk
Yorum: 0

Depremde Trabzon için asıl risk denizde değil karada

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özgenç Akın, Trabzon’un risksiz ya da deprem tehlikesi olmayan bir bölge olmadığını belirterek, "Önceki günkü deprem denizdeki bir fayda meydana geldi. Bu fayın çok büyük olmadığını biliyoruz. Ancak şehrimiz açısından daha da önemli olan Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ). Bu fay zonu çok büyük depremler üretme kapasitesine sahip. Deniz içerisindeki depremlerden çok KAFZ’da meydana gelebilecek depremler bölgemizi etkileyebilir" dedi.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre önceki gün saat 23.15’te Trabzon’un Ortahisar ilçesinin yaklaşık 28 kilometre açığında meydana gelen 3.8 büyüklüğündeki depreme ilişkin değerlendirmelerde bulunan KTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özgenç Akın, depremin şaşırtıcı olmadığını dile getirdi. Özellikle alüvyal zeminlerde, heyelanlı alanlarda bulunan yapıların mutlaka Türk Bina Deprem Yönetmeliği’ne uygun yapılması, eğer yapılmadıysa kontrol ettirilmesinin çok önemli olduğuna dikkat çeken Akın, "Depremin büyüklük ve şiddet kavramını bilmemiz gerekiyor. Şiddet Romen rakamıyla gösteriliyor ve hissettiğimiz sarsıntı gücüne göre değişiyor. Örneğin dolaplar ve avize sallandıysa bunun şiddeti farklı adlandırılıyor. Deprem büyüklüğü ise cihazlarla ölçtüğümüz aletsel büyüklüktür. Farklı büyüklükteki depremler aynı şiddette olabilir, aynı şiddetteki depremler farklı büyüklükte de olabilir. Sağlam olmayan zeminlerde şiddet daha fazla olacaktır. Çünkü şiddet yerel zemin şartlarına göre değişiyor. Bu son 3.7 büyüklüğündeki depremde de sahile yakın alüvyal zeminler daha fazla sallandı. Depremin olması bizim için şaşırtıcı değildi. Biz senelerdir Karadeniz içerisindeki faylardan bahsediyoruz. Burada depremler meydana gelebilir, normaldir. Karadeniz’de yine daha önce Gürcistan açıklarında ve Bartın’da 5-6’dan büyük depremler meydana geldi. Bölgemiz aslında aktif bir bölge. Her ne kadar deprem tehlikesi haritasında en büyük yer ivmesi 0.2 g olarak ifade edilse de zeminin kaya olduğu varsayımına dayanarak yapılan bir harita. Tabii ki bu harita yanlış değil. Bu bize bölgesel anlamda, parsel bazında da çalışmalar yapılması gerektiğini söylüyor. Heyelan içerisindeki bir yapı tabii ki bunu 0.2 g olarak hissetmiyor, daha büyük hissediyor. Kahramanmaraş depremlerinde de gördük, çok yüksek ’g’ kuvvetlerine ulaştık. Deprem açısından bölgemiz oldukça aktif. Depremden zarar görmemek tamamen bizim elimizde olan bir şey. Yapılarımızı uygun tasarlarsak; deprem, yapı ve zemin ilişkisini doğru kurarsak bir zarar görmeyiz. Trabzon risksiz ya da deprem tehlikesi olmayan bir bölge değil. Buna artık alışmamız lazım" şeklinde konuştu.

"Deniz içerisindeki depremlerden çok Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda (KAFZ) meydana gelebilecek depremler bölgemizi etkileyebilir"
Bingöl Yedisu’da beklenen 7’den büyük bir depremin Trabzon’u oldukça olumsuz etkileyeceğini vurgulayan Akın, "Deprem denizdeki bir fayda meydana geldi. Bu fayın çok büyük olmadığını biliyoruz. Ancak deprem açısından daha önemli olan Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAFZ). Çok büyük depremler üretebilen bir fay hattı. Bizim buna uzaklığımız yaklaşık 150 kilometre. Deniz içerisindeki depremlerden çok Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda meydana gelebilecek depremler bölgemizi etkileyebilir. Türkiye’nin en büyük depremi olan 7.9 büyüklüğündeki 1939 Erzincan depreminde Trabzon’da can kayıpları yaşandı. Yedisu bölgesinde 7’den büyük deprem bekliyoruz. Burada meydana gelebilecek deprem Trabzon için büyük bir problem oluşturabilir. Deniz içerisindeki faylar alüvyal alanlarda daha çok hissedilir. Meydana gelen deprem aslında çok yıkıcı bir deprem değildi, küçük büyüklükte ve düşük şiddetli bir depremdi" diye konuştu.

"Trabzon ve çevresinde tsunami riskinin olduğunu düşünmüyorum"
Alüvyal alanlarda deprem enerjisinin yükseldiğini kaydeden Akın, "Özellikle sosyal medyada kullanıcıları ‘avizeler hiç sallanmadı’ dediler. Çok doğrudur, avizeler sallanmadı. Bunun nedeni bizim depreme çok yakın, yaklaşık 20 kilometre uzakta olmamızdı. Biz sadece ’P dalgası’nı hissedebildik. Daha çok sallama şeklinde değil de alttan vurma etkisi oluşturan bir dalgadır. Dolayısıyla avizeler sallanmadı. Sadece binaların altından bir vurma etkisi meydana geldi. Trabzon ve çevresinde hayatı olumsuz etkileyebilecek düzeyde bir tsunami riskinin olduğunu düşünmüyorum. Kuzey Anadolu Fay Hattı bizim için daha önemli. Dikkate alınması gereken en büyük tehlike budur" ifadelerini kullandı.

"Çok korkulacak bir durum olduğunu düşünmüyorum"
Artçı depremleri tahmin etmenin zor olduğunu belirten Akın, "Genellikle artçılar 1-2 derece düşük olur. Eğer bu öncü depremse daha büyük deprem olması beklenir. Fakat biz öyle bir deprem beklemiyoruz. Düşük bir ihtimal de olsa artçı olarak 1.5-2 büyüklüğünde depremler de meydana gelebilir. Bu tamamen fayın yüklendiği stres ve fayın geometrisine göre değişecektir. Bu deprem özelinde çok korkulacak bir durum olduğunu düşünmüyorum" dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin