Bursa’da 2016 yılında evlendiği eşi ile boşanma davası devam eden inşaat mühendisi U.Y, 1.5 yıldır 4 yaşındaki kızını görmek için mücadele veriyor.
Baba U.Y, 2016 yılında, eşi A.P.Y ile evlendiklerini ve bu evliklerinden bir kız çocuklarını olduklarını ancak 2020 yılında aile içi huzursuzluklarından dolayı boşanma kararı aldıklarını söyleyerek, “Kendim gibi inşaat mühendisi olan ve halen Bursa Uludağ Üniversitesinde doktora yapan eşim A.P.Y ile 2020 yılından bu yana boşanma sürecimiz devam ediyor ve davamız Yargıtay aşamasında. Evlilikten doğan kızım N.Y’yı, 5 aylıktan bu yana bana göstermediği için icra yolu ile görüyordum. İcra ile görüş kaldırıldığı için Bursa Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğüne başvurarak teslim alıyordum. Karabük Aile Mahkemesi çocuğum ile kişisel ilişki kurabilmem için her ayın 2. ve 4. haftasına tekabül eden hafta sonları görüş günü vermişti. Ancak karşı taraf yatılı vermemek için defalarca mahkemeye itiraz etti. Hatta akıl almaz bir iftira atarak beni cinsel tacizle suçladı. Şuan 4.5 yaşında olan kızımı görebilmek umudu ile Karabük’ten Bursa’ya ayda 2 hafta sonu 450 km yol gidiyordum. Hiçbir vicdana sığmayacak şekilde kızıma babası cinsel istismarda bulundu diyerek iftirayla kızımı bana vermemek veya göstermemek için türlü türlü yollara başvursa da savcılık tarafından iki kez takipsizlik raporu verildi. Çocuğumu görmek için mahkeme kararı olmasına rağmen, bana 1.5 yıldır kızımı göstermiyor. Kızıma hasret kaldım. Hukuk kuralları çerçevesinde bir baba olarak kızımı görmek ve onunla baba kız ilişkisini geliştirmek her vatandaş gibi benimde hakkım. Defalarca Bursa mahkemelerine başvurarak benim için uzaklaştırma kararı dahi aldırmaya çalıştı, ancak her defasında mahkeme ret verdi. Ancak bu sefer kendisi Bursa’da ikamet etmesine rağmen Ankara’dan hakkımda uzaklaştırma kararı aldırdı. Sırf bana kızımı göstermemek ve baba sevgisinden mahrum etmek için elinden geleni yapsa da ben hukuk mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Benim isteğim 1.5 yıldır kızını göremeyen bir baba olarak bu hasretimin dindirilmesini istiyorum” dedi.


1.5 yıldır 4 yaşındaki kızını görebilmek için mücadele veriyor
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

