ZONGULDAK ’ın Ereğli ilçesinde yaz ishali salgını nedeniyle acil servisler ile enfeksiyon hastalıkları polikliniklerindeki yoğunluk arttı.
Kdz. Ereğli ilçesinde Ramazan Bayramı sonrası yaz ishali salgını yaşanmaya başlandı. Salgın nedeniyle Kdz. Ereğli Devlet Hastanesi başta olmak üzere ilçedeki iki özel hastanenin acili ile enfeksiyon hastalıkları polikliniklerine başvurularda önemli oranda artış oldu. İlçedeki üç hastaneye son bir hafta içerisinde ishal, mide bulantısı, halsizlik ve kusma gibi şikayetlerle başvuranların sayısı 5 bini geçti.
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı Dr. Tuğba Erdoğan, sıcakların artması, Ramazan Bayramı’nda kalabalık ortamlara girilip kontrolsüz gıda ve bilinmeyen kaynaklardan gıda tüketilmesi nedeniyle salgının yayıldığını söyledi. Yaz aylarında bu tür rahatsızlıkların arttığını ifade eden Dr. Tuğba Erdoğan vatandaşlara bol bol su içmeleri, el temizliğine dikkat etmeleri, meyve ve sebzeleri iyice yıkamadan tüketmemeleri tavsiyesinde bulundu. Yaz ishali ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi veren Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı Dr. Tuğba Erdoğan, “Sıcakların artması sonucu Gastroenterit, bulantı, kusma ve ishal ile başvuran hasta sayısı arttı. Bu beklenende bir şey. Sıcaklar arttı, bir bayram dönemi yaşadık, kalabalık ortam ve kontrolsüz gıda tüketimi oldu, ziyaretler esnasında bilinmeyen kaynaklardan sular içildi. Kalabalık bir ortam yaşadığımız içinde herkes birbirine kolay bulaştırdı. Sıcaklarında etkisi ile hastalar daha halsiz ve bitkin hale geldi. Biz ishal salgınlarını özellikle yaz aylarında yaşıyoruz. Bir kere bilmedikleri bir kaynaktan su tüketmemeleri lazım. Bilmediğimiz yerlerden yiyecek tüketmeyeceğiz. Mümkünse hazır su eğer mümkün değil ise belediyelerin sağladığı suyu kullanmamız önemli. Çünkü belediyelerin sağladığı sular düzenli olarak klorlanır, düzenli tahliller alınır. Her hangi bir sorun varsa da acil bir şekilde müdahale edilir. Bunun dışında ellerimizi çok iyi yıkamamız lazım. Sebze ve meyveleri çok iyi yıkamadan asla tüketmememiz lazım. Diyelim ki başımıza ishal, kusma yada bulantı geldi. Bu durumda da en önemli şey sıvı kaybı yaşamamak. Bol bol su tüketmeliyiz. Mümkünse yoğurt ve ayran gibi hem yaz aylarında serinletici hem de mikro organizmaları kolay yok edecek gıdaları tüketmek lazım. Eğer buna rağmen şikayetleri giderilemiyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekir” diye konuştu.
YAZ İSHALİ ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR İÇİN ÇOK TEHLİKELİ
Bu dönemlerde küçük çocuklara ve yaşlı hastalara çok dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Erdoğan, ishal, bulantı, halsizlik ve kusma şikayeti bulunan küçük çocuk ve yaşlıların vakit geçirmeksizin sağlık kuruluşlarına getirilmesini istedi. Dr. Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:
“İshal dönemlerinde en tehlikeli gurup küçük çocuklar ve yaşlı hastalar. Özellikle onlara dikkat edilmesi gerekir. Çünkü onların su kaybetmesi normal genç yetişkinlere göre çok daha tehlikeli olabiliyor, su kaybı ciddi sonuçlara yol açıyor. Bu nedenle çocuklarda veya yaşlılarda bu tarz bir durum olduğunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna hiç beklemeden başvursunlar.”
HASTALIK KENDİLİĞİNDEN GEÇER Mİ?
İshalin normalde 1-2 gün içerisinde kendisini sınırlayacağını dile getiren Dr. Tuğba Erdoğan, sıvı tüketiminin hastalıkla mücadelede çok önemli olduğunu vurguladı. Dr. Erdoğan, “Bize son dönemde bulantı ve kusma çok daha fazla rahatsız ettiği için başvuruyorlar. Şiddetli bulantı ve kusmaları varsa ve bu artık onları rahatsız ediyorsa zaten sağlık kuruluşuna başvursunlar. Ağızdan bir şey almak çok önemli çünkü.
Sıvı tüketemeyeceklerinin ve bir şey yiyemeyeceklerini anladıkları anda acile gelsinler, hiç beklemesinler. İshal varsa, o kendini 1-2 gün içerisinde sınırlar. Eğer sınırlamıyor, çok fazla sayıda ishalse, kendisini çok halsiz, bitkin ve düşkün hissediyorsa evde hiç beklemeyip acil servislere yada Enfeksiyon Hastalıkları Poliklinikleri gibi polikliniklere mutlaka başvursunlar” şeklinde konuştu.


Yaz İshali Çocuklar ve Yaşlılar için Çok Tehlikeli
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


