Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
23 Ekim, 2019 09:17 tarihinde yayınlandı
0

Vergili: “Kürt kardeşlerimiz ile en ufak bir ayrı gayrımız olmadı”

Vergili: “Kürt Kardeşlerimiz Türk Vatandaşlarımız İle Eşit Haklara Sahip Olarak Yaşamaktadırlar”

Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Başkan Vergili yaptığı açıklamada; “Bizim bugüne kadar Kürt kardeşlerimiz ile en ufak bir ayrı gayrımız olmadı. Çoğu zaman akrabalık ilişkilerimiz oldu, aynı sofrada yemek yedik, aynı mekânları ve aynı ibadethaneleri paylaştık. Tabi birilerinin Kürt kardeşlerimizle aramıza nifak tohumları atmaları işlerine geliyor. Coğrafyamıza baktığımız zaman biz iki tane olayı kabullenmiş ve o şekilde yaşamaya devam etmişiz. Bir tanesi bizim İslamiyet ile tanıştığımız Talas Savaşıdır. Arap komutanlar 40 bin kişilik ordusu ile 100 bin kişilik Çin ordusuna karşı perişan olacakları zaman 10 bin kişilik Türk ordusunun katılımı ile savaşın kaderi değişmiş, Türkler de İslamiyet ile tanışmıştırlar. Diğeri ise Anadolu’ya giriş savaşı olan Malazgirt Savaşı’nda Alparslan’ın 40 bin kişilik ordusu ve bu orduya 10 bin kişilik bir Kürt birliğinin intikali ile Haçlı Ordusuna karşı zafer kazanılmış olmasıdır. Bu savaş ile birlikte Anadolu’nun kapıları açılmıştır. Böyle bir birlik beraberlik var. Aslında Kürtlerin yaşamış olduğu yer Fırat’ın güneyi, Anadolu toprakları değildir. Biz birlik ve beraberlik ile Anadolu’ya girdikten sonra bugüne kadar Kürtlerin tamamı Türk vatandaşları ile birlikte aynı eşit haklara sahip olarak yaşamışlardır.

Birileri devlet kurma hayalleri ile yine aynı şekilde nifak tohumları atarak aşağı yukarı 30-40 seneden bu tarafa Doğu Anadolu’da huzursuz bir ortam yaratmışlardır. Bunların sayılarını 1000 ile 5000 olarak belirtiyorlar. Bunlar hem kendi vatandaşlarını rahatsız etmişlerdir, hem de devletimize ekonomik olarak çok büyük kayıplar verdirmişlerdir.  Buradaki en büyük hadise Avrupa’nın ve büyük devletlerin sanki Türkiye bir etnik temizlik yapıyor veya asimilasyon politikaları uyguluyormuş gibi olayı göstermeye çalışmalarıdır.

Tahmin ediyorum Kurtuluş Savaşı’ndan çıktıktan sonra Türkiye’deki Kürt nüfusu 1 milyona yakın olabilir. Bugün İsveç ve Norveç gibi İskandinav ülkelerinin asıl yerel ırkı Sagan ırkıdır, bugün Laponlar denen bir ırktır. İsveç ve Norveç öyle bir asimilasyon politikası uygulamış ki o tarihte 1 buçuk milyondan bahsedilen bir Lapon ırkının çocukları elinden alınmış, erkek ve kadınlar kısırlaştırılmış. Bugün 200’e yakın bir aile kaldığından bahsediliyor. Onlarda uzak şehirlerde yaşıyorlar. Yine Avustralya’da Aborjinler bir diğer örnek. Tabi bunlar hiç bir zaman dile getirilmiyor. Ben bu konuyu Avrupa Birliğinde açtığım zaman bu arkadaşlar çok rahatsız oluyorlar. Biliyorsunuz Hollanda hala sömürgeleri olan bir devlettir. Bunlar alışmış insanları kullanmaya. Yapmış oldukları asimilasyon politikası ile bizden fazla olan bir nüfusu yok etmişler. Şimdi bizi etnik temizlik, asimilasyon programları gibi programlarla suçlamaya kalkıyorlar. Biz eğer Kürt vatandaşlarımıza böyle bir asimilasyon politikası uygulamış olsaydık bugün nüfusları 10 milyonu geçmezdi.  Ben şuana kadar bize verilen haklarının onlara verilmediğini duymadım.  Bizim en büyük sıkıntımız kendimizi ifade edemememiz. Onlarla birlik ve beraberlik içinde nasıl yaşadığımızın göstergelerini ortaya koyamamamız. Burada gerçekten yaşamış olduğu ülkeyi bilen, yaşamış olduğu toprakları bilen, Türkiye Cumhuriyeti’nde aynı şartlarda yaşamış olduğumuzu bilen 10 milyondan fazla insanımız var.

Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin son 1 buçuk yılda yapmış olduğu programların çok etkili olduğunu düşünüyorum. İleride o coğrafyada büyük bir refah ve huzur olacağına inanıyorum” dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
barude filistinin dunu bugunu ve yarini anlatildi YbJlKGrF
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
15 Mayıs, 2026 00:07 tarihinde yayınlandı
0
0

BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.

Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.

Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı

Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.

“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”

Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.

Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.

İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin