Ilgaz Belediye Başkanı Mehmet Öztürk’ün Ilgaz sarıkılçık pirinciyle ilgili Avrupa coğrafi işaret belgesi alacaklarını söylemesinin ardından Tosya Belediyesi’nden yapılan açıklamada, “Belediyemiz, bu milli değerin aslına uygun şekilde korunması ve gelecek nesillere aktarılması hususundaki kararlılığını sürdürecek, tescilli haklarımızın korunması için gerekli her türlü hukuki süreci titizlikle takip edecektir” denildi.
Ilgaz Belediye Başkanı Mehmet Öztürk, Çankırı’nın Ilgaz ilçesinde yetiştirilen sarıkılçık pirinci için Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescil belgesi almak için çalışma yürüttüklerini açıkladı. Belediye Başkanı Öztürk’ün açıklaması, ‘sarıkılçık pirinci’nin coğrafi işaret belgesiyle tescillendiği Kastamonu’nun Tosya ilçesinde tepkilere sebep oldu. Konuyla ilgili Tosya Belediyesi’nden yapılan açıklamada ise Tosya sarıkılçık pirincinin ilçe dışındaki bölgelerde ekolojik şartlar sebebiyle aynı kalitede yetişmediğini ve bu durumun başka bölgelerde sahiplenilmesinin önüne geçtiğini dile getirdi. Tosya sarıkılçık pirincinin coğrafi işaret tesciliyle koruma altında olduğunun belirtildiği açıklamada, tescil haklarının korunması için gerekli her türlüğü hukuki sürecin titizlikle takip edileceği ifade edildi.
Açıklamada, “Tosya sarıkılçık pirinci, yaklaşık 500 yıllık köklü geçmişiyle Anadolu’nun en kıymetli tarımsal miraslarından biridir. Tarihi kayıtlarda “padişah hassı” olarak nitelendirilen bu eşsiz lezzet, 16. yüzyıldan bu yana Tosya ile özdeşleşmiş, 1926 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Türkiye’nin ilk çeltik fabrikasının Tosya’da kurulmasıyla birlikte bu kültür kurumsal bir kimlik kazanmıştır Tosya sarıkılçık, maratelli, akçeltik ve yaşar pirinçleri, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında 12 Kasım 2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 8 Kasım 2017 tarihinde 230 tescil numarasıyla münhasıran Tosya Belediye Başkanlığı adına ‘Menşe Adı’ statüsünde tescil edilmiştir. Bu coğrafi işaret tescili, ürünün sadece Tosya sınırları içerisinde, Devrez Vadisi’nin sunduğu özel toprak yapısı ve kar sularıyla sulanması sonucu oluşan özgün karakterini koruma altına almaktadır. Bilimsel araştırmalar ve geçmişte yapılan saha denemeleri, Sarıkılçık yerel genotipinin Tosya dışındaki ekolojik şartlarda aynı kaliteyi veremediğini, hatta hastalıklar nedeniyle tohum dahi oluşturamadığını açıkça ortaya koymuştur. Bu durum, Tosya Sarıkılçık Pirinci’nin başka bölgelerce sahiplenilmesinin önündeki biyolojik en büyük engeldir. Ürünümüzün sahip olduğu düşük amiloz (karbonhidratların daha küçük parçalara bölünmesi) oranı, özgün aroması ve kendine has morfolojik yapısı, onu diğer tüm pirinç türlerinden ayıran sarsılmaz özellikleridir. Tosya Belediye Başkanlığı koordinesinde yürütülen denetim komisyonumuz; ekimden hasada, geleneksel ‘keşan’ yönteminden paketlemeye kadar olan tüm süreçleri titizlikle takip etmektedir. 2025 yılı itibarıyla Tosya’da 900 hektarlık ekim alanında gerçekleştirilen üretimle 7 bin 380 ton rekolteye ulaşılmış olup, bu veriler Tosya’nın üretimdeki gücünü ve haklılığını perçinlemektedir. Bu hukuki ve tarihi gerçekler ışığında Tosya Sarıkılçık Pirinci isminin ve markasının tescil dışı alanlarda kullanılmasına veya sahiplenilmesine yönelik girişimler, coğrafi işaret hukukuna aykırılık teşkil etmektedir. Belediyemiz, bu milli değerin aslına uygun şekilde korunması ve gelecek nesillere aktarılması hususundaki kararlılığını sürdürecek, tescilli haklarımızın korunması için gerekli her türlü hukuki süreci titizlikle takip edecektir” denildi.


Tosya Belediyesi’nden “sarıkılçık pirinci” açıklaması: “Sahiplenilmesine yönelik girişimler, coğrafi işaret hukukuna aykırılık teşkil etmektedir”
Prof. Dr. Gürdal Yılmaz: “Hanta virüsü yeni bir salgın değil”
Dünyada yeniden gündeme gelen hanta virüsü vakaları endişe oluştururken, uzmanlar hastalığın yeni bir salgın olmadığını ve uzun yıllardır görüldüğünü belirtiyor.
Özellikle bir gemide ortaya çıkan toplu vakaların dikkat çekmesiyle yeniden konuşulan hanta virüsünün farklı türlerinin bulunduğunu belirten uzmanlar, Türkiye’deki vakaların gemide görülen türle aynı olmadığını vurguluyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Gürdal Yılmaz, gemide görülen vakaların kısa sürede ortaya çıkması dikkat çekse de hanta virüsü dünyanın birçok bölgesinde uzun zamandır bilinen bir enfeksiyon hastalığı olduğunu hatırlattı.
Türkiye’de daha çok böbrek tutulumuyla seyreden ve böbrek yetmezliğine neden olabilen formların görüldüğünü kaydeden Yılmaz, bu türlerin tedaviye yanıt verme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gemide görülen vakaların ise daha çok akciğerleri etkileyerek solunum sıkıntısına yol açan ve ölüm oranı daha yüksek türler olduğunu belirtti.
Hanta virüsünün de Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi viral bir enfeksiyon olduğunu kaydeden Yılmaz, özellikle İskandinav ülkeleri, Almanya, Kuzey Avrupa ve Amerika’da görülen tiplerin daha fazla öne çıktığını, Türkiye’de görülen formların ise Balkanlar ve Karadeniz bölgesinde rastlanan, daha hafif seyirli tipler olduğunu ifade etti.
“Hanta virüsü salgını aslında daha önceden bu yana görülen bir salgın”
Dünyada bildirilen hanta virüsü salgınının daha önceden bu yana görülen bir salgın olduğunu belirten Yılmaz, “Yani yeni bir salgın değil. Geminin içinde olmasıyla birlikte etkilenen kişiler bir anda ortaya çıktı. Ancak hanta virüsü her yerde görülebiliyor. Bizde de eskiden beri hanta virüsü vardı ve tanı koyuyorduk. Ancak bizde görülen hanta virüsü, o gemide görülen türle aynı değil. Bizde daha çok böbrek tutulumuyla seyreden, böbrek yetmezliğine yol açabilen ancak tedavi edilme ihtimali daha yüksek olan formlar görülüyor. Oradaki vakalar ise daha çok akciğeri tutup solunum sıkıntısıyla ilerleyen ve daha öldürücü tiplerdi. O da bir virüstür. KKKA nasıl bir virüsse, hanta virüs enfeksiyonları da viral bir enfeksiyondur. Dünyayı tehdit eden noktasında, İskandinav ülkelerinde, Almanya’da, Kuzey Avrupa’da ve Amerika’da görülebilen tipleri öne çıkıyor. Bizdeki form ise Balkanlar ve Karadeniz’de görülen, daha hafif seyreden formlardır” dedi.
“Viral enfeksiyonlar her zaman birer tehdit”
Viral enfeksiyonların her zaman bir tehdit olduğunu belirten Yılmaz, ancak büyük bir salgına neden olabilecek bir hastalık olmadığını kaydederek, “Viral enfeksiyonlar her zaman bir tehdittir. Ancak böyle büyük bir salgına neden olabilecek bir hastalık değildir. Ebola virüsü de var. Ebola, Afrika kökenli bir hastalıktır ve daha tehlikelidir. Çünkü yakalandığında yüzde 90’lara varan ölüm oranları vardır. Özellikle oralara seyahat eden kişiler açısından önem arz eder. Dünya artık küçük, herkes her yere gidebiliyor. Oradan kişiler buraya gelebilir” diye konuştu.
Enfeksiyon hastalıklarından korunmanın yolları
Enfeksiyon hastalıkları, virüsler ve bakterilerden korunmanın yolları ile ilgili olarak ise Yılmaz “Kalabalık yerlerde maske kullanımı ve el yıkama çok önemlidir. Toplu bir yere girerken ’bana bir şey bulaşır mı’ sorusunu kendimize sormamız bile önlem almak açısından yeterlidir. Bu virüsler ülkemize her an gelebilir. Örneğin Batı Nil ensefaliti daha önce ülkemizde yoktu, sonradan görülmeye başlandı. Özellikle Batı Anadolu ve Marmara bölgelerinde görülüyor. Batı Nil ensefaliti de bir virüstür ve artık ülkemizde de görülmeye başladı” şeklinde konuştu.

