blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
16 Eylül, 2024 12:52 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

Yaşlı çiftin evi taşlandı, park halindeki otomobili kundaklandı

Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde yaşlı çiftin otomobili uyudukları sırada kundaklandı, evlerinin taşlandı. Sesleri duyunca uyanan çift büyük korku yaşadıklarını söyledi.
Olay, 12 Eylül’de Kastamonu’nun İnebolu ilçesi Yukarı Karaca Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, mahallede yaşayan Necmettin (70) ve Zehra (65) Siriş, gece uyurken evlerinin camı taş atılarak kırıldı. Sesi duyunca uyanan çift korku ile dışarı çıktı. Çift, park halindeki otomobillerinin ateşe verildiğini ve camlarının kırıldığını gördü. Kendi imkanları ile yangını söndürmeye çalışan çift durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri tarafından yapılan müdahale ile otomobildeki yangın söndürüldü. Polis ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı. Olayı gerçekleştiren şahıs ya da şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunan çift, otomobilin kırılan camlarını ve yanan tavanını tamir ettirdi. Yaşanan olayla ilgili konuşan çift, tekrar aynı olayın yaşanmasından korktuklarını söyledi.

"Aracın benzin deposuna alevlerin ulaşmasına çok az kalmıştı"
Necmettin Siriş, büyük korku yaşadıklarını belirterek, “Sabah namaz kıldım. Daha sonra tekrar uyumak için yatağa girdim. Saat 05.00 sıralarında bir ses geldi. Sesi duyunca yataktan fırladık. ’Kim o’ diye bağırdık, kimse yoktu. El feneri ile dışarı çıktım. Aracın üzerindeki brandanın yandığını gördüm. Aracın camları kırılmıştı. Aracın benzin deposuna alevlerin ulaşmasına çok az kalmıştı. Mazallah bomba gibi patlardı” dedi.

"Yapanın bulunmasını istiyoruz”
Olayı gerçekleştiren şahsın yakalanmasını isteyen Zehra Siriş ise, “Sesleri duyunca hemen uyandık. Eşim dışarı çıktı. Ben korkuyla çıkamadım, biraz bekledikten sonra çıktım. Arabanın üzeri yanmıştı. Branda da erimişti. Biz yapanın bulunmasını istiyoruz” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.