Karabük’te meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybeden aynı aileden 4 kişinin cenazeleri Burdur’da toprağa verildi.
Okulların bir haftalık tatile girmesini fırsat bilen 70 yaşındaki Muzayin Tezcan, eşi Fetiye Tezcan (58), kızı Ayşe Kayhan ve torunları Gökçe Kayhan (5 aylık) ile Mehmet Arda Şenka’yı alarak Karabük Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinde çalışan kızını ziyaret için Burdur’dan Karabük’e gitti. Tezcan yönetimindeki 15 DM 923 plakalı otomobil, sürücüsünün direksiyon kontrolünü yitirmesi sonucu kente 8 kilometre kala Kızılcaören köyü yakınlarında bariyerlere çarparak kaza yaptı. Kazada, sürücü ile birlikte eşi Fetiye Tezcan ve kızı Ayşe Kayhan, olay yerinde hayatını kaybederken, 5 aylık torunu Gökçe Kayhan ise sevk edildiği Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Otomobilde bulunan Mehmet Arda Şenka ise kazadan yaralı olarak kurtuldu.
BURDUR’DA TOPRAĞA VERİLDİLER
Karabük’ten gelen cenazeler Burdur Belediye Cenaze Hizmetleri birimine getirildi. Cenaze işlemleri bittikten sonra 70 yaşındaki Muzayin Tezcan, eşi Ayşe Tezcan, kızları Ayşe Kayhan ve 5 aylık Gökçe Kayhan’ın cenazeleri Ulucami Avlusuna yan yana kondu. Musalla taşı yetersiz olunca cenazeler getirilen sedyeye konuldu. Kazada kayın babası- annesi ile eşini ve çocuğunu kaybeden Ferhat Kayhan ise güçlükle ayakta durdu.
Ceza İnfaz Kurumunda Görevli olan Ferhat Kayhan’ın yakınları ve iş arkadaşları yalnız bırakmadı. Ulucami’nde kılınan ikindi namazı sonrasında cenazeler aynı cenaze araca konularak Sultandere mezarlığına defnedildi. CHP Burdur Milletvekili Dr. Mehmet Göker, Belediye Başkan Yardımcısı Ali Say, Cumhuriyet Başsavcısı Dr. Gürkan Gürdoğan, aile yakınları ile çok sayıda vatandaş katıldı.


Trafik kazasında ölen aynı aileden 4 kişi toprağa verildi
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


