Samsun’da 120 milyon euro ekonomik katkı ve 2 bin kişilik istihdam sağlaması öngörülen yat turizmi için bölgesel iş birliği toplantısı düzenlendi.
Karadeniz kıyılarında yat turizmi potansiyelinin kıymetlendirilmesi maksadıyla başlatılan “Karadeniz Kıyıları Yat/Yelken Turizmi Fizibilite Çalışması” çerçevesinde düzenlenen toplantı, Samsun Vali Yardımcısı Emin Çolak başkanlığında yapıldı. Toplantıya; Kıyı Güvenlik Karadeniz Bölge Kumandanı Tuğamiral Ahmet Bahadır, Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Necmi Çamaş, Cumhurbaşkanlığı Memleketler arası Yat Yarışları Komite Lideri Ekrem Yemlihaoğlu, Samsun TSO Yönetim Kurulu Lideri Salih Zeki Murzioğlu, OKA Genel Sekreteri Mehlika Dicle, vilayet ve bölge temsilcileri ile su eserleri kooperatiflerinin liderleri katıldı.
Toplantıda Karadeniz kıyılarındaki yat limanları, çekek alanları, bakım alanları üzere yatırımların bugünü ve geleceği değerlendirildi. Şile’den Hopa’ya kadar olan 650 deniz millik kıyı şeridinde her 25-45 deniz mili ortasında bir yat limanı yahut iskelesi kurulması hedefleniyor. Bu kapsamda 10 yat limanı, 12 yat iskelesi ve 14 çekek alanı olmak üzere toplam 6 bin 820 yat kapasitesine ulaşılması öngörülüyor.
Yat limanlarının bakım-onarım, yakıt, konaklama, yeme-içme üzere hizmetlerle yılda yaklaşık 120 milyon euro ekonomik katkı sağlaması ve 2 bin bireye direkt istihdam oluşturması bekleniyor. Yan sanayi ve hizmet bölümüyle bu sayının daha da artabileceği bedellendiriliyor. Ayrıyeten kurulacak toplumsal tesislerin bölge halkına ve gençlere denizcilik alanında yeni eğitim ve toplumsal imkanlar sunacağı bildirildi.
Dünya genelinde 25 binden fazla yat limanı bulunurken, Türkiye’de 87 adet yat limanı ve barınak ile 20 bin 520 yat bağlama kapasitesi mevcut. Türkiye, Akdeniz ülkeleri ortasında bu kapasiteyle dördüncü sırada yer alıyor.


Yat turizmi ile 120 milyon euroluk katkı ve 2 bin istihdam hedefi
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

