Karabük Postası tarafından
29 Nisan, 2017 08:25 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

Üniversite öğrencilerinden “Soğuk Madene, Sıcak Karşılama” etkinliği

ZONGULDAK Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Kızılay Gençlik Topluluğu tarafından Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Üzülmez Müessese Müdürlüğü’nde ‘Soğuk Madene Sıcak Karşılama’ adlı proje gerçekleştirildi. BEÜ Kızılay Gençlik Topluluğu’nun organizasyonu ile gerçekleştirilen projede TTK Üzülmez Müessese Müdürlüğü'nde çalışan maden işçilerine poğaça ve ayran ikram edildi. Vardiya çıkışı ve girişi esnasında yapılan ayran ve poğaça dağıtımında işçiler şaşkınlıklarını gizleyemedi. Türkiye Kızılay Derneği Zonguldak Şube Başkanı Nihat Aygün, gerçekleştirilen etkinlikte madenden çıkan işçilerle sohbet ettiklerini anlattı. Madencilerin her zaman hatırlanması gerektiğinin altını çizen Aygün, “Bülent Ecevit Üniversitemiz kulübümüz ile yaptığımız 'Soğuk Madene Sıcak Karşılama' sloganıyla yaptığımız bir etkinliğimiz var. Her sene farklı müesseselerde bu etkinliği gerçekleştiriyoruz. Ocaktan çıkan işçilerimizle sohbet ederek hem onlara ikramlar yapıyoruz; poğaça, su ve ayran ikram ediyoruz. Hem hatırlarını soruyoruz. Bu güzel bir şey bizim için. Maden deyince Zonguldak'ta TTK Genel Müdürlüğü geliyor. Madenlerin devam etmesinden yanayız. Her sene işçi arkadaşlarımızla beraberiz. Kızılay Kulübümüzdeki bütün arkadaşlarımız burada” diye konuştu. BEÜ Kızılay Gençlik Topluluğu Başkanı İlhan Ala ise, “Bu yıl üçüncüsünü gerçekleştiriyoruz. İlk önce Kozlu müessese müdürlüğünde başladık. Sıcak çorba ve ekmek dağıttık. Bu günkü etkinliğimizde de su, poğaça ve ayran ikram ettik. Madencilerimizin sadece kötü günlerde ve kazalarda değil, her gün yanlarında olmamız lazım. Zonguldak'ta yaşıyoruz. Ben buradan sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunmak istiyorum. Biz BEÜ Kızılay Gençlik Topluluğu olarak Zonguldak'ta maden işçilerimizin, emekçilerimizin yanındayız” ifadelerine yer verdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.