Karabük Postası tarafından
15 Mayıs, 2017 08:59 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Zonguldak maden işçisi, Soma şehitlerini unutmadı

ZONGULDAK Manisa'nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen maden faciasında yaşamını yitiren 301 madenci kazanın 3’üncü yıl dönümünde anıldı. Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) üyesi Zonguldak maden işçileri de acıyı unutmadı ve Soma’da Maden Şehitliğini ziyaret ederek 301 maden şehidi için dualar okudu. GMİS Genel Teşkilatlandırma ve Eğitim Sekreteri Kahraman Kabasakal’ın kafile Başkanlığı’nda Karadon ve Kozlu Şube Başkanları ile Karadon, Kozlu, Armutçuk şube yöneticileri ve bir grup maden işçisi 13 Mayıs 2017 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan Maden Şehitliğini ziyaret ederek maden şehitlerinin mezarlarına karanfil bıraktılar ve Kur’anı Kerim okuyarak, dualar ettiler. Benzer acıları 170 yıldır yaşayan ve 5 binin üzerinde maden şehidi bulunan Zonguldaklı madencilerin, şehitliği ziyaret sırasında duygusal anlar yaşandı. Maden işçilerinin duygulandıkları ve gözyaşlarını tutamadıkları görüldü. Maden Şehitliğinde Manisa Müftülüğü’nden görevli din adamları ile maden işçileri Kur’anı Kerim okudu, şehitler için dualar edildi. Ardından şehitlikte bulunan maden şehitlerinin kabirlerine karanfiller bırakıldı. Burada gazetecilere açıklama yapan GMİS Genel Teşkilatlandırma ve Eğitim Sekreteri Kahraman Kabasakal, “3 yıl önce bugün Türkiye ve dünya madencilik tarihinin en büyük facialarından biri burada, Soma’da yaşandı. 301 madenci kardeşimiz son derece acı verici bir biçimde hayatlarını kaybettiler” dedi. Kabasakal konuşmasına şöyle devam etti; “Gözyaşları içinde eşler, çocuklar, analar, babalar, kardeşler, onlarsız 3 yılı geride bıraktı. Biz, Türkiye Taşkömürü Kurumunda çalışan ve 170 yıldır benzer acıları yaşayan Genel Maden İşçileri Sendikası üyeleri olarak onları var olduğumuz sürece unutmayacağımıza söz veriyor, maden şehitlerimizi şükran ve minnetle anıyoruz. Mekanları cennet olsun, nurlar içinde yatsınlar. Bu facianın ardından madencilik sektöründe ve iş güvenliği alanında düzenlemeler yapıldı. Sosyal haklar anlamında kazanımlar elde ettik. Soma’da şehit olan madenci kardeşlerimizin hayatları karşılığında verilen bu hakları keşke böyle ağır bedeller ödemeden alabilseydik. Bundan sonra böyle faciaların yaşanmamasını diliyoruz. Madenci çocuklarının babasız büyümesini istemiyoruz. Zonguldaklı madenciler olarak hayatlarını kaybeden kardeşlerimizin ruhlarına dua ediyor, onları şükran ve minnetle anıyoruz."

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.